“ŞARKILARDA SÖYLENENLERİN HEPSİ GERÇEK”

20 Haziran 2014 Cuma

Her başlangıç yaşama başlangıçtır. Gerillada yeni bir deftere başlamak, hayatının yeni bir dönemine başlamak anlamındadır

Dilzar DÎLOK

Yüreğini dağların yüreğiyle buluşturan ve bu buluşmayı yeni bir aşk, bir özgürlük aşkı olarak adlandıran genç bir kadın yoldaşla tanıştım. Gerilla zamanlarını keşfetmenin coşkusunda, dağların yüceliğine dokunmanın onurunda ve her anın tarih olacağını bilmenin olgunluğunda bir gerilla. Adı Laser. Birlikte özgürlük zamanlarını soluduğu yoldaşları şahsında Kürdistan’ın her parçasını tanımanın, dünyayı keşfetmenin ve kendini tüm dünyayla bütünleştirmenin kıvancında Laser.

Zaman onun yüreğinden yepyeni anlamlar yüklenip akıyor. Kendi hızında, kendi ağırlığında ve kararlı… Ona bakınca zamanın bambaşka akış hızları olduğunu hissediyorum bir kez daha.

Kendisi gibi genç kadın yoldaşlarıyla konuşurken dinliyorum onu. Onlara sistem karşıtı güçlere ve kapitalizme ilişkin görüşlerini anlatıyor Laser. Bir ara o konuşurken defterini karıştırıyorum. Ne yok ki! Aradığım her şey var Laser’in defterinde. Bir yanda yüreğinden süzülüp gelenler, yüreğinde bir kıpırtı oluşturup da yazmadan edemedikleri, şiirleri, karalamaları; diğer yanda evrenin oluşumu, dünya tarihi, demokratik uygarlığa ilişkin ders notlarının yer aldığı kıpır kıpır bir yüreği andırıyor defteri.

Şimdi söz hakkını Laser’in defterine bırakıyorum:

“Dağa attığımız ilk adımlarımızda safları sıklaştırıyoruz. Devrim ateşinin sıcaklığını yüreklerimizde hissederek başlatıyoruz özgürlük yürüyüşümüzü. Değerli genç kadın yoldaşlarımızı aramızda görmekten onur duyuyoruz. İçinde bulunduğumuz devrim sürecinde Önder Apo’nun yarattığı paradigmanın ruhuyla biz devrimci genç kadınlar dağa attığımız bu ilk adımımızla onuru yaşıyoruz.

Doğa yürüyüşümüz ve ilk adımımız ancak dağı doğru ve ideolojik olarak anlamlandırarak doğru tanımına ulaşabilir. Gerillacılık yapmış ve zindanda tutsaklığı yaşayan yoldaşların gözlerinde her zaman daha parlak bir ışık olurdu. Ve gariptir elleri bana ışık renginde görünürdü. Onlar “özgürlüğün dağ kokusuyla merhaba” diyerek başlardı namelerine. Ben romantize ederek anlam verirdim ve bunun nasıl bir şey olduğunu kısmen de olsa dağın izlerini taşıyan çocukluğumu yani köyümü hatırlayarak anlamaya çalışırdım.

Şimdi özgürlüğün kokusunu soluyorum dağda. Şehirlerin ve kapitalizmin tozu ve kirinden sıyrılabildiğimce duyumsuyorum. Ve ben de böyle merhabalaşmaya karar verdim. Dağlarımızda şehit düşen ve şimdi zindanlarda tutsak olan gerillaların yüreklerine azıcık da olsa dokunmak istiyorum. Dokunursam yanarım korkusunu attım üzerimden.

Ve olabildiğince kendimize yakınlaşarak ve kendimizle tanışarak, kısa ömrümüzün en anlamlı ve devrim yürüyüşümüzün mihenk taşı dağlarımızda gerillayım, gerillayız işte.

Sincapların, ağaçların ve gerillaların özgürlüğe hızla, vücudun kaslarındaki değişimin ağırlarıyla bana dündeki zayıflıklarımı hatırlatıyor. Dört duvardan uzak ve çatısı gökyüzüyle mavilik olan bu yemyeşil yeryüzünde, işgal altındaki ülkemin bana onca yaraya rağmen armağan ettiğidir.

Envai renkli çiçekle, her çeşit ağaç birlikte yaşıyoruz. Dört tarafımızda pusuya yatmış düşman karakollarından koruyan doğa merhametlice, yoldaşça basıyor bağrına bizleri. Ve uyumaya hazırlanırken, pepuk kuşu bana durmadan amacımı hatırlatıyor. Analarımızın ağıtları gece boyunca pepuk kuşunun sesinden deliyor geceyi.

Anam ve babamın aya yakarışlarını hatırlayarak uzanıyorum çıplak yeşile ve yorganım olan gecenin yıldızlarını örtüyorum üzerime. Yan yana yoldaşlarca paylaşılan günün anlamının yarattığı müthiş mana doluluğuyla karşılıyorum geceyi.

Özgürlüğün dağ kokusuyla merhaba…”

 

Genç gerilla Laser, bu satırlarla başlamış defterine. Her başlangıç yaşama başlangıçtır. Gerillada yeni bir deftere başlamak, hayatının yeni bir dönemine başlamak anlamındadır. Her an bir başlangıç yapabilme gücüne ulaşanların felsefesidir bu. Ancak böyle bir kararlılığı olanlar bunu başarabilir. Zamanı özgürlük sosyolojisi olarak algılayanların yapabileceğidir. Her anın tarih yaratma anı olabilme ihtimali, gerillaları tarih yaratma kararlılığına götürdüğünde böyle olur işte. Her başlangıç bir yaşam başlangıcı olur. Her başlangıç bir doğum olur.

Böyle zamanlarda, tarihin derinliklerindeki sesler gelir, gerillanın yüreğinin çeperinde yankılanır. Kişinin sesi kolektifleşir. Kendi sesine kulak verirken tüm kendiliklerin, tüm toplumun sesi duyulur. Tüm kavramlar yeniden yorumlanır. Yeni bir sözlük oluştururcasına tanımlanır her şey.

İşte, toprak, emek, özgürlük ve anlam da Laser’in satırlarında yeniden tanımlanma şansına ulaşıyor:

“pepuk kuşunun ağıtları yankılanıyorken kulaklarımda

ve yüreğim bir yerinden parçalanıp

yeniden yeşermeyi öğrenirken

anka kuşuna kavuşmak isteyen simurglara katıl diyorum pepuk kuşuna

şimdi özgürlük çığlıklarımız çarpıyor dağlara.

ve yankılanıyor sömürge şehirlerde

inleyen mazlum halkım

ve pepuk kuşunun sesiyle analarımızın ağıtları kulaklarımızda

anama ana oluyorum farkında olmadan

onu ve bütün acılarını bağrıma basıp

gülüşlerimizle varmak istiyorum ellerine

toprak kokulu ve yorgun ellerine

bir anka bilgeliğinde anka cesaretinde kanat çırpmak istiyorum

yarını yakın kılmaya…”

Aradıklarını bulma sevinci kadar mücadele etme ve özgürlük arayışını büyütme kararlılığı tüm satırlarda yer bulmuş kendine. En güzelini en sona sakladım bu defa. Laser gibi yaptım. O merhabasını yazısının sonuna yerleştirmişti. Ben de sonuna onun şiirden merhabasını yerleştirdim. Özgürlüğün hissedildiği anların kelimelerde nasıl vücut bulduğunu bu satırlar çok güzel gösteriyor. Güzelliğin arınmakla mümkün olduğunu, yağmur imgesiyle çok güzel bütünleştirmiş Laser. İnsan yıkanıp temizlenmek, arınmak isterse tüm doğa ona yardım eder dercesine dökmüş dizelere özlemlerini, özgürlük sevincini… Laser’in toprak kokulu şiiri işte:

“merhaba

karanlık çözmek üzere

ve merhaba,

gelmek üzere olan karanlıktan önce direnen ışığa

hala yağmur yağıyor,

günlerdir yağıyor

kendime daha yakınlaştığım anlar

neden hep yağmur anları oluveriyor

düşün ki durmaksızın yıkanıyorum

birden bire her şey değişiyor

bu çağlar ömrün yarısı olurmuş

yarısında ömrümün, çocukluğumun yeşili ve sesleriyle

toprağın kokusuna bürünecek

bu sefer korkusuzca ve cesaretlice

bunun farkında olarak öyle yaşıyorum çocukluğumu

kavgada yeniden çocuk olunurmuş

şarkılarda, şiirlerde söylenenlerin hepsi gerçek.”

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.