Özgürleşmiş ve Tanrıçalaşmış Kadın Kişilikleri Üzerine

29 Ocak 2015 Perşembe

PKK tarzında cesaret ve fedakârlık herkesi Zeynep tarzı yetiştirir.

Abdullah ÖCALAN

Kürt kadınının kendini en iyi dile getirdiği 1990 yılının Cizre-Nusaybin serhildalarında önderlik edenler kadınlardı, çocuklardı. Kadın-çocuk ilişkisini göz önüne getirirsek, kesin olarak serhildanda önderlik, ağırlıklı olarak kadınındır. Bu gerçeği iyi anlamak gerekiyor. Unutmayalım ki; Cizre-Nusaybin’de Kürdistan’ın diğer benzer serhildanlarının geliştiği yörelerde, kadının kendini ortaya çıkarışı tesadüfi değildir. Birincisi; kesinlikle partimizin ideolojik-politik yaklaşımlarının doğruluğuna, kadının tutkusuna verdiği önemi gösteriyor. Bu kesindir. İkincisi; yaptığımız pratik çalışmanın doğruluğunu, kadın faaliyetlerine verdiğimiz önemi, kadın kadrolarının kitleler arasındaki çalışmalarının önemini ve sonuç alıcılığını gösteriyor. Özellikle Cizre kadınının etkilenmesinde temel rolü oynayan Bınevş AGAL yoldaşın örnek kişiliği, çok iyi bilinir ki, bu gelişmelerin en önemli nedenidir. Hemen hemen her yörede böylesine gelişmelerin ortaya çıkarılmasında, partinin bizzat eğitip mücadele alanına sevk ettiği kadın kadrolarının yeri önemlidir. Onlarca şehit verilmiştir. Daha dün 1991 serhildanının geliştiği Şırnak, İdil ve Dargeçit’te, kadınların yürüyüşün başında olduğu ve yine ilk şehidin bir kadın olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Şu ortaya çıkıyor ki; Kürdistan Devriminde daha başından itibaren kadınlar önemli rol oynayacaktır, korkusuz yöneleceklerdir.

1990 Newroz’unda partimizin ideolojisinden sınırlı olarak etkilenen kahraman kızımız Zekiye ALKAN’ın kendini yakma eylemi, "Newroz ateşi en iyi insan teninde yanmalıdır" demesi, cesaretin ve fedakârlığın sınırsız bir örneğidir. Demek ki, kadının kurtuluşa girişi öyle küçümsenecek bir giriş değildir. Doğru yol gösterildikten sonra, eğer yanlış engellemelerle dıştan dayatmalar olmazsa, kadına sonuna kadar güvenmek ve bunun doğruluğuna inanmak, sanıldığından daha fazla kurtuluşumuza katkı sağlar, zenginlik sağlar. Bu olmadan devrim olmaz. Kadının genelde dünyada, özelde Kürdistan’da katılmadığı devrim, noksan kalmış bir devrimdir, bizdeyse imkânsız bir devrimdir. Ulusal kurtuluş devriminde, demokratik, sosyalist devrimde kadın, Kürdistan özgülünde gittikçe daha artan bir rol oynayacaktır. Şu çok önemli bir gerçektir ki; Kürdistan kadını uyandığı, örgütlendiği, kat be kat kendini özgürleştirdiği oranda, Kürdistan uyanmıştır, dirilmiştir, özgürleşmiştir ve yaşanılır bir alana kavuşmuştur.

Bu fotoğrafını astığınız arkadaşınızın bana bir raporu vardı, daha şehit olduğunu duymamıştım. Ve o arkadaş hep aklımdaydı, “Önderliğin çözümlemelerinden yararlanarak, bir roman denemesi yapmak istiyorum” diyordu. Dikkatimi çekmişti. Bizde hiç kimse şimdiye kadar böyle bir söz söylememişti. Oldukça ilgili bir arkadaş dedim. Gülnaz’dan bahsediyorum. Bu kızı bir görüp tartışsaydım iyi olurdu, sonra şahadet haberi geldi. Kahraman bir kız, Roboski karakolu eylemine, takım komutanı düzeyinde katılmış, yaralanmış, yaralı olduğu halde Güney savaşı cephesinde en önde tavır almış ve orada da mermileri tükeninceye kadar mevzide kalmış. Sonra bu işbirlikçi hain güçler etrafını sarmışlar ve “teslim ol, size bir şey yapmayacağız” demişler. Tavrı ise şu; “siz düşmanla işbirliği ettiniz, güneyden kuzeyin devrimine saldırdınız, hainsiniz, sizlere teslim olmam” diyor ve tabii bizim Parti Önderliğini slogan düzeyinde haykırarak, kendini büyük bir uçurumdan atıyor. Tabii anlamlıdır. Çok cesur bir eylem!

Aslında teorik yönden de güçlü, sadece yurtseverlikten, direnişçilikten kaynaklanmıyor. Ve çözümlemeleri de oldukça derinliğine anlamaya çalışan birisi; onu daha da boyutlandırmak istiyor. Bu ne anlama geliyor; iyi bir çözümleyici çıkabilir. Anlamakta kararlı olan, bunun için her türlü kahramanca direnişçiliği de sergileyebilecek tipler çıkabilir. Tabii değer vermek gerekiyor. Anıya da iyi karşılık vermek gerekiyor. Öyle basite alınacak kişilikler, tavırlar değil. Arkadaşlar da, “biz bağlıyız, adını tabura verdik” diyorlar. Mesele adını tabura vermekle, işte nasıl direndiğini söylemekle halledilmiyor. Mesele, takip ettiği tutumu yaşatabilmektir. Zaten bu sonuçları çıkaran tutumun kendisidir. Tabii biz onu esas alıyoruz. Gelişmesini istediğimiz arkadaşların bir modeli, bir örneği oluyor.

Gelişmekte kararlı, hâlbuki bu arkadaşımız aynı zamanda epey tersliklerle karşılaşmış, belki yanlışlıklar da yapmıştır. Fakat gittikçe derinleşiyor ve böylesine etkileyici bir sonuca gidebiliyor. Demek istediğim şudur; biz yolu açık tutarsak, yaman, hatta kahraman tipler çıkabilir. Nitekim daha önce “bu alanda kızlar epey ağırlık teşkil ediyor, bunları ne yapalım?” dediklerinde ben şunları söyledim; sizlerin ağırlık dediğiniz, tam tersine aslında büyük bir fedai gücüdür. Bu arkadaşların oraya gelmesi, büyük bir kısmı kendini feda etme anlayışı yanında cesareti de ifade eder. Siz bunları değerlendiremiyorsunuz. Ve çok köhnemiş feodal düzen yaklaşımlarıyla yaklaşıyorsunuz. Bunlar gerçekçi değil. Gücünüz yetmeyebilir, feodal yaklaşımları yıkmak biraz zordur, ama benim anlayışım biraz böyle ve nitekim bu anlayışın doğru olduğu ortaya çıktı. “Vay şöyle hepsi mevzilerde direndiler, hiç de kaçan olmamış, hiç de sandığımız gibi değilmiş” dediler. Daha sonraki savaşta bu gerçek de ortaya çıkıyor. Tabii bunlar da fazla abartılacak sonuçlar değil. Biraz da kabul edilebilir düzeyin yakalandığını gösterse bile, asıl büyük gelişme bundan sonra olabilir.

Her gün genç kızların şahadet haberlerini alıyoruz. Ve hatta en fedakârlık düzeyinde bulunanlar oluyor. Sanırım şunu ifade ediyor; PKK’nin özgürlük olayı bunu artık hem zorunlu kılıyor, hem de mümkün kılıyor. Ki bunlar öyle çıkıyor; yoksa dünün kölesi neden böyle kahramanlık adımına büyük cesaret isteyen bir tutuma giriyor? Tabii ki bizim çabalarımızla bağlantılı ve hakkını vermek gerekir. Dolayısıyla özgürlüğe dayatılan yanlış yaklaşımları, baskıları her düzeyde görmek gerekir. Şuna hem eminiz, hem de bize mutluluk veriyor; kadın cinsini kendi saflarımızda ezdirmemek özellikle de basit yaklaşımların, yaşam alışkanlıklarının etkisinden uzaklaştırmak değerlidir. Ve siz de bunları yeni yeni fark ediyorsunuz. Çok düşürücü, çirkinleştirici yaşam alışkanlıkları belki ölümden de beterdir. PKK belki size hiçbir şey vermiyor, ama son derece aleyhinizde işleyen bir yaşamın önüne geçiyor. Sizi bile yaşamı tanınmayacak, başına bela haline getirecek durumlara düşürmekten alıkoyuyor.

Biliyorsunuz çok değerli kadın yoldaşlarımız şehit düştü. Geçen bir yıl içinde, anılmaya değer, özellikle teslim olmamanın, sonuna kadar direnişçi olmanın şehitleriydi ve hem nicelikçe, hem nitelikçe de hayli ileri düzeyde şahadetlerdi. Bu gerçeklikle bağlantılı şehitlerdir. Onların anısına da yapabileceğimiz en değerli çalışma, partimizi ve onun önderlik ettiği devrimi böyle kılmak ve böyle başarısını sağlamaktır.

Yeten, yaratan, dolayısıyla başaran baştadır.

Yetmeyen, eksik kalan, yaratmayan, dolayısıyla başarmayan kademelerden geriye düşer. Bunun anlaşılmayacak hiçbir yönü yok. Eğitim, örgütlemede yetersizsen düş. Moralde ve siyasette geliştiremiyorsan çekil. Eylemde bayağı başarısızsan yine çekil. Bu işi başarıyla yerine getirecek militanlarımız, hatta savaşçılarımız bizde çoktur. Bir Zeynep şehidimiz bunun en bariz örneğidir. Ve bizde her militan, savaşçı bir Zeynep’tir. Bunu bütün komutanların adı gibi bellemesi gerekir.

PKK tarzında cesaret ve fedakârlık herkesi Zeynep tarzı yetiştirir.

Ama benden hiçbir şey istemeye de cesaret edemiyorsunuz. Bu da çok farklı. Yani canınızda dâhil, her şeyinizle bir çırpıda benimlesiniz veya bizimlesiniz dediğimizde en ufacık bir itirazda yok. Bu da müthiş bir birlik oluyor. Yani sizi büyülemiş değilim, fakat ondan da daha gelişkin bir birliktelik oluşmuş. Açık değil mi? Düşünün, bu nasıl birliktelik? Gücü var aslında. Tanrısal güç gibi bir şey, nasıl oldu bu? Bu da çok incelenmeye değer bir şey. Nasıl bunu başardım? Bu gerçeklikten o kadar kaçan bir kişilik, ancak tanrılara özgü bir birliği geliştirebildi. Bunu öyle emrederekten yapmadık. Dikkat edersek Zilan kişiliğine, hiç de bizi görmemişti ama bağlılığının büyüklüğü belki de evrenseldir. Biçimlenişi özgürce, ifadesi gerçekten çok büyük bir boyuta sahip, O Bermal'i de anmak gerekiyor. O da bizi hiç görmeyen bir kişi olduğu halde, o kadar bir fedakârlık ruhuna sahip ki, canını öyle müthiş bir eylemle veriyor. "Keşke değerli bir şeyim daha olsaydı, verebilseydim" diyor ve gerçekten insanı çok derinden düşündüren büyük bir söz, büyük bir fedakârlık ve bunun gibi yüzlerce büyük bağlanış değeri. Tabi bunlar hep müthiş bir savaş içinde oldu.

 İlla benimle olur, benim silahım olur diye dayatma yok. Ama çok etkili bir silah, bana göre çok etkili bir eylem. Aslında Zilan bu noktada daha anlaşılır gibime geliyor. Ama gerçek çok çarpıcı, bu noktada anlatımı derinleştirmeliyiz. Gerçekten en etkili bir silah olduğu çoktan kanıtlandı. Bütün o vasiyet niteliğindeki mektuplarında hepsi var. Benim hiç anlatmama bile gerek yok. Nasıl önderlikle olabilen bir silah olduğunu mükemmel anlatmış ve uygulamışta. Ordaki öz bence çok çarpıcıdır ve çok büyüktür. Hayranlık duymamak, yine büyüklüğüne secde durmamak mümkün değil. Aslında son yıllarda o gerçekleşiyor. Onun öncesi de var. Böyle olunca da tabi değişik bir yaşam ortaya çıkacaktır. Şimdi bizim yaptığımız devrim işidir, sizlerle devrimi geliştiriyoruz. Devrim silahıyla sizleri savaştırıyoruz. Veya devrimle olabiliyorsunuz, şu anda devrimle yaşayabiliyorsunuz. Bu henüz yaşam değil, zaten yaşamımız normal bir yaşam da değil ve henüz bunun sırası da değil. Eğer ardıllarımız bize ihanet etmezlerse, öğretimize, moral değerlerimize büyük bağlılık gösterirlerse bu sonucunu verir ve devrim zafere gider.

 

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.