EKONOMİ-TİCARET DEVRİMİ

21 Şubat 2015 Cumartesi

Ticaret, askeri, bilim ve sanat ordusuyla birlikte, rahip yöneticiler ve işçi-köleler daha o dönemde temel sosyal sınıflardır.










Abdullah ÖCALAN

Toplumsal sorunda ağırlaşmanın son dönemi yükselen Avrupa merkezli uygarlığın hegemonik iktidar aşamasıdır. M.S. 1500’lerden itibaren dünya çapında yükselişe geçen Avrupa uygarlığına ‘kapitalist’ demek yöntem haline getirilmiştir. Ayrıca biricik olduğu, benzeri bulunmadığı iddia edilmiştir. Birçok benzersizliği (ulus-devlet, endüstri, bilişim) yaşadığı da önemle belirtilir. Entelektüel hegemonya nedeniyle Avrupa merkezci sosyal bilimin iddiaları pozitif gerçekler olarak sunulur. Dinsel dogmalardan daha kesin gerçekler olarak kabul edilmesi istenen bu pozitif gerçekler aslında yeni modernitenin dogmalarıdır.

Şüphesiz Avrupa uygarlığının dönüşüm geçirmiş ve farklılığı olan bir yapısının olduğu inkâr edilemez. Fakat tarih boyunca merkezî uygarlık gelişerek dönüşüm geçirmiş, birçok mekân ve zaman tanımıştır. Sürekli aynı biçimler tekrarlanmamış, farklılaşmaları sürekli olmuştur. Zaten evrensel akış gereğince böyle gelişmek durumundadır. Benzersizlik iddiası ise aşırıdır. Baştan sona kadar merkezî uygarlığa damgasını vuran ve karakterini belirleyen temel özellikleri ise beş bin yıl boyunca öz itibariyle değişmemiştir. Oran ve teknikte farklılıklar olabilir. Örgütlenmesi, verimi, ideolojisi, yönetimi çeşitli biçimler alabilir. Kendini tüm bu farklılıklar ve biçimler altında sürdüren özelliği ise, ARTIK-DEĞER üzerindeki tekel hegemonyasıdır. Tekelin içeriği değişebilir, ama kendisi değişmez. Rahip + asker + idareci üçlüsü her zaman vardır. Ağırlıkları zaman ve mekâna göre değişebilir. Ama tekel bu kesimleri sürekli gözetmek durumundadır. Artık-ürün veya değerlerin elde ediliş yöntemleri de farklı olabilir, ama kendisi değişmez. Artık-değer, ya tarım ve endüstride verim artışı, ya ticaret, ya da askeri fetih sayesinde biriktirilir. Bu yollardan bazıları ağırlık kazanabilir. Yine de birikim bu yöntemlerin toplam sonucudur.

Tekeli anlamaya büyük özen göstermeliyiz. O, yalnız sermaye olmadığı gibi, iktidar da değildir. Sadece ticari, askeri, idari alanda oluşmaz. Tüm bu değer ve alanların birleşmiş ifadesidir. Aslında tekel, ekonomi bile değildir. Ekonomik alan üzerinde elindeki zor, teknik ve örgütlenmeler yoluyla gaspı sağlama gücüdür; şirkettir. Ama alışageldiğimiz ekonomik şirket değil, son tahlilde sermaye biriktirme ortaklığıdır. Kendini bazen devletleşmemiş iktidar aygıtı, bazen devlet olarak karşımıza çıkarır. Günümüzde ‘ekonomik şirket’ sıfatını çok kullanır. Bahsettiğim gibi, ekonomik olmaktan çok, ‘ekonomiyi gasp şirketi’ demek daha doğrudur. Bazen ordu, çoğu yerde tüccarlar birliği, endüstriyel tekel olarak da kendisini yansıtabilir. Tekelin ahtapot gibi çok kolu olabilir. Bazen birçok farklı güç ve potansiyelin birleşik etkisi olarak ortaya çıkabilir. Hepsinde önemli olan, toplumsal artık-değerin sermaye olarak ellerinde toplanmasıdır. Beş bin yıldır değişmeyen, kesintisiz süren, kümülâtif büyüyen temel gerçekliği budur. Farklı mekân ve zamanlardaki rekabet-hegemonya, alçalış-yükseliş ve merkez-çevre oluşturması, bu değişmez gerçekliğin sürdürülmesi ve zincirleme halkalar halinde kopmadan yürütülmesi içindir.

‘Kapitalizm’, ‘kapitalist sistem’ kelimelerinin propaganda amaçlı kavramlar olarak kullanıldığına dikkat etmek gerekir. İçerik olarak bu kavramların belli karşılıkları belirlenebilir. Ama tam hakikat ifade eden olgular, olaylar ve ilişkiler sistematiği olarak yorumlanmaları halinde, toplumsal doğayı ve sorunlarını çarpıtma oranı yüksek kavramlardır. Toplumsal hayatın akışı farklıdır. Bu akışın yeni bir dil ve bilim gerektirdiği, toplumun yaşadığı sorunların boyutlarından da gayet açık anlaşılmaktadır.

Kapitalizm eğer bir sermaye birikim sistemi ise, bu birikimin ilk kapsamlı gerçekleştirmelerinin Sümer şehir devletlerinde sağlandığı kanıtlanmıştır. İlkel biçimde de olsa, sermaye şirketleri, paraları, depoları, örgütlenmesi ve yönetimi bu kent devletçiklerinin temelidir. Kentin kendisi de belki de ilk sermaye şirketinin, tekelin kendisidir. Ticaret, askeri, bilim ve sanat ordusuyla birlikte, rahip yöneticiler ve işçi-köleler daha o dönemde temel sosyal sınıflardır. Tapınak (Ziggurat) aynı zamanda bir fabrika, işçi-köle barınma yeri, yönetici-askeri komutan ve rahip yönetim merkeziydi. En üst kat da tabii tanrıların gözetim, denetim yeriydi. Hepsi iç içe ve mükemmel düzenlenmişti. Ben bu örneği harika bulurum. Uygarlığımızın (tüm devlet, sınıf ve kent yapısıyla şekillendiği) ‘döl yatağı’ olarak değerlendiririm. Beş bin yıllık merkezi uygarlık öyküsü zaman ve mekâna açılan, yayılan bu tapınak gerçekliğinden başka bir şey değildir.

Bu tapınak örgütlenmesinden daha mükemmel ve orijinal bir kapitalist tekel, işletme, şirket yaratılabileceğini sanmıyorum. Nasıl tüm hücrelerin ana kaynağı ana hücreler ise, tüm tekel yapılarının (yönetici, asker, ekonomi, ticari, bilimsel ve sanatsal) ana hücresi de bu tapınak gerçekliğidir. Yapılan tüm arkeolojik kazılar bu gerçeği doğrulamaktadır. En son keşfedilen ve tarihin ‘süpernovası’ olarak da adlandırılan Urfa-Göbeklitepe dikilitaş örneklerinin şimdiye kadar tanındığı kadarıyla en eski tapınak (neolitikten önce avcı ve toplayıcı toplulukların tapınağı, M.Ö. 10000–8000) olması ihtimali yüksektir. Tanınmış arkeologların görüşleri bu yönlüdür. Tarih öncesi ilk sermaye birikimlerinin böyle başladığı, hemen her kazıda birer örneğiyle kendini apaçık doğrulamaktadır.

Avrupa merkezli ‘kapitalin’, tekelin en son ve zirvesel biçimini temsil ettiği inkâr edilemez. Birikim ve üretim tarzından örgütlenme ve yönetim yapısına, askeri teşkilatından sanat, teknik ve bilim tekeline kadar farklılıklar oluşturduğu da açıktır. Ama benzersiz olduğu büyük bir abartmadır. Açıkçası bu, Avrupa merkezli propagandadır; diğer bir deyişle, modern kılıklı yeni sınıf Avrupa tapınak rahiplerinin (üniversite, akademik bilim ve sanat ordusu) iddialarıdır. Bunların Hıristiyanlık kilisesinden daha fazla yeni ‘kapitalist sisteme’ meşruiyet hizmeti sağladıkları rahatlıkla belirlenebilir.

Avrupa uygarlığının ‘kapitalist sistem’ temelli yükselişinin tarihini yazmak konumuz değildir. Fakat bu uygarlığın M.S. 5. ve 6. yüzyıllardaki Hıristiyanlığın, 9. ve 10. yüzyıllardaki İslam’ın (özellikle İber, İtalyan ve Balkan Yarımadası üzeri) teolojik, ticari, bilimsel, teknik ve yönetim tarzının izi üzerinde yükseldiği yakın tarihin en iyi bilinen hususlarındandır. Tüm tarihçiler M.S. 1250’den itibaren hegemonik uygarlık merkezinde bir kaymanın yaşandığında, Doğu’da alçalan uygarlık merkezlerinin Avrupa’da yükselmeye başladığında hemfikirdirler. Ayrıca bu yüzyıla (13. yüzyıl) Ticaret Devrimi Yüzyılı da denmektedir. Özellikle Venedik, Cenova ve Floransalıların öncülüğünde 11. yüzyıldan 15. yüzyıl sonlarına kadar tüm ağırlıklarıyla Doğu’dan sadece malların taşınmadığı, binlerce yıllık tüm uygarlık geleneklerinin, fikir ve tekniklerinin, usül ve yöntemlerinin, özcesi toplumun ‘dişe dokunur’ tüm değerlerinin taşındığı iyi bilinen tarihsel gerçeklerdir. Uygarlık merkezinin bu temelde aktarıldığı açıktır. Hıristiyanlığın, hatta Greko-Romen uygarlığının, daha ötesinde ise Neolitik Devrimin (M.Ö. 5000–4000) Doğu’dan Avrupa’ya taşındığı da inkâr edilemez tarihsel gerçekliklerdir. Şahsi kanaatim, Asya kıtasının ve özellikle Yakındoğu Asya’sının son on beş bin yıllık toplumsal kültürlerinin taşınmasıyla Avrupa Yarımadasının son beş yüz yılın en muhteşem sentezini oluşturduğu yönündedir. Tarih yorumum tek cümleyle budur!

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.