EKLEKTİK DÜŞÜNCE SORUNU

26 Şubat 2015 Perşembe

Özü İtibariyle Bakıldığında, Eklektizm Kendi Başına Bir Öğreti Değildir









Sinan ŞAHİN

Doğru nedir? Doğru düşünmenin yöntemi nedir? Ya da gerçek nedir? ‘Gerçek’ hakkındaki bilgilerimizden, dahası düşünüş biçimlerimizden şüphe etmeli miyiz? Varlığın özüne ulaşmada ne tür bir yol izlenmeli? Bu vb. sorular metodolojinin temel konusu olarak tartışılmıştır. Konuya yaklaşım itibariyle değişik yollar izlenmiş, bağlı olarak farklı düşünce ekolleri ortaya çıkmıştır. Filozofların, bilge insanların konuya yaklaşımları ve düşünce tarihindeki yerleri bilinmektedir. Hakikat arayışında metodun önemi ve toplumsal hayata yansıması hayatiyet arz etmektedir. 

Konu bağlamında, bütüncül sistemsel düşünceye karşılık eklektik düşünceyi ele alacağız. Eklektizm; Lidya dilinde ‘takmak anlamına gelen eklektikos’ kelimesinden gelir. Seçmecilik olarak ta bilinir.

18. yy. bir Fransız düşünürü olan Victor Cousin, eklektizm yönteminden bir felsefe okulu kurmuştur. Cousin’in eklektizm öğretisi Platon’u, Kant’ı ve İskoçyalıları kaynaştırır.

Pratik itibariyle kimi faydalarından söz edilse de kuramsal, metodolojik açıdan kabul görmemiştir.

Sistematik düşüncenin en temel koşulu tutarlılık arz etmesidir. Doğru düşünmek kadar, gerçekliği doğru algılamak ve açıklamak bakımından da düşüncenin bütünlük arz etmesi ve iç tutarlılığa sahip olması gerekiyor. Tutarlılıktan kasıt, önermelerin birbirleriyle çelişmemesidir. Parçanın bütüne uygun olması kadar, bütünün de parçayı tamamlaması gerekir. Bu sadece formel açıdan değil, gerçeklik, bilgi ve içerik bakımından bir gerekliliktir. Önermelerin biçim ve içerik olarak tutarlılığı, doğru ve gerçek bilgiye varmanın başlıca koşullarındandır.

Eklektik düşünce ya da eklektizm bu bakımdan incelenmeğe değerdir. Eklektizm genel olarak ‘eklektik düşünce’ ya da ‘eklektik sanat, mimari’ vb. denilip eleştirilmektedir. Bunun yanında birçok durumun kavramsallaştırılmasında karşılaşılmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki; günlük yaşam ve düşünme tarzı ‘eklektik’ olmaktadır. Yanı sıra, eklektizmin en yoğun görüldüğü yaklaşım pragmatizmdir. Eklektik düşünce, pragmatizmle iç içe gelişir. Neden-sonuç bakımından İlişkililer. Metodik sorunsallığının yanında, eklektizmin doğruluk mesafesi ve yoğun tutarsızlık göstermesinde pragmatik yaklaşımın payı büyüktür.

Özü itibariyle bakıldığında, eklektizm kendi başına bir öğreti değildir. Eklektizmin temel özelliği, farklı düşünce yapılarından belli öğretileri alıp yeni bir düşünce yapısında birleştirmesidir. Bunu yaparken de, düşünce sistemlerinden aldığı öğretileri söz konusu düşüncenin sistematiğinden ve bütünlüğünden kopararak bir ‘seçme’ oluşturmaktadır.

Derleme ve toplama niteliğini aşmayan bu seçmecilik yeni bir düşünce sistematiği oluşturmadığı gibi böyle bir amacı da taşımamaktadır. Dolayısıyla tutarsızdır. Açıklama ve yorum geliştirmekten ziyade, aktarmacı kalmaktadır. Olgunun ya da gerçekliğin çözümlemesine girmez. Bu yönüyle de yüzeyseldir. Değişik, kimi zaman da çelişik öğretileri bir araya getirmeye çalışması, sistemsizliğe ve parçalılığa neden olmaktadır. Parçalılığı onun değişik düşünce yapılarından seçki toplama yönteminin sonucu olmaktadır. Burada değişik düşünce sistemlerini birleştirme, aralarında bir bağ ve sistem kurma yoluna da gitmez.

Eklektik düşünce tarzı daha çok düşünce sistemlerinin geçiş aşamalarında ortaya çıkar.  Toplumlarda,  belli zaman ve mekân koşullarında başat olan bir düşünce yapısı ve sisteminin açıklayamadığı ya da izahat getiremediği bir durum ya da olgu karşısında, henüz yeni düşünce ve öğretilerin de gelişmediği aşamada, kendi sistemi ve öğretisi dışına taştığı, farklı bir öğretinin açıklamalarına başvurduğu rastlanan bir durum olmaktadır. Eklektizmin en çok geliştiği dönemler böylesi dönemlerdir. Bu durum ile sadece soyut düşünce yapıları ve öğretilerde değil, sanat ve mimari yapılarında da karşılaşmak mümkündür. Gelişmekte olan düşünce, belli bir sistematiğe kavuştuğu ölçüde eklektizmden kurtulur. Bunun geçici bir ara dönem olma özelliğinde olduğunu belirtmek gerekir.

Düşünce yapıları ve sistematiği üzerinde hâkimiyet kurmak temel bir iktidar özelliğidir. Toplumun zihin dünyası üzerinde kurulan ideolojik hâkimiyet ile toplumu idare etmenin ve denetlemenin daha kolay olacağı anlaşılırdır. İktidar sahipleri binyılların tecrübesi ile herkesten daha çok bu gerçeğin farkındadır. Bunun için, toplumu parçalamanın yolunun düşünce dünyasını parçalamaktan geçtiğini bilerek, topluma daima bunu dayatmıştır. Kaldı ki, iktidar sahipleri ya da hegemonyanın düşünsel dünyası da eklektiktir. İktidarını meşru kılmak için tutarsız düşünsel ve ideolojik retorikler geliştirmekte, bunlar aşıldıkça da yerine yenilerini koymaktadır. İhtiyaç duyması halinde, kendisine en muhalif düşünceden bile yararlanmakta, çıkarlarına denk şekilde yorumlamaktadır. Bunu, yaygın ve en çarpıcı şekilde bir iktidar ideolojisi olan liberalizm de görmek mümkündür.

Eklektizmin anlam dünyası ile ilgili olmadığını bilmek gerekir. Parçalı ve tutarsız bilgilerin bir araya getirilmesi ve bununla doğanın ya da daha karmaşık ve farklılık gösteren toplumsal doğanın açıklanmaya çalışılması aynı tutarsızlığın ifadesi olup yanlış sonuçlara götürecektir. Düşünce sistemlerinin bütünlük oluşturan yönünü görmezden gelmesi ve ilkelere dayanarak analiz yapma yerine ezber ve aktarmacılık ile yetinmesi ise tutarsızlığı kadar zayıflığını da göstermektedir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.