KADININ ÖZGÜRLÜĞÜ TOPLUMUN DA ERKEĞİN DE ÖZGÜRLÜĞÜDÜR

06 Mart 2015 Cuma

8 Mart Kadının olduğu kadar, en genelde toplumun, özelde ise erkeğin özgürleşme mücadelesinin sembol günüdür









Ayhan KAYA

Bir toplumun özgürlük düzeyi, o toplumdaki kadının özgürlük düzeyiyle ölçülebilir. Kadını özgür olmayan bir toplum özgür değildir. Çünkü toplumsallığın kök hücresi kadındır. Kadın ve kadın etrafında gelişen ilişki ve etkinliklerdir, toplumu var kılan. Dolayısıyla kadının özgürlük sorunu esasta, toplumun hem birincil sorunu, hem de tüm toplumun özgürlük sorunudur. Tüm toplumsal sorunların kaynağında kadın özgürlük sorunu bulunmaktadır.

Kadın özgürlük mücadelesinin sembol günü olan 8 Mart’ı ele alırken, daha çok kadın açısından anlam ve öneminden bahsedilmesi önemli olmakla birlikte erkeğin de kadın özgürlük sorununa duyarlılığını geliştirmek gerekir. Kadının olduğu kadar, en genelde toplumun, özelde ise erkeğin özgürleşme mücadelesinin sembol günüdür. Çünkü egemen erkek aklının bir ürünü olarak devletçi iktidarcı uygarlık sisteminde, tüm toplumsal kesimler için sosyal ve toplumsal ilişkiler, bağımlılık ilişkileridir, kölelik ilişkileridir. Özünde kadınıyla erkeğiyle topluma kendi anlayışını benimsetme, onları kendine bağlama, kendi sistemlerinin kölesi kılma amacına hizmet etmektedir. Dolayısıyla kadın kadar erkeğinde bu egemen eril aklı, bunun oluşturduğu sistemi, düşünce kalıplarını, sosyal yaşam ve ilişki tarzını reddetmesi gerekir. Düşüncede olduğu kadar kişilikte ve davranışta yarattığı etkileri sorgulaması ve bu noktalardan kopuş temelinde özgürleşme mücadelesini esas alması gerekmektedir. Özellikle toplumu özgürleştirmek iddiasıyla devrimci mücadelenin içinde yer alan erkeğin böyle bir köklü zihniyet devrimine yönelerek, ilişki, yaşam, kişilik ve davranış değişikliğini kendinde yaratarak öncülük etmesi en temel görevi olmaktadır.

Erkeğin tek başına kendini özgür görme veya özgür olduğunu zannetmesi bir yanılgıdır. Toplum kadın ve erkekten oluşuyorsa o zaman bu iki cinsin özgürleşmesiyle erkek ve toplum özgürleşebilir. Kadın özgürlük sorunu karşısında kendisini sorgulamayan, bu konuda bir mesafe kat etmeyen, mücadele yürütmeyen erkeğin özgürleşmesi mümkün değildir. Çünkü özgürlük eril zihniyetin yarattığı düşüncelere, duygulara, yaşam alışkanlıklarına karşı mücadele ederek ve bunlardan koparak gerçekleşebilir. İktidarcı-devletçi kültürün ne kadar dışına çıkılabilirse o kadar özgürlüğe yakın olunabilir. Bunun içinde her erkeğin kadın özgürlük mücadelesini kendi mücadelesi olarak görmesi önemli olmaktadır. Güçlenen ve özgürleşen kadının, güçlenen ve özgürleşen erkek ve toplum olduğunu bilerek gereken duyarlılıkla yaklaşması büyük önem taşımaktadır.

Ancak bu konuda erkek cephesinde oldukça köklü yanılgılar bulunmaktadır. Her şeyden önce erkek kendisinin özgürleşme sorununun farkında değildir. Kendisini özgür görmekte, özgürlüğü kadının sorunu olarak ele almaktadır. Karşısında savaştığı devletçi uygarlığın kendisinde, köleliği ne kadar içselleştirdiğinin farkında bile değildir. Dolayısıyla yaşamıyla, ilişkileriyle, zihniyet ve düşünce tarzıyla, yani devrimi toplumsallık içinde yapıp ettikleriyle, özünde karşısında savaştığını sandığı sisteme hizmet etmektedir. Yanı başındaki kadın yoldaşının özgürleşme mücadelesi dediği şeyin, kendi zihniyeti ve bu zihniyetin, hal, hareket, tavır ve davranışlarıyla pratikleşen kendi yaşam ve duruşu olduğunu görememektedir.

Yine devrimci mücadele içerisinde yer alan erkeğin diğer bir temel yanılgısı, kendisini demokrat, aydın görmesi yanılgısıdır. Geleneksel toplumda, kadına yönelik en kaba, ayrımcı ve egemenlikçi yaklaşımlarda bulunmuyor olmasını, demokrat bir kişiliğe sahip olduğunun ispatı görüyor. O yüzden kendisini, kadın özgürlükçü görüyor ve bu konuda bir sorununun olduğunu düşünmüyor bile. Öte yandan, kadını zayıf gören, hor gören, iradesini tanımayan, esas almayan, hatta örgütlü kadın iradesini, dillendirmese de içten içe engel gören yaklaşımlarını incelterek, demokrat erkek maskesiyle yaşamın her alanında dayatıyor.

Dolayısıyla devrim mücadelesinde yer alan erkekler olarak, eğer 8 Mart’a anlamlı yaklaşacaksak, en başta bu temel yanılgı noktalarında köklü sorgulamalara gitmekle, doğru bir başlangıç yapabiliriz. Bu sorgulamayı da öyle soyut, kendi dışımızda değil; günlük yaşamda somut, duruş, düşünce, yaklaşım ve ilişkilerimizde yapmamız, hem en doğrusu olacak, hem de sorgulamanın pratikleşmesini beraberinde getirecektir. Çünkü bu konuda diğer bir yanılgımızda bu olmaktadır. Kadın sorununa daha çok kendi dışında, soyut, teorik yaklaşma, bizlerde bir düzeltme yaratmadığı gibi, yanılgılarımızı daha da inceltip, maskeleyip derinleştirmektedir.

Toplumumuzu özgürleştirmek bizim en temel var olma, yaşama ve mücadele gerekçemiz ise; bunun yolu, kadınla eşit ve özgür temelde kurulan yoldaşlık ilişkisinden geçer. 8 Mart hepimize kutlu olsun.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.