KÜRT MUHAFAZAKÂRLARI

19 Mart 2015 Perşembe

Kürtlerin önemli bir bölümü dini özellikleri önde olan muhafazakâr bir halktır









Fırat DOĞAN

Yeni bir seçime doğru gidiyoruz. Bu seçim belki de Türkiye tarihindeki en kritik ve önemli seçimlerinden birisidir. Bu seçimi bu kadar önemli yapanda Kürt sorunu ekseninde gelişen demokrasi mücadelesinin yarattığı etkidir. 28 Şubatta Dolmabahçe’de hükümetle HDP heyetlerinin ortak açıklaması da buna eklenince bu daha da kritik oldu. Ancak bu yazıda amacımız seçimin kritikliğini, önemini söylemek değildir. Zaten bunu herkes söylüyor.

Türkiye siyaset sosyolojisinde belki de en temel eğilimler, muhafazakârlık, askeri ve devletçi vesayete karşı olmak şeklindedir. Sol-demokratik değerlerde temel bir siyaset eğilimi olarak varlığını sürdürmektedir. Bu eğilim, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren devlet ve askeri vesayet tarafından baskı altına alınmış, daraltılmıştır. O yüzden bu eğilim hep direniş ekseninde gelişmiştir. Demokrasi mücadelesinin temel motor gücü olmuştur, olmaya da devam edecektir.

Buna karşı muhafazakâr eğilimlerde zaman zaman baskı altına alınmış, daraltılmış, engellenmiştir. Böylesi durumlarda bu muhafazakârlar da demokrasi havarisi pozisyonuna girmişlerdir. Kendilerini demokratik mücadelenin öncüleri olarak göstermişlerdir. Ancak devlet oligarşisi ve askeri vesayetle anlaştıktan sonra demokrasi söylemlerini tümden unutmuşlardır. Bu anlamda ikiyüzlü, çıkarcı olmuşlardır. Demirel’in “dün dündür bugün bugündür” sözü onların bu durumunu izah etmektedir. Benzer durumu bugün AKP yapmaktadır. Çıkarcı, bencil, ikiyüzlü, sahtekâr bir politika sergilemektedir. Kayseri tüccarı gibi çıkarı için ‘annesini boyayıp babasına satan’ cinstendir. AKP’nin temelini bu tüccarların oluşturması bunu yeterince ifade ediyor.

Ancak bu sefer AKP’nin durumunu yazma, AKP’nin ikiyüzlülüğüne vurgu yapma yerine, muhafazakâr Kürtlerin durumuna ilişkin olacaktır. Bir tarihsel anektotla bunu açıklayalım.

Tarih, genelde öykü veya hikâye olarak tanımlanır. Bu İngilizcedeki story sözcüğünden gelmektedir. Ancak Kürtçenin Soranca lehçesinde ise tarih meju demektir. Yani hafıza demektir. İnsan hafızasıyla insan olur. Tarihini bilmeyenin meju’su yani hafızası yoktur. Hafızası olmayanın da insanlığı yarımdır.

Kürtlerin önemli bir bölümü dini özellikleri önde olan muhafazakâr bir halktır. Beğenelim ya da beğenmeyelim bu onun toplumsal karakterinden kaynaklanmaktadır.  Bu özelliklerinden dolayı Türk oligarşik ve vesayetçi yapısının hedefi olmuşlardır. En amansız işkencelere, sürgünlere maruz kaldılar. Kürt medreselerin kısmi yurtseverliği de buna eklenince her zaman potansiyel tehdit ve tehlike olarak görüldüler. Kürt muhafazakârlarının bu durumunu çok iyi gören sağcı ve faşist patiler, bundan faydalanmak istediler. Adeta Kürtler üzerinden oligarşik devletle bir pazarlığa giriştiler. Devlet bu sağcı ve faşist partilere isteklerini vermeyince Kürtleri kışkırttılar, devlet isteklerini karşılayınca da onları yüz üstü bıraktılar. Geçmişte Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Milli nizam partisi, Doğru yol partisi bunu yaptı. Aynı şeyi günümüzde AKP yapmaktadır.

Cumhuriyetin kuruluşuyla Kürdistan’a adeta intikam seferleri düzenlenir. 1924-1938 yılları adeta oligarşik devlet yönetiminin elini-yüzünü Kürt kanıyla yıkadığı bir dönemdir. Bu 14-15 yıllık süreçte “vahşileri uygarlaştırma” projesiyle yüzbinlerce Kürdü katlettiler. Yüzlerce Kürdü tutuklayarak idam ettiler. Bu yetmezmiş gibi çıkardıkları mecburi iskânlarla Kürtleri köklerinden kopartarak Anadolu’nun ücra köşelerine sürgün ettiler. Kürdistan’ı yasak bölge ilan ettiler.  Bu durum Kürtleri oligarşik devletten alabildiğine uzaklaştırdı. Bu Kürtlerle devlet arasında sosyal ve duygusal derin uçurumlar yarattı. Aynı oligarşik devlet Türk muhafazakârlarına da yöneldi. Sopanın ucunu onlara da gösterdi. Özellikle milli şef dönemi denen dönemde bu kesimde baskılar gördü.

Oligarşik devlet, 2. Dünya savaşından sonra demokratikleşme adına çok partili sisteme geçince Türk muhafazakârları sağ muhafazakâr partiler kurarak iktidar mücadelesine katıldılar. Bu katılımda Kürt muhafazakârlarının duygularını da kullanarak kendilerine yedeklediler. Devlete olan kızgınlıklarını kendi çıkarları için kullanarak iki, yüzlüce yaklaştılar. Ve Kürt muhafazakârlarının önemli bir kısmı bunların oyunlarına alet olarak onlara katıldılar. O günden sonra da Kürt muhafazakârları sağcı faşist partiler içinde yer aldılar. Ancak bu yer almada bile ölçü kendini inkâr etmedir. Kendisini inkâr etmeyen bir Kürt muhafazakâra yer vermediler.

27 Mayıs 1960 darbesi olduğunda da Kürt muhafazakârları yüzüstü bıraktılar. Adeta “ne haliniz varsa görün” dediler. Darbeci güçler, darbeden 4 gün sonra demokrat parti içinde siyaset yapan önde gelen Kürt aşiret reisleri ve şeyhlerinden 485 kişiyi tutuklayarak Sivas’a bağlı Kabak Yazı’daki kampa götürülürler. Gerekçeleri de bunların Güney Kürdistan’da Barzani öncülüğünde gelişen Kürt hareketine destek verdikleridir. Hatta dönemin Milli Birlik Komitesi(MBK) başkanı ve sonraki cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel’in “Kürtlerin önde gelenlerinden 2500 kişiyi öldürelim, diğerleri yola gelir” dediği söylenmektedir. Kürt ağa ve şeyhleri vatanlarından uzak bu toplama kamplarında eziyet çekerken, sağcı ve faşist partilerin hiç biri onlara sahiplenmez. Hatta MBK’den daha devletçi kesilerek bu Kürt ağa ve şeyhlerine bir tekme de onlar atarlar.

Kürt ağa ve şeyhleri bu toplama kamplarında 4-5 ay eziyet gördükten sonra 19 Ekim 1960 tarihinde çıkarılan 105 numaralı mecburi iskân kanunuyla, tarihe 55 olayı olarak geçen Kürt ağa ve şeyhleri arasından seçtikleri 55 kişiyi başta Antalya, Isparta ve İzmir olmak üzere, Afyon, Manisa, Denizli ve Çorum’a sürgün edilirler. Köylerine, evlerine dönmelerine izin verilmez. Şimdi sahiplenmede kapıştıkları Said’i Kürdi’nin mezarı bu MBK tarafından parçalanmasına, cenazesi mezarında alınıp bilinmeyen bir yere götürülmesine rağmen bu kesimler sesini çıkarmazlar.

Demokrat Parti yerine kurulan Adalet Partisi de Demokrat Partinin yaptığı gibi, kendi çıkarları için Kürt muhafazakârlarına şirin gözükmüş, onları yedeğine almış, ancak iktidara geldiğinde de unutmuştur. Bunun en bariz örneği de Faik Bucak’ın katledilerek öldürülmesidir. Bu dönemde sürgün edilen ağa ve şeyhler şunlardır:

1-Şeyh Ali Rıza Fırat 2-Ş.Selahattin Fırat 3-Ş.Gıyasettin Fırat 4-Ş.Ahmet Fırat 5-Ş.M.Emin Fırat

6-Ş.M.Fuat Fırat 7-Ş.Faruk Fırat 8-Ş.Halit Fırat 9-Ş.Ömer Fırat 10-Ş.Kutbettin Septioğlu

11-Ş.Gıyasettin Gül 12-Kinyas Kartal (Brüki aşiret ağası)  13-Abdulbaki Kartal 14-Hamit Kartal       

15-Bala Kartal 16-Bahattin Erdem 17-Faik Bucak 18-İsmail Hakkı Bucak 19-Hacı Ali Bucak

20-M. Celal Bucak 21-Mithat Bucak 22-Hasan Abik Bucak 23-Ali Abik Bucak 24-Bekir Bucak

25-Cemil Küfrevi 26-Zeki Toker 27-Abdurrezak Ensarioğlu 28-Sait Ensarioğlu

29-Abdullah Öztürk (Şipkan aşireti) 30-Ferzende Öztürk 31-Osman Öztürk 32-Köroğlu Öztürk

33-Feyzullah Keskin 34-Zeynel Turanlı 35-Zeki Bayar 36-Kazım Yıldırım 37-Mehmet Kayalar

38-Süleyan Yıldırım 39-Zeynel Abidin İnan 40-Hüseyin İleri 41-Sait Ramanlı  42-Reşit Çeçen

43-Ş.M.Emin Karadeniz 44-Mustafa Işık 45-İbrahim Abikoğlu 46-Hacı Topo Aktoprak

47-Mehmet Dal 48-Abdulkadir Ekinci 49-Şamil Peker 50-Abdulkadir Karakuş 51-Mecit Yalçın

52-Derviş Yakut 53-Cafer Yağızer (Ertoşi aşireti) 54-Ebubekir Ertaş (ertoşi aşireti) 55-Mahmut Ertoş

Bu ağa ve şeyhler günümüzde de Kürdistan’ın önemli aile ve şahsiyetleridirler. Ama birçoğu hala sağcı faşist partiler içinde yer alarak tarihlerini, belleklerini unutmuş durumdadırlar. Babalarının, dedelerinin çektikleri acıları hiç düşünmeden, Elazığ’da Septioğluları, Amed’de Ensarioğluları, Erzurum’da Fırat ailesi, Vanda Kartal ve Ertoşi aileleri, Bitlis’de Gaydalı ailesi bunlardandır.  Bunlar adeta babalarının, dedelerinin acılarının üzerinden kendilerini örgütlüyorlar. Unutulmamalıdır ki, oligarşik devlet yetkililerinin elindeki Kürt kanı aynı zamanda sizin de elinizdedir.

Son dönemde bu oyunu gören ve bunu boşa çıkarmak için çalışan Kürt muhafazakârlarına rastlıyoruz. Seçimle beraber halkın yanında yer alanların, alacaklarını söyleyenlerin sayısı artmaktadır.

Yine bir seçime gidiyoruz. Sağcı ve faşist bir parti olan AKP kendi amaçlarını gerçekleştirmek için bu Kürtleri bir kez daha çıkarları için ikiyüzlüce kullanmak istiyor. Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yoktur’ sözü tamda bunu ifade ediyor.

İşte bu seçimin birde böyle bir özelliği var. Özellikle Kürt muhafazakârları açısından. Seçim geçmişte yaşananları unutarak celladına âşık olup hafızasızlaşanlarla, mankurtlaşanlarla geçmişine sahip çıkarak celladıyla hesaplaşanlar arasında geçecektir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.