TÜRKİYE’NİNSAVAŞEKONOMİSİ VEPOLİTİKASI

31 Mayıs 2015 Pazar

Kapitalist iktidar ve sermaye tekelleri yaşadıkları yapısal ve sarmal bunalımdan çıkışı; sömürüye kapsam ve derinlik kazandırıp daha fazla kar elde ederek aşacaklarını zannediyorlar.

 









Enes Pir-Deniz Gül

                                                                              

IDEF 2015 12. uluslararası savunma sanayi fuarı, 5-8 Mayıs 2015 tarihleri arasında İstanbul/ Büyükçekmece TUYAP - Fuar ve Kongre Merkezinde açıldı. Milli Savunma Bakanlığının himayesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfı (TSKGV) sorumluluğunda gerçekleşti. 51 ülkeden 794 firma ve firma temsilcisi, 81 ülke ve uluslararası kuruluştan aralarında çeşitli üst düzeylerde görevlilerin de bulunduğu, yabancı delegasyon katılmıştır. Fuar süreci boyunca katılımcılar arasında çeşitli silah alım siparişleri, gelişmiş teknoloji, farklı proje ve tasarımlar ile dayanışma ve fikir alış-verişlerini kapsayan, 2200 randevulu görüşme yapılmıştır.

Türk Devlet yetkililerince, Fuarın önemi ve anlamı dile getirilirken, bölgenin birinci, dünyanın ise dördüncü en büyük fuarı olduğu vurgulanmıştır. Uluslararası pazar konumunda işlev gördüğü belirtilmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise açılış konuşmasında; “Amacımız 2023 yılına geldiğimizde Savunma Sanayimizi, dışa bağımlılıktan kurtarmaktır” ifadelerini kullanmıştır. Bu söylev, Türk Devletinin asıl amacı ile bilinçaltındaki hayallerinin dışavurumudur. Görünen o ki, Türk Devleti 2023 yıllına kadar, var olan Faşist-Militarist yapılanmasını daha da güçlendirecektir. Gizlenmiş amaç ve stratejiler doğrultusunda hegemonik emellerine ulaşmak istiyor. Ayrıca uluslararası sermaye ve güç odaklarınca YDD (Yeni Dünya Düzeni) ekseninde, NATO bünyesinde BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) doğrultusunda, Türkiye’ye verilen taşeronluk rolünü de oynama çabası içindedir. Bu eksende Devlet -Hükümet-Ordu ve AKP dörtlüsünü savaşa ve işgallere göre yapılandırma sürecine dâhil ettiği anlaşılmaktadır. Kendisini savaş liderliğine, hükümetini savaş hükümetine ve partisini de savaş partisine hazırlarken; politikalarını savaş politikasına, ekonomisini de savaş ekonomisine göre düzenlemektedir. Bunun için, yaklaşık 35 yıldır Türk-İslam sentezi doğrultusunda yön verilen toplumu, ümmetçilik ekseniyle aldatmaktadır. Ilımlı İslam (Neo-liberalizm) ideolojisi ve politikalarıyla var olan evrensel ve bölgesel değerleri ters-yüz ederek, içini boşaltarak toplumu yanıltmaktadır. Her gün her yerde milliyetçi, ırkçı ve şoven argümanlarla yeri-göğü inletmektedir. Demokrasi, özgürlük ve ahlak ilkeleriyle insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel normları yozlaştırarak, anlamsız kılmaktadır. Şimdiden Esad gibi fikir ve ruh benzerlerini hedef alarak,  neo-liberal-faşist propagandalarla halkı ajite etmektedir. Dinci,  milliyetçi ve cinsiyetçi söylevlerle savaş çığırtkanlığı yapıp, ülkeyi savaşa hazırlamaktadır. Ultra-tekçi bir siyaset yürüterek, toplumu da militarist kitle haline getirmeye çalışmaktadır. Ülkenin geleceğine dönük, devletin savaş stratejisine uygun program ve planlamaları hazırlayıp, ittifak ve ilişkileri hayata geçirmektedir.

1993 yılından itibaren iki yılda bir düzenlenen 22 yıllık Fuarın adı, tanımı ve amacı Kapitalist-modernist paradigmaya göre belirlenmiştir. Savunma sanayi fuarı diye adlandırılmıştır. ‘’Tanımı; Çağımızın gelişkin teknolojisi ile donatılmış, etkili vurucu güce ve kitle imha silahlarına sahip bir ordu ile düşman güçlerini durdurmak, caydırıcı kılmak ve gerektiğinde saldırı öncesi imha etmektir.  Amacı ise; ülkeyi, bölgeyi ve dünyayı saldırgan güçlere ve “terör” odaklarına karşı koruyarak, güvenliklerini sağlamaktır. Toplumlar arası refah düzeyini dengelemektir. Demokrasi ve özgürlükleri taşırarak, milletler arası kültürel akışı geliştirip kimliklere, dinlere ve inançlara saygılı kılmaktır. Ülke ve Dünya barışını tesis etmektir.’’ Bu çerçevedeki tespitleri, dillerinden düşürmeyenler ise, kapitalist-emperyalist güçler ile bölgedeki temsilcileri olan Erdoğan’dır.

 Fuarın en güçlü ve ateşli savunuculuğunu yapan Tayyip Erdoğan “Bu Fuarın adı Savunma Sanayi Fuarıdır. Ülkenizi, Vatanınızı, İnsanınızı savunmak, bunun için her türlü tedbiri almak hem hakkınız hem de göreviniz” ve “Dünyada saldırganlar oldukça savunma için hazır olmak bir mecburiyettir” nakaratını her yerde yüksek sesle haykırmaktadır. Ve dolu-dizgin silahlanmaya ve savaşa koşarken adeta, simülasyonlar dünyasında gezinmektedir. Yaptıkları ve yapacakları uluslararası güç odaklarının projeleriyle, aralarında küçük farkları olsa da örtüşmektedir. Söylenen tüm argümanlar ile dile getirilen ‘’okkalı‘’ sözlerin ve ‘’ hamasi‘’ lafların, hiçbir ağırlığı, saygınlığı ve geçerliliği yoktur. Egemenlerin ve hegemonik iktidar güçlerinin ideolojik ve sınıfsal karakterleri kendi politik söylevleriyle çelişmektedir. Bilinçli olarak söz konusu edilen toplumsal, evrensel ve tarihsel değerler yozlaştırılarak, anlam yitimine ve bellek kaybına uğratılmak istenmektedir. Ancak tarihsel topluma dayanan adlandırma ve tanımlara giderek, amaçlarını teşhir edip, yapılan çarpıtmaları doğruya yakın düzeltebiliriz.

Birincisi;söz konusu edilen fuarları; Ölüm makinaları ve savaş teknolojilerinin, legal ve illegal pazarlandığı mekânlar olarak isimlendirebiliriz.

İkincisi; ülke güvenliğini sağlamak ve saldırı güçlerine karşı caydırıcı olmak adına, toplum içinde militarist anlayış ve ruhu geliştirmektir. Böylece, harp sanayine yatırım yaparak, çeşitli savaş araç-gereçlerini satın alıp orduları yüksek savaş teknolojisiyle donatarak, saldırganlığı ve savaşları meşrulaştırarak, halklar arası barış ve dostluğu yerle bir etmek, diye tanımlayabiliriz.

Üçüncüsü; milliyetçi-faşist ideoloji ekseninde saldırı hedefleri belirleyip, savaş naraları atarak, toplumları ve halkları saflara bölüp, karşı karşıya getirerek çatıştırmaktır. Aralarındaki insani, toplumsal ve geleneksel değerlerle harmanlanmış inançları ve kutsallıkları yerle bir edip çiğnetmektir. Terör ve şiddet uygulayarak, telafisi mümkün olmayan acılar, yıkımlar ve düşmanlıklar yaratarak kendi iktidar ve hegemonyaları çıkarında kullanmaktır. Yeni işgal ve sömürü alanları yaratmaktır, biçiminde ifadelendirebiliriz.

Bu belirlenenlerin toplamı olarak; Demokratik- Ekolojik- Kadın özgürlükçü ve komünal- toplum paradigması temelinde gelişecek ve gelişmekte olan toplumsal dinamikleri köreltmek için çaba harcamaktadır. Ahlaki ve politik toplum bilincinin ve yaşamının açığa çıkmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Maddi ve manevi kültürel değerlerin, toplumlar arası akışını ortadan kaldırmak gayretini göstermektedir. Halkların irade ve karar gücü haline gelip, kendilerini yönetme istemlerini engellemeyi, temel hedeflerden biri olarak bellemiştir. Böylece de bölgesel ve evrensel barışın, zorlu hale gelmesini sağlamak istemektedir. Ardından, uluslararası sermaye tekelleriyle hegemonik güçlerin, strateji ve politikalarının hayat bulmasına imkân tanıyacak koşulları oluşturmak için tüm imkanlarını kullanmaktadır. Sanal sorunlar yaratıp, çatışmalı durum içinde tutarak, bölge genelinde ve dünya ölçeğinde her ülkeyi ve her yeri, savaş alanına dönüştürmek doğrultusunda faaliyet yürütmektedir. Halkların ekonomik ve insan gücünü tüketerek, ülkelerini yakıp yıkarak kendi çıkarları için viraneye çevirirken, bunu da her türlü kirli ilişkilere ve terör ittifaklarına girerek yapmaktadır. Hayatı yaşanmaz kılıp, halkları kendilerine muhtaç hale getirerek çıkarları doğrultusunda kullanmak istemektedir.

Kapitalist iktidar ve sermaye tekelleri yaşadıkları yapısal ve sarmal bunalımdan çıkışı; sömürüye kapsam ve derinlik kazandırıp daha fazla kar elde ederek aşacaklarını zannediyorlar. Bu temelde toplumlararası yapay düşmanlıklar kurgulayıp, yeni savaş alanları yaratıyorlar. Silah sanayini daha da geliştirip, değişik pazarlar oluşturarak, çeşitli alıcılar buluyorlar. Bu politikalar ekseninde birçok devlet, ülke gelirinin önemli bir kısmını silahlanma yarışına harcamaktadır. Emperyalist ve kapitalist devletler bu siyasetleriyle dünyayı ateş çemberine sürüklüyorlar. Birkaç örnek verirsek eğer;

 

ABD; Silah alım giderleri, dünya devletlerinin harcamaları toplamının % 40’ını kapsıyor.

Çin;126 Milyar Dolarla ikinci sırayı almaktadır.       

Rusya; 76, 6 Milyar Dolarla ve % 44 artış hızıyla üçüncü sırayı kapmaktadır.

İngiltere;  54 Milyar dolarla dördüncü sıraya yerleşmektedir.

Japonya;  49 Milyar Dolarla beşinci sırada yer almaktadır.

Hindistan; 46 Milyar dolarla…

G. Kore;  34 Milyar dolarla…

İsrail;  15 Milyar dolarla…

 

Türkiye ise; askeri harcamalarını 2014 yılı itibarıyla %9.4 artırarak 18.2 milyar dolara çıkarmıştır. 2015’te ise %4.4 artırarak, mili bütçenin %6.3’ne tekabül edecek şekilde oluşturmuştur. Böylelikle uluslararası silahlanma ile yeni sömürü ve işgal alanlarını elde etme yarışına dâhil olmuştur. Varılan bu aşamanın geçmiş bir süreci mevcuttur. Gerçekleştirilmesi için de revize edilerek, içe ve dışa dönük etki yapacak ve işlev görecek bir stratejik konsepte dönüştürülmüştür. Şöyle ki; Savaş politikalarıyla başlayan, savaş ekonomisiyle sürdürülen, savaş hükümetiyle hızlandırılan savaş liderliğiyle üst aşamaya taşırılan ve savaş kitlesiyle tamamlanan komple bir savaş-konseptiyle karşı karşıyayız. Kurumsallaşmış ve derinlik kazanmış bir faşizm-formülasyonu, ustaca kurgulanmıştır.

               SAVAŞ POLİTİKASI ;

Demokrasiye evirilemeyen, özgürlüklere kapıyı açamayan ve evrensel hukuku geliştiremeyen Türkiye, iflas etmiş Yeşil-Kuşak projesi üzerinden Ilımlı-İslam batağına saplandı. Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel kapsamdaki sorunlarını, ümmetçilik anlayışıyla çözebileceği yanılgısına düştü. Tarihsel- toplumsal yaraların, kangrenleşerek güncelleşmiş halini, totaliter-faşist yaklaşımla aşılabileceğini zannetmek bataklıkta çırpınmaktır. Bir yandan hiçbir anlamı,  değeri ve hükmü olmayan, Türk-İslam sentezi ideolojisinde yürürken, diğer yandan, İttihat ve Terakki geleneğiyle buluşup, Neo-Osmanlıcılık eksenli bir hayat kurmaya kalkışmak, ham hayaller peşinde koşmaktır. Koca bir yalan dünyası oluşturup, rüyalar âleminde dolaşmaktır. Ne yazık ki, acı ve üzüntü veren bu ideolojik, politik ve ekonomik yapılanmayı, Türkiye’nin başına saran, 12 Eylül darbe-cuntasıdır. Türk egemenleri, varlıklarını korumak, iktidarlarını sürdürmek ve sömürüyü arttırmak için, ‘’vatanseverlik’’ adına, bu belayı halkların başına sardılar. 35 yıl önce, YDD (Yeni Dünya Düzeni) çerçevesinde BOP ekseninde İsrail-MOSSAD öncülüğünde ABD ve İngiltere’nin onayıyla kimi Ortadoğu Arap-İslam devletlerinin (Suudi Arabistan, Katar vb…) maddi destekleriyle Ilımlı-İslam (Neo-Liberalizm) projesi geliştirildi. Askeri cuntanın eliyle Anayasa ve yasalarla inşa edilmeye başlandı. Türk-İslam sentezi ideolojisi ve politikaları doğrultusunda kurumlar, kadrolar ve nesiller oluşturuldu. Türk oligarşisi, bürokrasisi ve burjuvazisi hem dönüştürüldü hem de geliştirildi. Her türlü maddi ve manevi, yasal ve anayasal, legal ve illegal destekler sunuldu. Gülen cemaati ve tarikatlar eliyle toplum, bu zihniyet ve ideoloji ekseninde eğitilip, bilinciyle oynanarak, örgütlendirildi. (2000’lere gelindiğinde AKP adıyla politik alana ve iktidara taşırıldı. Bu ideolojik ve siyasal yapılanmanın yaşam bulması için eğitim, güvenlik, askeri, istihbari, ekonomik, diplomatik, kültürel, sanatsal, edebi ve spor (özellikle futbol) faaliyetleri başta olmak üzere, devletin tüm politikaları, plan ve programları bu amaca göre şekillendirildi.

          Günümüz itibarıyla politikaların oluşum ve akışını izlerken, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fuar açılış konuşmasındaki ; “Eğer çevrenizde bir ateş varsa oradan sıçrayan kıvılcım sizi de bulur. Çözüm bu yangına sırtını dönmek değil, bu yangını söndürmenin yollarını aramaktır. Hiçbir siyaset, diplomasi, çıkar milyonlarca insanın acısından, ölümünden daha önemli olamaz.”Tespitleri oldukça manidardır. Uygulamalara baktığımızda bu söylevlerin hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığı, açıkça görülmektedir.

13 yıllık AKP iktidarı boyunca; polis ve militarist-faşist yapılar eliyle çeşitli bahanelerle meydan ve sokaklarda insanlar infaz edildi. Yüzlerce çocuk ve bebek öldürülüp, katledildi. Yüzlerce kadın cinayeti işlendi. Binlercesi şiddet gördü. On binlerce insan gözaltına alınıp tutuklandı. Sayısız insan alanlarda ve karakollarda saldırı ve işkence gördü. Yığınla anti-demokratik uygulamalar oldu. Uluslararası sözleşmeler ve evrensel hukuk normları, ayaklar altında çiğnendi. Başta düşünce yasağı olmak üzere, temel insan hakları ve özgürlükler alanına, mevcut ihlaller, engeller ve yasaklar artırılarak, yeni düzenlemeler getirildi. Her türden muhalefet bastırıldı. Çeşitli entrika ve komplolar meşru görülüp, hayatın rutinleri haline geldi. Hak, hukuk ve adalet sadece AKP ve yandaşları için var oldu.

    Dış politikada; Türkiye kendi sınırlarını korurken, komşu ülkelere dönük uluslararası güçlerin verdiği taşeron-görevler temelinde hareket etmektedir. Küresel ölçekteki güçlerin projeksiyonuna katkıda bulunmak gibi, temel strateji ve politikalar belirleyip uygulamaktadır. Bu çerçevede ölüm makinaları ile silah teknoloji envanterini artırmaktadır. Bunu da alımlarla, montaj sanayiyle ve kısmi yerli üretimle karşılıyor. İşgaller için de hızlı, etkin ve sonuç alıcı müdahale gücü geliştiriyor. Oluşturduğu askeri konsept doğrultusunda dünyanın ve bölgenin birçok yerine askeri kuvvet sevk edebilecek bir güce varmak istiyor. Ortadoğu ve Afrika’ya açılıp yayılmak hedefini güdüyor. Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasında söz sahibi olup, sömürü kaynaklarından pay almak için çabalıyor. Bütün bu amaçlarına ulaşmak için de her yol ve yöntemi, ilişki ve ittifakı mubah görüyor. İçte ve dışta çeşitli terör örgütleriyle buluşup desteğini sunarak, birliktelikler oluşturarak, ortak hareket ediyor. Listeye, El-Kaide, Taliban, DAİŞ ve El-Nusra gibi, bir çok örgüt dahil edilebilir. Rojava Kantonlarına dönük, DAİŞ vb. çete-örgütlerle iç içe olup aylarca süren saldırı, katliam ve yıkımları gerçekleştirdiğine, tüm dünya tanıktır. Halen de yok etme emelinden vazgeçmiş değildir. Rojava, Şengal, Musul ve diğer yerleşim yerlerinde DAİŞ canilerinin gerçekleştirdiği, insanlık suçlarının ortağıdır. Kürtlere dönük yürüttüğü düşmanlığı tüm Ortadoğu’ya yaymak istiyor.

Sınırlar içinde ise; Türkiye’nin ve Kürdistan’ın her karış toprağına, ordu güçlerini ve güvenlik birimlerini konuşlandırıyor. Türkiye’nin hiçbir yerini, askeri karargah ve kalekol ile polis birim ve karakollarından yoksun bırakmıyor. Dağ-taş, dere-tepe, ova-yayla ve her yer kışlaya dönüyor. Özellikle de Kürdistan’ın her karışı,  yeniden işgal altına alınıyor. Türkiye’nin bütünü açık ceza evi olurken; Kürdistan,  askeri ceza evine dönüştürülüyor. Böylece de mevcut aktif kuvvetler ile rezerv güçlere rolünü oynatarak kısa, orta ve uzun vadeli savaş sürecine hazırlanıyor. Bölge ülkeleri üzerinde stratejik caydırıcılığını ve politik etkinliğini geliştirerek, Türkiye’nin ağırlığını ve saygınlığını oluşturarak menfaatlerini koruyup, artırma amacını taşıyor. Bunun için zaman zaman gövde gösterisi yapıyor. Ayrıca muharebe gücünü yükselterek itibar elde etmeye çalışıyor.

          Tüm bu politikaların ne kadar realist ne kadar rasyonel olduğu oldukça tartışmalıdır. Çünkü, TC devleti son 35 yıldır Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkına karşı, kuralsız ve pervasız bir savaş yürüttü. Bunun sonucu olarak ordusunu modernize edip, revizeden geçirerek, silah teknolojisiyle donattı. Fakat yine de ordusu, PKK gerillalarının savaş tarzı ve kabiliyeti karşısında yamalı bohça gibidir. NATO bünyesinde büyük bir iştahla dış ülkelere gönderdiği askeri kuvvetlerle de dünyanın en ucuz askerine sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca ABD ve AB’nin Füze kalkanı projelerine onay vermesiyle de bu ülkelerin güvenliği sağlanırken, kendi ülkesini ve halkını büyük bir risk altına alarak, canlı kalkan konumuna getirerek hedef kılmıştır. Şimdilerde Suriye ve PKK’ye karşı saldırı hazırlıkları yaparak, kapsamlı bir savaşa hazırlanmaktadır.

          Bütün bu amaç, strateji ve politikalar, bir avuç kaprisli oligarkın fikri, hedefi ve çıkarları ile ayakları yere basmayan hayalleridir. Ülkenin zenginlikleri, toplumsal değerleri ve insanları, bu rüyaların kurbanı edilemez. Türkiye  bu gözü dönmüş dolar tüccarlarının yitik vicdanına ve insafına bırakılamaz.

SAVAŞ  EKONOMİSİ;

          Kapitalizmin karakteristik bunalımı dünya ölçeğinde derinleşerek devam ederken, Türkiye’de de krizlere neden olmuştur. Fakat son on yılın krizleri teğet geçmiştir. Sadece artçı sarsıntıları hissetmiştir. Şimdi ise kırılgan bir noktadadır ve uygulanan yöntem ve tedbirlerle yürüyemez. Bir ülke, uzun süre rolanti ekonomisiyle yaşayamaz. Çünkü, suni teneffüslerle hayat sürdürülemez. Ya kendini tüketerek kırılacak ya da hızlanıp çökecek. Çünkü toplum karşıtı, ekoloji karşıtı, endüstri karşıtı, üretim karşıtı, demokrasi karşıtı ve toplumsal barış karşıtı olarak, geliştirilip sürdürülen’’ ekonomik-politikalar’’ çıkmaz sokak gibidir. Sürekli sömürü, daima daha fazla kar ve hep büyüme ister. Bu da evrendeki kara deliğe doğru yol almaya benzer. Bir kez çekim merkezine yakalanınca, artık kurtuluş yoktur. Her saat her dakika, sizi kendine doğru, katlamalı bir hızla çeker. Sonuç, kara deliğin sonsuzluklarında ve bilinmezliklerinde yol alırken, belki de başkalaşıma uğramaktır. Kim bilir…!

        Bunları belirtirken amacımız işin esasını daha bariz ve çarpıcı oalarak, gözler önüne sererek, ortaya çıkan sonucu ve devam eden gidişatı sorgulamayı kolaylaştırmaktır.

           Nedir, uygulanan ekonomik politikalar? Neden ihtiyaç duyulmuş? Hangi amaçlar doğrultusunda şekillendirilmiş? Neyi hedeflemiş? Kime ve neye hizmet edecek? Kimin ve kimlerin çıkarınadır? Hangi kesimlerin menfaatine göre kurgulanmıştır? Niçin devam ettirilmektedir? Nedir bu ısrar? vb. soruları çoğaltmak mümkündür.

           Savaş politikası başlıklı bölümde vurguladığımız gibi, sürdürülen savaş ekonomisinin geçmişi de l2 Eylül’e kadar uzanır. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sık sık her yer de zevkle ve iştahla söyleyip, teşvik ettiği, silahımızı kendi sanayimizle üretip, dışa bağımlılıktan kurtulalım, çerçevesindeki belirlemelerin benzerini, Cuntanın başı Kenan Evren de dilinden düşürmezdi. Ve Ankara/Murted’te F-16 (FANTOM) uçaklarının Türkiye’de önce montaj, sonra üretim yapabilecek fabrika ve tesislerin inşasına başlanır. Ardından birçok yerde savaş sanayi tesis ve fabrikaları kurulur. Var olan küçük çaptakiler de yeni ünitelerle güçlendirilir.İzmit/Gölcük Askeri Tersaneler, MKE (Makine Kimya Endüstrisi), Ankara-Kırıkkale ve Çankırı da silah ve mühimmat fabrikaları, ASELSAN ( kuruluşu-1975) ve HAVELSAN (1982), TUSAŞ(l984), FNNS, ROKETSAN (1988), İŞBİR, ASPİLSAN gibi TSKGV (Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı) bağlı kuruluşlar ile HTR (1985), NETAŞ, DİTAŞ, HEAŞ vb kuruluşlarla da ortaklıklar içindedir. NUROL, BMC, Mercedes-Benz, KOÇ-OTOKAR vb. özel şirketlerde TSK için ALTAY Tankları, KİRPİ, AKREP vb. isimlerde ölüm makinaları ile çeşitli zırhlı araçlar ve taşıyıcılar üretmektedirler. Hesabının bile yapılamadığı miktarda yüz milyarlarca doları aşan, harcamalar yapılmış. Sadece çeşitli proje ve tasarım çalışmalarına, yıllık olarak milyarlarca dolar aktarılmış ve aktarılmaya devam edilmektedir. Ordunun silah alım ve üretimiyle modernizasyon ve revizasyonuna dönük, çalışma ve harcamalar, AKP iktidarı-hükümetiyle tahmin edilemeyecek derecede hızlandırılıp, artırılmıştır. Türkiye ve Kürdistan coğrafyasıyla toplumlardan zor ve baskıya dayalı sömürülenlerin önemli bir kısmı, savaş ekonomisine harcanmaktadır. Bu harcamalar savunma ve güvenlik adına yapılmaktadır. Sanki toplumun temel ihtiyacı, çıkarı ve geleceği buna bağlıymış gibi milliyetçi, ırkçı ve şoven propagandalar yürütüldü ve yürütülmektedir. Üstelik bu savaş ekonomisi, ‘’ekonomik politikalar’’ diye, hayasızca ve arsızca yatırım, ilerleme, kalkınma ve gelişme olarak meydanlarda ve salonlarda anlatılmaktadır. Üstelik her türden sosyal ve ekonomik sıkıntılara dönük gelişen toplumsal tepki ve etkinlikler dikkate alınmadı. ’’Nuh deyip, peygamber demeyen’’ cinsten bir tarz ve vurdumduymazlık sergilendi. Kara vicdansızlık ve insafsızlık inatla sürdürüldü. Ne uğruna; Yeşil sermayenin, her gün daha çok kar etmesi ve palazlanması uğruna.

 Halbuki bu coğrafyalar tarıma, ziraata, ormancılığa, hayvancılığa vb. toprak işlerine yatkındır. İnsanı, binlerce yıllık toplumsal birikimin, geleneğin ve emeğin ustasıdır. Hem bu coğrafyayı yaşatacak hem canlıları besleyecek toprakla ve doğayla uyum içinde, simbiyotik tarzda yaşayabilir. Bu toplumsal-doğanın özgür işleyiş kuralına da uygundur, İnsanın kutsalıdır. Buna dokunuldu mu, yörüngesinden kopmuş metaor taşı misali savrulup gidilir. Dur-durak bilmeden, parçalanıp un-ufak olana dek, pusulasız yol alınır…

Yapılan yanlışlıklar ülkeyi labirentlere sürüklemektedir. 12 Eylül askeri darbe cuntacılarıyla tarihin çöplüğünde yerini almış Enverizm hayalleri  peşinde koşmak ise; ya gözü dönmüş bir iktidar sarhoşunun ya da ayağı yere basmayan bir aklın işi olabilir ancak.

 Özellikle yaratılan yandaş sermayeye, bu sömürü ve soygunlar peşkeş çekilirken aynı zamanda yeni hırsızlıklar, talanlar ve soygunlar da teşvik edilmektedir. Ülkenin dağı, taşı, toprağı, ormanı,  deresi, ırmağı, gölü, denizi,  madeni, enerji kaynakları, yolları, insanları ve onların alınteri ve göz nurları fütursuzca yeşil sermayeye sunulmaktadır. Bunun için her yol ve yöntem acımasızca uygulanmaktadır. Tüm bunlar ters yüz edilerek, akla hayale gelmeyecek yalanlarla topluma anlatılmaktadır. Büyük bir bölümü sinmiş ve itaat eden basın kuruluşları eli ve diliyle süslendirilip, betimlenerek halka aktarılmaktadır. Toplum amansız bir kandırma ve yönlendirme bombardımanı altındadır. Yalan ve yanlışlar, doğru ve güzellikler olarak servis edilmektedir. Cehenneme döndürülen ülke sanki cennete çevrilmiş gibi gösterilip, sunulmaktadır. Bir zamanlar ABD’de yalan makinası icat edilmişti. Doğruysa eğer, Erdoğan ve AKP ile onların yandaşları ve yardakçılarını bu makinalara bağlarsak, her halde o aletler parçalanır.  Başta Erdoğan olmak üzere, bu şürekanın bir benzerini insanlık ne görmüş, ne duymuş, ne de tanımıştır. Hiçbir halkın başına böyle bir ucube vaka ve cebr gelmemiştir. Firavunlara ve Nemrutlara rahmet okutacak bir ceberrutluk var.

Sonuçta; böylesi hassas bir ekonomi, savaş ve savaş koşullarıyla toz-duman olmaktan kurtulamaz. Yıkımın acısını ve bedelini, kent ve kır emekçileriyle, fakir ve yoksul kesimler öder. Fatura ezilenlere ve sömürülenlere kesilir. Türkiye’de yapılmış, yapılan ve yapılacak olanlar da aynıdır. 12 Eylül’le başlayan savaş-ekonomisi uygulamaları, zaman zaman, DYP- Tansu Çiller döneminde olduğu gibi, özgün özel savaş politikalarıyla hızlandırılarak sürdürülmüş. Kürdistan yıkıma uğratılırken, Kürt halkıda kırım katliam ve sürgünlere tabi kılınmıştır. Kimi dönemlerde de özel savaş politikaları yavaşlatılarak devam ettirilmiştir. Fakat Kasım 2002 tarihinden itibaren ise; bir savaş partisi olarak iktidara taşırılan AKP ile savaş hükümeti oluşturulur. Ve savaş ekonomisi tam gaz hızlandırılarak yol alır. Ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, bir avuç sermayedara peşkeş çekiliyor. Toplumsal emeğin artık-ürünleri ve artı-değerleri gasp ediliyor. Pazara sunulmayan hiçbir toplumsal değer kalmamıştır. Halkın yaşam standartları en alt seviyelere çekilmiştir. Kısıtlamalar, tasarruf paketleri ve zamlar ardı ardına sıralanmıştır. Yapılan bu zamlarla orduya ait kurumlara fon adı altında sermaye devşirilmektedir. Yaşam cendereye alınmıştır. Özelleştirmeler tüm hızıyla sürdürülmektedir. Binlerce, on binlerce ve yüzbinlerce emekçi, tüm haklarından men edilerek, işsizler ordusuna dahil edilmişlerdir. Tepki gösterip hak arayanlara, eyleme yönelip direnenlere ise amansız bir baskı ve şiddet uygulanmaktadır. Grevler yasaklanmıştır. Sesler duyulmaz olmuştur. Dayanışma, yardımlaşma ve örgütlenip birlikte hareket etme, güç olma sarı sendikalarla önlenmektedir. Benzeri yöntemler zenginleştirilerek devam edilir. Söz konusu koca bir ülkenin, toplumsal emek değerleriyle birikiminin önemli bir kısmı, savaş ekonomisi olarak harcanır. Ülkenin, ’’sözde’’ vatandaşları işsiz ve aşsız kalıp, fakir ve yoksulluk içinde çırpınırlar. Hesabı yapılamayan milyon ve milyar dolarlar ise ölüm makinalarına, savaş teçhizatlarına, silah geliştirme projeleri ile tasarımlarına ve kısmi üretimlere harcanır. Ülke zenginlikleriyle halkın göz nuru, emeği ve yarınları, pervasızca silah ve yeni teknolojilerin alımında tüketilir. Savaş baronları ve silah tacirleri, sermayelerini katlayıp sevinirken, ezilene, sömürülene ve yoksullara düşen pay ise; hamasi sözler ile ‘’Vatan, Millet, Sakarya…’’ edebiyatıdır.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.