LAZLAR

24 Haziran 2015 Çarşamba

Laz ve Laz kimliği oldukça geniş bir topluluklar bütününe işaret edebiliyor. Birine ya da birbirlerine göre ‘Laz olmak’ olgusu, kimliğin tarihsel ve toplumsal gerçekliğini açıklama ihtiyacını daha fazla ön plana çıkartıyor. Lazlar kimdir, kimlere Laz denir?









Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi


Sinop'tan itibaren Karadeniz bölgesinde Türk, Gürcü, Laz, Hemşinli ,Poşa (Kafkas Çingenesi), Çerkez, Balkan göçmenleri, Kürt, Romeyika/Pontos Rumcası ana dilli toplum gibi çeşitli halklar yaşamaktadır. Sadece bu bölgede bile Türkçenin dışında; Lazca, Gürcüce, Hemşince, Romeyika ve Lomavren (Poşaca yani çingene Ermenicesi) gibi birden çok dil konuşulduğunu görebiliriz. Bölgede ayrıca Aleviler de yaşamaktadır; Sinop'ta 11, Samsun'da 39, Ordu'da 32, Giresun'da 11, Gümüşhane'de 44, Bayburt'ta 9 olmak üzere yüze yakın Alevi köyü olduğu bilinmektedir. Din açısından Lazlar, genellikle ya Hanefi-Sünnidir; ya da Ortodoksturlar. Çepniler ise Sünnileştirilerek asimile edilmişlerdir.

Orta ve Doğu Karadeniz halklarının hepsine "Laz" denilmesinin sebebi bazı tarihsel gerçeklerden besleniyor. Laz halkının bu coğrafyada dört bin yıllık bir geçmişi var. Lazlar ‘denizci ve savaşçı’ bir kavim olarak yörenin en kadim halklarındandır. Elen kolonilerinden sonra bölgeye gelen Romalılar yöre halkına ‘Laz’, ülkelerine de ‘Lazika’ demeye başladılar. 6.yüzyıla kadar bu bölge, haritalarda da Lazika adıyla görülmektedir.

Lazların ataları,  Yunanlılar gelmeden önce Ordu ile Sohum arasındaki bölgede yerleşik olan bir kavimdi. Ancak Laz kimliği açısından bakıldığında önce Yunanlaşan sonra da Türkleşen bir Laz toplumundan bahsedilebilir. Bölgeye zaman içinde çok yoğun Yunan, Gürcü, Ermeni, Türk göçleri yaşandı, nüfus yapısı değişti, ama halka verilen isim değişmedi. Bugünkü anlamıyla ‘Laz kültürü’ denildiği zaman; Elen kültürüyle harmanlanmış, diğer halkların birikimiyle de ortaklaşmış ve Trabzon’dan başlayarak Gürcistan’a kadar ulaşan bir kültürden bahsedebiliriz.

Laz kimdir?

Lazlar; Kafkasya orijinli, kendilerine özgü bir dilleri olan (Lazca/Lazuri) bir halktır.

Bu halk Türkiye'de, Doğu Karadeniz'de Atina'dan (Pazar) başlamak üzere, Art'aşeni (Ardeşen), Çamlıhemşin'in kuzeyi (Vija/Vijadibi), Vitze (Fındıklı), Arkabi (Arhavi), Xop'a (Hopa) ve Borçka'nın bir kısmında yoğun olarak yaşamaktadır. Bu coğrafyaya da "Lazistan" deniliyor.

Lazlar bu ilçeler dışında Marmara ve Batı Karadeniz'de de çok sayıda köy ve mahallede yerleşik durumdalar. Osmanlı-Rus Harbi'nden (1877-78) sonra Batum, Hopa, Borçka, Arhavi ve çevresinden sürgün gelmiş Lazların torunlarıdırlar.

Laz kimliğinin başat belirleyeni dildir

 Laz toplulukların günlük yaşamda kullandıkları anadilleri Lazcadır.

Laz halkının kimliğinin başat belirleyeni dildir. Diğer kültürel özellikler açısından yöredeki diğer halklarla büyük benzerlikler gösterir, önemli oranda ortak bir kültür oluşmuştur.

Kendi içinde Doğu (Batum, Hopa, Arhavi, Fındıklı, diaspora, Borçka) ve Batı (Pazar, Ardeşen, Çamlıhemşin) Lazcası olmak üzere iki lehçeye ayrılan ve yerli Kafkas dillerinden biri olan Lazca dünyadaki "yok olma tehdidi altında" olan dillerden de biridir.

Lazlar ve din

Lazlar oldukça geç bir dönemde, on yedinci yüzyıl içinde Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçmişlerdir. Megreller, Hristiyan Lazlardır. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına dek -Arhavi'de olduğu söylenen- birkaç Ortodoks "direnç noktası" varlığını sürdürmüştür.

Genel olarak bakıldığında Lazların dindar bir topluluk olduğu, özellikle çevre toplumlarla kıyaslandığında söylenemez. Gürcistan'daki Hıristiyan Lazlar ve Megreller için de dini yaşayış tarzının Müslüman Lazlarınkine benzediği söylenebilir.

Komşu halklarla ilişkiler

Laz halkının Lazistan'daki komşuları Türkler, Hemşinliler ve Gürcülerdir. Bu üç esas topluluk dışında çok az sayıda Poşa ve Kürt de bölgede yaşamını sürdürüyor.

Fakat diaspora Lazlarına baktığımız vakit, yaşadıkları bölgelerin kozmopolit muhaceret(göç) yerleşim alanları olması sebebiyle çok daha karmaşık bir tabloyla karşılaşırız.

Lazlar oralarda; Çerkez, Abhaz, Gürcü, Boşnak, Arnavut, Pomak, Yunanistan-Bulgaristan-Yugoslavya-Romanya göçmeni Türkler, Kürtler, Dağıstanlılar, Çingeneler gibi çok sayıda halkla yan yana ya da iç içeler.

İlişkide olunan bu kadar çok halka karşın Lazların komşuları deyince ilk akla her zaman Hemşinliler gelir, çünkü iki toplum arasında çok derin özel bağlar vardır.

Lazlar ve Hemşinliler, Lazistan'da Arhavi hariç her ilçede iç içe ve yan yana yaşıyorlar, köylerin kimisi komşu, kimisi ise karmadır. Bin üç yüz yıllık ortak yaşam pratikleri Lazlar ve Hemşinliler arasında pek çok ortak kültürel, psikolojik, sosyolojik özellikler yaratmıştır.

Lazlar dağlara kadar yayılmış olsalar da esas olarak bir kıyı halkıdır ve ülkeleri sahil boyunca uzanır. Hemşinlilerse doğayla daha iç içe yaşayan, dağlı, çoban bir halktır. Çayeli'nde de yine kıyı halkı olan Horumlar yaşarlar.

"Horum", her iki halkın lügatinde de "Karadenizli Rum" anlamındadır. Trabzon'da bazı ilçelerde güneye doğru 50-60 köyde Rumca (Romeyika) konuşulmaya devam ediyor.

Ekonomi

Lazların geleneksel üretim tarzları, çay ziraatının gelişiyle dağılmış, üretim tarzı tek tipleştirilmiştir. Ekonomi diye nitelenebilecek üretim faaliyetleri çok sınırlı ve tamamen sömürü sistemin çıkarları tarafından belirlenmektedir. Nükleer santraller ve HES’lerin yapımıyla, her türlü doğal zenginlikler, sınırsız kar mantığıyla anti-ekolojik projelere kurban edilmektedir.

Bugün Lazların diğer halklardan farklılaşan herhangi bir ekonomik etkinlikleri yoktur. Kapitalist sistemin etkileri ve entegrasyon politikaları sonucu; devletçi sistemle bütünleşme durumu ortaya çıkmış bu da Laz kültürü ve dilinde aşınmalar yaratmıştır. Asırlardır kendi öz kültürlerini korumayı başaran Lazlar, Lazistan’ın kapitalizme açılmasıyla hem boşaltılmış hem de asimile sürecine girmişlerdir.

Feodalite

Lazlarda bilinen anlamda bir feodaliteye, ağalık sistemine rastlanmaz. Köylülerin çoğu az ya da orta düzeyde toprak sahibidir, toprağı olmayanlar da "yarıcılık" denilen sistemle ekmeklerini kazanmaya çalışırlar.

19. yüzyılın sonlarına dek Lazistan'da bir derebeylik sistemi -yirmiye yakın derebeylik- mevcuttu, bu ağalar genellikle -Megrelya'daki prensler kadar olmasa da- zalimlikleriyle anılırlar.

Eski ağa soyu olan sülalelerin çoğunun aslen Laz olmaması ise -Lazistan'da Lazlaşmış kabileler vardır, daha çok soyadları sayesinde bilinirler- çarpıcı ve ilginç bir durumdur.

Lazistan'da feodalite olgusu, Osmanlı'nın harekâtlarıyla birlikte, büyük isyanlara sebep olarak -Tuzcuoğlu İsyanları- uzun süreçte zorla sönümlendirilebildi. Bugün eski ağa soylarının zenginlikleri, siyasal/kültürel baskınlıkları sürse de, bildiğimiz anlamda bir ağalık durumu hiçbir biçimiyle söz konusu değildir.

Asimilasyon

Lazlarda dil ve kültür anlamında yaşanan asimilasyon gerçekliği, çok yüksek oranlardadır. Özellikle 1980 askeri darbesinin tekçi zihniyeti ve sistemli asimilasyon politikaları sonucu, günümüzde Laz dilinin varlığı tehlikeye girmiştir.

Yeni nesil Lazcayı bilmemektedir. Türkçeden önce Lazcayı öğrenen çocuk artık yoktur. Sadece Fırtına vadisindeki Çamlıhemşin Lazlarında, Ardeşen'in Dutxe beldesinde, Ardeşen ve Arhavi'nin kimi köylerinde ve diasporadaki bazı alanlarda Lazca ve Türkçeyi beraber öğrenerek büyüyen çocuklar yetişmekte.

Laz olma bilinci

Lazlarda tarihsel ve ulusal temelde bir toplumsal bilinç yeteri kadar gelişmemiştir. Lazlar köklü tarihlerinden, geçmişteki krallıklarından, Yunan kolonicilerle, Roma'yla, Pontos'la, Bizans'la, Perslerle, Araplarla, Gürcülerle, Abhazlarla, Trabzon Krallığı ve Osmanlı'yla, Rusya'yla ilişkiler vb. gibi siyasi ve toplumsal tarihlerini fazla bilmemelerinin nedeni devletçi resmi tarih anlayışının sonucudur.

Lazların neredeyse hepsi Lazlıklarının farkındadır; ancak bu farkındalık onları yeterli tarihsel ve toplumsal bilince taşıyacak düzeyde değildir. Lazların kendilerine ait dilleri ve ülkeleri olmasına rağmen ulus bilincinin gelişmemiş olması, Türkiye’de yürütülen asimilasyon politikalarıyla da doğrudan bağlantılıdır.

Laz kültür / kimlik hareketi

Laz kültür/kimlik hareketinin tarihi oldukça eski olmakla birlikte yeteri kadar aydınlığa kavuşmamıştır.

Lazların, Osmanlı'da, Çarlık Rusyası’nda, Cumhuriyet Türkiye'sinde aynı zamanda da Sovyetlerde genellikle oldukça dar kalmış kültürel, siyasi, dilsel çalışmaları olmuştur. Özerklik ve bağımsızlık amaçlı hareketler gelişmiş olsa da hepsi, baskıyla, cinayetle ve zorbalıkla bastırılmış, hafızalardan dahi sildirilmiştir.

Günümüzde Türkiye'deki Laz kültür hareketine bakarsak, 80'ler döneminde başlayan Almanya'daki Lazebura çevresinin faaliyetlerini görebiliriz. '90'ların başında ise bir grup Laz aydını İstanbul'da toplanmaya başlar, Türkiye'de çoğu birbirinden habersiz olan insanlar, yine habersiz oldukları ve Türkiye'de yaşayan Lazlara yönelik faaliyetlerini baskı altında ve gizlilik içinde kısıtlı şartlarda sürdürmeye çalışan Almanya ekibiyle kolektif oluştururlar ve bu süreçten 1993'te Ogni (Duy) dergisi doğar. Almanya ekibinin etkisi zaman içinde kırılır, kültür hareketinde belirleyicilik ve yön, kendi birikimini yaratmış olan İstanbul ekibine geçer.

Ogni'nin DGM'lik olmasından sonra hareket bir dağılma yaşasa da kısa sürede toparlanarak çalışmalarına devam eder.

 Kitap sayısında önemli bir artış olur, Lazca eserler verilmeye başlar. Lazca albümler çıkar ve bu süreç günümüze dek de devam etmektedir. Artık bir Laz külliyatından söz edilecek kadar bir birikim oluşmuştur. Ancak hareket, belirli bir politik duruşu olmadığı, periyodik yayınlardaki istikrarsızlık, çeşitli iç sorunlar sebebiyle gelişme imkânı bulamaz. 2008’de dernekleşme, zaman içinde enstitü kurulsa da Lazların kültür çalışmaları sürekliliğe ulaşamamıştır. Küçük çalışma grupları olarak faaliyet yürütenler de vardır.

Lazlar da diğer bütün kadim kültürler ve halklar gibi demokratik ulus zihniyetiyle kendi öz kimliklerini ifade edebilecekleri ve geliştirebilecekleri toplumsal bir sistem arzusundalar. Demokratik bilincin kendi toplumsallığını örgütleyebildiği koşullarda tarihin büyük mirasları da yok olmadan kendi topraklarında zenginlikleriyle yaşayabileceklerdir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.