DEVLETÇİ UYGARLIK SİSTEMİNE KARŞI KÜRDİSTAN?IN ROJHILAT?INDA GELİŞEN DEMOKRATİK HAREKETLER

29 Haziran 2017 Perşembe

Yaşam, büyüsünü insan gerçeğinde yitirmeyle karşı karşıyadır. Yitip gitmekte olan sadece insan ve toplumdaki yaşamın kutsallığı değil, bir bütün yaşamın kutsallığıdır. Belki de bu yüzden iyi, güzel ve doğru yaşam için insanlık tarihinde yoğun mücadeleler verilmiş, direnişler gelişmiştir. Tarihi


?Bütün kâinat birbirine sevgiyle bağlanmış

Sevgini vermesini öğren,

Gönlün anlasın ki hepsine yer varmış

Sevgisiz insandan Dünya korkarmış?

Mevlana


Toplumsallık, Toros-Zağros eteklerinde ete kemiğe bürünmüştür.


Yaşam, kutsal bir değerdir. İnsan yaşamı için olduğu kadar insan dışındaki bütün yaşamlar için de böyledir. Nede olsa insan da bu yaşamlarla birlikte oluşmuştur. İçinde yaşadığı doğadaki zengin yaşamsallığın bir ürünü olarak var olmuştur. Doğadaki ahenge, dengeye uyumlu olarak doğum yapmıştır. Bu anlamda bir bütün doğayı, hatta evreni kendi oluşum gerçeğinde yaşamakta ve yaşatmaktadır. Ne kadar bu oluşum gerçeğine bağlı yaşama gücünü gösterebilmişse o kadar yaşamına ve var olduğu doğaya anlam katmıştır. Bütün kâinatın birbiriyle bağlı olduğunu hissederek yaşamıştır. Bilinçli bir kötülük, çirkinlik, yanlışlık yapmamıştır. Bütün var oluşlara anlam vererek yaşamasını bilmiştir.

Her yaşamın kendi türü açısından ve varoluşunu gerçekleştirdiği doğa açısından anlamı vardır. Asıl olan ne kadar bu anlama dayalı yaşandığıdır. Doğaya baktığımızda böyle bir sorgulamayı sadece ve sadece toplumsal doğada yapabileceğimizi görüyoruz. Çünkü varoluş gerçeğinden uzaklaşan ve hatta giderek buna ters bir yaşamın toplumsal doğada açığa çıktığını görüyoruz. Yaşamın kutsallığı insan gerçeğinde giderek anlamını yitirmektedir. Yaşam, büyüsünü insan gerçeğinde yitirmeyle karşı karşıyadır. Yitip gitmekte olan sadece insan ve toplumdaki yaşamın kutsallığı değil, bir bütün yaşamın kutsallığıdır. Belki de bu yüzden iyi, güzel ve doğru yaşam için insanlık tarihinde yoğun mücadeleler verilmiş, direnişler gelişmiştir. Tarihin iyi, güzel ve doğru yanına mal olmuş büyük insanlık abideleri açığa çıkmıştır. Yaşamın kutsal olduğunun ısrarı olarak var olmuşlardır. Bugün toplumsallık adına yaşamı tanımlamaya çalıştığımızda hep bu direnişlerle tanımlıyoruz. Yaşam, insanlık, toplum adına ne varsa bu mücadelelerde vardır. Bu mücadelelerde insana, topluma, doğaya sevgi var. Bu mücadelelerde eşitlik, özgürlük var. Kadının-erkeğin, gencin-yaşlının-çocuğun ve doğanın sömürüsüne dur deyiş var. Sınıfsız, sömürüsüz bir yaşamın olabileceğine dair inanç, umut ve mücadele var. Vicdan var. İnsanı insan yapan bütün değerlerle toplumu savunma var. İnsan olmakta, insan kalmakta ısrar var. Bu değerler olmadan insan yaşamının kutsallığından bahsetmek mümkün müdür? Bu değerlerden boşalmış bir yaşam büyük bir anlamsızlık ve sevgisizlik içinde olan bir yaşamdır. Adına yaşam denebilirse eğer.

Yaşamın ne anlama geldiğini ilmik ilmik dokuyarak öğrenen Mezopotamya insanı-toplumu her zaman yaşamı korumaya, sahiplenmeye çalışmıştır. Hiyerarşik, devletçi, sınıflı sistemlerin yarattığı toplum dışılıklara karşı mücadelesiz kalmamıştır. Nasıl kalabilirdi ki? Milyonlarca yıl süren insan olma serüveninin Neolitik aşaması Toros-Zağros dağlarının eteklerindeki bu topraklarda yaşamsallaşmıştır. Toros-Zağros dağları bir ana gibi kucağını açarak insanlığın toplumsallaşmasına beşiklik etmiştir. Dünya?nın hiçbir yeri Toros-Zağros dağ silsilelerinin eteklerindeki kadar yaşamı, komünaliteyi, paylaşımı, dayanışmayı derinden hissetmemiştir. Toros-Zağros dağlarından kaynağını alan irili ufaklı nehirlerle beslenen bereketli topraklara, insan olmanın bereketini katarak yaratmışlardır. Toplumsal değerler burada ete kemiğe bürünerek anlam kazanmıştır. Büyük bir emekle, sevgiyle, göz nuruyla hissederek, duyumsayarak nakş etmişlerdir. Kadın-ana öncülüğünde gelişen bu süreç büyük bir yaratım eylemiyle gelişen bir süreç olmuştur. Tanrıçalık bu yaratma gerçeğiyle bağlantılıdır. İnsanın-toplumun ruh, duygu, inanç, sanat ve düşünce dünyasını oluşturan bu süreç, toplumun ahlaki ve politik değerlerinin oluşum sürecidir. Toplumsallığı için var olma ve yaratma eylemidir. Bu toplumsallık ve yaratım gerçeği hiçbir yerde bu topraklardaki kadar uzun süreli ve derinlikli olmamıştır. Ve Dünya?ya yayılan bir kültür olarak, sadece Mezopotamya?yı değil bütün Dünya?yı beslemiştir. İnsanlık adına manevi anlamda ne yaratılmışsa bu dönemde yaratılmıştır. Toplumun hakikati bu süreçlerde ve yarattığı bu değerlerde saklıdır. Çünkü bu değerler toplumun kök hücresidir. Bu değerlerden kopmak köklerinden kopmak anlamına gelir. Köklerinden kopmak ise anlamsızlık denizinde yitip gitmek demektir. Bu da toplumun toplum olmaktan çıkması anlamına gelir. Kıyametin kopması belki de böyle bir şeyin gerçekleşmesiyle olabilir. İnsanlık böyle bir kara deliğe çekilirken toplum olmakta ısrar etmek, toplum olmakta kalmak en büyük ve tarihi eylem olmaktadır. Tarih günümüzde yaşanıyorsa eğer, tarihe en anlamlı cevap böyle eylemli bir yaşam hali içinde olmakla mümkündür. Yoksa Mezopotamya?da tarihi yaratan ve yazan analarımızı-atalarımızı nasıl sahiplenebiliriz? Toros ve Zağros dağlarının eteklerinde ve zirvelerinde, ovalarında yaşanan direnişlerde zaten bu değerleri sahiplenme amaçlıdır. Doğal toplumun açığa çıkardığı, insanı insan yapan, toplum yapan değerlerin sahiplenilmesidir. Eğer devletçi-sınıflı uygarlığa karşı bu topraklarda çok büyük direnişler yaşanmışsa yaşanan bu tarihsel gerçeklikle bağlantılıdır. Tarihe mal olmuş büyük filozoflar, düşün insanları, halk önderleri çıkmışsa yine bu topraklarda yaşam bulan toplumsallıkta aramak gerekir. Bu topraklar ki, bugün ana merkezini ve önemli bölümünü Kürdistan coğrafyası oluşturmaktadır. Kürdistan coğrafyası Bereketli Hilal?in kalbidir. Toplumsal yaşamın kalp atışlarının gerçekleştiği mekândır. Bu gerçeklik aynı zamanda Kürdistan coğrafyasını bir direniş mekânı haline getirmiştir. Direnişlerin ruhu ve esin kaynağı olmuştur. Özellikle de Kürdistan?ın Rojhılat?ı hem felsefik-ideolojik boyutuyla hem de pratik mücadele boyutuyla zengin bir demokratik direniş kültürü haline gelmiştir. Düşünsel, siyasal, sosyal, kültürel hareketler ve direnişler açısından merkezi rol oynayan bölgelerden biri olmuştur.



Zerdüştlük, Doğal toplum değerlerinde ısrarın adıdır.


Toros-Zağros dağlarının eteklerinde toplumsallaşmanın yaşadığı anlam düzeyi, devletçi uygarlık sonrasında da yaşamaya devam etmiştir. Bunlar mitolojide, dinde, felsefede ve bilimsel düşüncede değişik biçimlerde bir direniş biçimi olarak var olmuşlardır. İnsanlık tarihinde hiçbir şey bir anda olup bitmiyor. Yaşam bir suyun akışı gibi akışkandır. Boşluk yok, kopukluk yoktur. Herhangi bir şey birden bire kesilip, yeni bir şey bir anda açığa çıkmıyor. Her oluşan yeni şey geçmişi de kendi içinde taşıyor. Her şey birbirine sanıldığından daha fazla bağlı, daha fazla iç içedir. Hele bu insanın metafizik yönleri yani ruhsal, duygusal, düşünsel boyutlarıyla bağlantılı olunca daha fazla açığa çıkıyor. İnsan-toplum kendisine bu yönleriyle anlam veriyor, kendisini bu yönleriyle tanımlıyor. Bu anlam verme ve tanımlama yüz binlerce, milyonlarca yılda oluşmuş oluyor. Tabii ki, hiçbir şey gereksiz yere oluşmuyor. İnsanlığın metafizik yönünün açığa çıkardığı inançlar da böyle bir oluşum anlamsallığına sahiptir. Doğal toplum sürecinde olduğu gibi, doğal toplum sonrasında ki uygarlık sürecinde de böyledir. Uygarlık sürecindeki çatallaşmayla iktidarı-devleti elinde bulunduran egemen kesimler bu inançları-dinleri, kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak özünden ve amacından saptırmaya çalışsalar da, bunlar toplumun varoluş değerleri olarak, toplumsal kültürde yaşamaya devam etmektedir. Adı ve ritüelleri değişse bile ifade ettikleri öz birbirine uzak değildir.

Mezopotamya?da yaşamsallaşan Güneş tanrısı Mithra inancı ve kültürü de, doğal toplumun yaşam felsefesinin oluşturduğu değerlerle anlam bulmuş bir inanç biçimidir. Bu anlamda insanın özüne, doğasına ve doğaya yakındır. Toplumun yararına olmayan şeylere kapalıdır. Toplumda iyiliğin gelişmesi için kötülükle mücadele etmektedir. İyi ve kötü, ışık ve karanlık arasında ki mücadele Mithraizm inancındaki düalizmi ifade etmektedir. Bu ikililik hali kendisinden sonraki inançlar üzerinde etkili olmuştur. Uzun bir zaman diliminde varlığını sürdürmüş ve inanan bulmuş ve Zerdüştlük gibi eşitlikçi-özgürlükçü-ahlaki bir inanca analık yapmış ve de tek Tanrılı dinleri ciddi oranda etkilemiştir. Bir Aryen kültürü olarak Mithracılık gizemli yönleriyle Hermes düşüncesini de etkilemiş gibi görünmektedir. Güneş, Ay ve çeşitli yıldızların hareketlerinin de bilinir hale gelmesiyle gökleri tanrısallaştırma ve göklerin yeryüzüne etkisini bilme süreci başlamıştır. İndra-Varuna ve Mithra üçlüsü, Hintler de Brahma, Vişnu, Siva üçlüsüyle, Hıristiyanlıkta baba-oğul-kutsal ruh üçlüsü olarak yaşam bulmuştur. Bu özellikler birbirinden bağımsız değildir. Mithraizim inancı hakkında yazılı belgenin fazla olmaması hakkında sağlıklı yorumlar yapılmasını engellemektedir. Ancak Mezopotamya?dan Hindistan?a ve Orta Asya?ya, Avrupa?ya (Roma dini olarak), Afrika?ya kadar çok geniş bir alanda etkili olması, toplumlar tarafından kabul gördüğü anlamına gelmektedir. Tabii ki her toplum kendi zaman ve mekânsal gerçekliği içinde kültürünü katarken kendi kültürü haline de getirmiştir.

Zerdüşt öğretisi de hem neolitik devrim ve tarım kültürünün yol açtığı gelişmeler hem de Mithraizm geleneği üzerinden yaşam-anlam bulmuştur. Zağros dağlarının eteklerinde mayalanan eşit ve özgürlükçü neolitik ve doğal toplum kültürünün, devletçi uygarlığın geliştirdiği köleliğe, baskıya, sömürüye, adaletsizliğe karşı başkaldırısı olarak şekilleniyor. Savalan dağı düşüncelerin olgunlaştığı inziva mekânı oluyor. Zerdüştü bir kişi olarak değerlendirmekten çok bir öğreti, hareket olarak değerlendirmek daha sağlıklı olabilir. Zerdüştlük, aynı zamanda Mithra inancında reform hareketidir. Reform yapmak, kastlaşmanın önüne geçmek isteyenler, halkı aydınlatarak öncülük yapmak isteyenler kutsanarak onlara Zerdüşt denmiştir. Zerdüştlük, Kürdistan?ın Rojhılat?ında doğan ziraat ve hayvancılığa dayalı Aryen toplumunun felsefe ve din ağırlıklı ahlaki ve politik öğretisidir.

Zerdüşt felsefesine göre öncelikle boşluk vardır. Boşlukla bağlantılı zaman açığa çıkıyor. Zerdüşt zamana Zurwan diyor. Zerdüşt zihniyetine göre zaman her şeyin babasıdır. Zurwan?ın evrensel iki çocuğu vardır. Bunlar enerjik, ruhsal varlıklardır. Bunlardan biri Ahura Mazda?dır, iyilik tanrısıdır, enerjidir, ışıktır ve mekânı Spenta Mayinu?dur. Diğeri ise Ehrimandır, kötülük tanrısıdır ve mekânı Angra Mayinu?dur. Zerdüştlükte her şey dualite temeline dayanıyor. Bir şeyi yapan dualitedir. İkilik olmazsa hareket olmaz. Çelişkidir, çelişki ikilikten oluşuyor. Çelişki hareketi, hareket oluşumu açığa çıkarıyor. Ahura Mazda ve Ehriman?ın birbirinden haberi oluyor. Önce Ehriman kendisi dışında başka bir şeyin olduğunu fark ediyor. Onu ortadan kaldırmak için harekete geçiyor. Bunlar arasında evrensel mücadele başlıyor. Bu her iki tanrı kendisine madde yapıyor. Maddeyi kendilerinden yaratıyorlar. Ahura Mazda kendisine iyi şeyler, Ehriman ise kötü şeyler yapıyor. Artık günlük mücadele içerisindedirler. Sonuçta iyilik tanrısı kazanacaktır ancak bunun için mücadele edilmesi gerekiyor.

Evrenin oluşumunu felsefik olarak ele alıyor ve toplumun inancında değişim yaratıyor. İyi düşün, iyi konuş, iyi yap anlayışının felsefik temelini oluşturuyor. Bu anlayış Maniheizm, Mazdekizm ve Alevilikte de devam ediyor. Zerdüşti öğretide bilgi önemlidir. Ancak bilginin doğru olması ve topluma hizmet etmesini gerekli görüyor ve bunun için de toplum tarafından paylaşılmasını önemsiyor. İyi ve kötü, aydınlık ve karanlık kavramlarını geliştirerek Grek ahlak biliminin ve felsefi akımlarının gelişmesinin önünü açıyor. Zerdüştlük?e tek tanrıdan ziyade tek tanrılığa doğru gidiş demek daha doğru olabilir. Tanrı?yı ?Söyle sen kimsin?? biçiminde sorgulayarak insan iradesinin, yaratıcılığının yeniden açığa çıkmasının koşullarını oluşturuyor. Mag rahiplerinin gericileşen öncülüğüne karşı çıkarak herkesin Tanrı?yla ilişkilenebileceğini belirtiyor. Kadın ve erkek arasında yaşanan eşitsizliğe karşı çıkıyor ve kadın-erkek eşittir diyor. Kadına yönelik eşitlikçi ve özgürlükçü yaklaşımı, Ahura Mazda ve meleklerin kimlik, rol ve özelliklerinin belirlenmesinde çok açık görülüyor. Yaşam hakkını, inanç hakkını geliştiriyor. Doğaya önem veriyor. Ateşe, tarıma, ziraata, hayvanlara değer veriyor. İnsan ve hayvan ilişkisini yeniden canlandırıyor. Zerdüşt hareketi Aryen toplumunun yenilenmesinde, yaşamında etkili oluyor. Kısa zamanda İran?ın tüm doğusuna yayılmıştır. Bugünkü İran?da Hamedan olarak bilinen şehri merkez edinen Med?leri önemli ölçüde etkilemiştir. Med konfederasyonunun oluşumunda etkili olarak, dönemin zalim iktidar gücü Asur?a karşı Med-Pers-Babil-Urartu ittifakın gerçekleşmesinde ve Asur?u yenmesinde önemli bir düşünsel gücü oluşturmuştur. Zerdüştlük düşüncesi daha sonra tahrif edilmiş olsa da, ceylan veya öküz derisi üzerine yazılan Gathalar-Sözler biçiminde Avesta adlı kitapta toplanmıştır.

Önder Apo, Özgürlük Sosyolojisi adlı kitabında Zerdüşt için şunları söylemektedir: ?Tarihte din-ahlak ilişkisinde müstesna bir öğreti ve kişilik olarak Zerdüştizm?i ve Zerdüşt?ü görüyoruz. Araştırmalar Zerdüşt?ü ve bağlı olduğu öğretiyi büyük bir ahlaki devrim olarak tanımlamaktadır. Zağros dağlarının eteklerinde tarım ve hayvancılıkla geçinen bir toplumsal kültürel (Neolitik devrimden beri M.Ö. 12000, hatta dördüncü buzul dönemin kalkış tarihi olan M.Ö. 20000?lerden beri şekillenen kültür) ortamda, Sümer uygarlığının (M.Ö. 3000 sonrası) mitolojik ve dinsel hegemonyasına karşı kutsallıktan ziyade seküler, dünyevi ahlakı savunan bir eğilim olarak gelişen bu ahlaki devrime Zerdüşt?ün adına izafeten Zerdüştizm denilse de, çok daha eski köklere sahiptir. Zerdüşt?ün ünlü sözü olan ?Söyle sen kimsin?? hitabıyla Sümer uygarlığının mitolojik ve dini tanrısallığını yargıladığı açıktır. Dolayısıyla uygarlık din ve tanrılarının bu ilk ahlaki eleştirisi çok büyük öneme sahiptir.?

Zerdüşt öğretisi İbrahimi dinleri etkileyen önemli bir kaynaktır. Persler kanalıyla Doğu, Helenler kanalıyla da Batı uygarlığı üzerinde güçlü etkileri olan bir kültürdür. Devletçi uygarlığın toplumu ahlaki olarak zayıf düşürmesine karşı Çin?de Konfüçyüs, Hint?te Buda ve Grek?te Sokrates gibi kişiliklerde ahlaka dayanarak toplumsal değerleri korumaya çalışmışlardır. Zerdüşti öğretiden esinlenen Mazdek, Hürrem, Babek, Ebu Müslim Horasani, Hallac-ı Mansur, Hasan Sabah, Sühreverdi gibi demokratik uygarlık tarihine mal olmuş kişilikler Kürdistan?ın Rojhılatında ve İran?da ortaya çıkarak demokratik-komünal değerlere dayanan eşit ve özgür yaşam mücadelesini yürütmüşlerdir.


Mazdek, Tarihin bildiği ilk komünalist.


Mazdek?in yaşamı hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz. Zerdüştlük ve Mani hakkında, her ne kadar tahrife uğramış olsa da bıraktıkları eserlerden felsefeleri ve yaşamları hakkında belli düzeyde bilgiye ulaşılabilmektedir. Zerdüştlüğün Gatha?ları, Mani?nin Kürtçe yazdığı kitaplar var. Ancak Mazdek bu kişiliklere göre daha yakın bir tarihte yaşamış olmasına rağmen hakkında bilinenler daha azdır. Felsefesi ve yaşamı egemen güçler tarafından çarpıtılarak, karalanarak verilmeye çalışılmıştır. Gerçi Zerdüştlik ve Mani için de bu yöntemi egemenler kullanmışlardır. Ancak bu durum Mazdek?te daha ileri bir düzeydedir. Bu da Mazdek?in unutturulmak istenmesiyle bağlantılıdır. Unutturulmak istenmesinin nedeni devletçi uygarlığı felsefik-ideolojik olarak sarsmasıyla bağlantılı olan bir halk önderi olmasından kaynaklanmaktadır.

El-Biruni, Mazdek?i ?Mazdek b. Hamededan? olarak tanıtır ve Mazdek?in Hamedan?lı olduğunu ifade eder. Mazdek Kürtçe bir isimdir. Kürtçe?de Xweda, Ezda, Mazda gibi isimler Tanrı isimleridir. Bu isimler köken olarak birdir ve Mazdek?te bunların bir türevi olarak görünüyor. Za, Zi, Zin, Zin-da, Ma-zi-dek gibi sıfatlar da Kürtçe?de Tanrı?ya atfedilmiştir.

Kurmanci de Xweda (Xwe-da)=Allah verdi

Ezda (Ez-da)= Beni verdi, beni yarattı=Tanrının Êzidilikteki adı

Zazaca?da Mazda (Maz-da)=bizi veren=Allah verdi anlamlarına gelmektedir.

Mazdekizme, Sasaniler döneminde ?Neşeli Din? anlamına gelen Khurramdin, Arapça ise Khurramiya denmiştir. Mazdek, Zerdüşt öğretisinden ve Mani?den yine bu dönemde gelişen Yahudi, Hıristiyan, Budist dinleri kadar Yunan felsefi ekollerinden de etkilenmiştir. Ancak Mazdek, felsefesini Doğu toplumsallığı üzerine inşa etmiştir. Devletçi uygarlığa karşı eşitlikçi, ortakçı ve özgürlükçü bir düzeni savunmuştur. Mal ve servetlerin paylaşımını, kadın-erkek arasındaki eşitlik temelinde insanlar arasında eşitliği savunmuştur. İnsanın insana kulluğuna karşı çıkarak, insanlar üzerinde iktidar ve tahakküm kurulamayacağı düşüncesini felsefesinin merkezine almıştır. Bu düşünceleriyle sınıfsız, sömürüsüz, komünal bir yaşamı savunmuştur. Mazdek bu düşüncelerinden dolayı hem geniş toprak sahipleri Dikhanlar ve hem de tapınak topraklarını ellerinde bulunduran Zerdeşti din adamları tarafından baskıya maruz kalarak Zındıklıkla suçlanmıştır. Yine bu güçler tarafından Mazdek?in, ?Kadınların da, aynen mal ve servetler gibi ortak olması gerektiğini savunduğu? biçiminde bir karalama geliştirilmiştir. Bu biçimiyle Mazdek?in düşüncelerinin toplumda kabul görmesinin önüne geçilmek istenmiştir.

Mazdek, düşüncelerinin felsefik temellerini Zerdüşti düalizm ile açıklamıştır. ?Mazdek inancında iki temel başlangıç ilkesi vardır: Aydınlık(Işık) ve karanlık. Aydınlık bilgeliktir, özgürlük duygusu ve istemini güçlendirir. Karanlık ise bilgisizliktir, cehalet ve körlüktür. Yönü bilinmeyen tesadüfü olaylardır ya da bunların yaratıcısıdır. Mazdekizmde üç asıl öge vardır: Su, ateş ve toprak. Işığı ve ondan oluşanları yaratan Tanrı, karanlığı ve ondan olanları yaratan şeytandır. Krallar kralı olarak nitelendirilen Mutlak Tanrı, en üst dünyadaki tahtında oturur. Onun önünde dört kuvvet vardır: 1) Yargılama(Tamyiz) 2) Anlayış-Anlama(Fahm) 3) Saklama-Koruma (Hıfz) 4) Sevinç-Keyif (Sürur). Krallar kralı bu kuvvetleri önündeki şu dört kişiye vermiştir: 1) Mobada mobad (Başyargıç) 2)Herbad (Anlamayı, fehmi yönlendiren) 3) Serpahhad (Başkumandan) 4) Ramishgar (Sevinç, eğlence ustası). Bu dört gücün sahipleri 12 ruhsal gücün çevirdiği dairenin içindeki 7 vezirle dünyayı yönetirler. Bu dört güç, yediler ve on ikiler bir kişide toplandığı taktirde o kişi Tanrılaşır ve artık dinsel görevlere bağlı kalınmaz. Mutlak Varlık, mutlak adını (İsm-i Azam) oluşturan harflerin gücüyle krallığını sürdürür. Bu harflerden bazı şeyler anlayacak duruma erişen insanlar, büyük sırrı (Al-sırr Al-akbar) keşfetmiş olurlar. Bundan yoksun olanlar körlük, bilgisizlik, sıkıntı-kasvet ve ihmalkârlık içinde kalacaklardır.? (Ehsan Yarshater, ?Mazdakism?, Cambridge History of İran s.1008)

Zerdüştlükte olduğu gibi insan öldürme ve hayvan eti yenmesine karşı çıkmıştır. Öldürme fiili gerektiğinden, hayvan eti yenmez. Kıskançlık, kin ve çatışma insanın kurtuluşu için engel kabul edilir. Mazdekizme göre kıskançlığın, kinin ve çatışmaların temelinde insanlar arasındaki eşitsizlik vardır. Bu nedenle eşitsizliklerin kaldırılmasını gerekli görür. Tanrı bütün insanlar eşit pay alsınlar diye, yeryüzüne geçim araçları koymuştur. Ama şiddet kullananlar paylaşımı bozmuşlar ve eşitsizliği getirmişlerdir. Mazdek toplumun bir sevgi, barış toplumu haline getirilmesi mücadelesini yürütmüştür. Mücadelesi şiddet içermez. Mazdekizm, toplumsal, siyasal ve ekonomik içeriği bulunan komünal-demokratik bir direniş hareketidir. Hamedan Kürtlerinden olan Mazdek, iktidarla bütünleşerek bozulan Zerdüştlüğü reformdan geçirmeyi amaçlamıştır. Zerdüştlüğün aslının bozulduğunu ve yeniden yorumlamak gerektiğini belirtmiştir. Toplumsal açıdan Zerdüştlüğü yorumlamıştır. Toplumsal görüşleri sayesinde geniş kitleler tarafından kabul edilmiştir.

Sasani devletinin toplumda yarattığı kastlaşma toplumsal sorunların daha fazla derinleşmesine sebep olmuştur. Din adamlarının ayrıcalıkları ve ağır dini yükümlülükleri toplumu çaresiz hale getirmiştir. Mubed-dini lider-rahiplerin krallar üzerinde de baskıları vardır. Bu durum karşısında krallarda alternatif arıyor. Bunlardan biri o dönem Sasani kralı olan Qubat?tır. Mubed?lerin baskısından dolayı Mazdek?le ilişkiye giriyor ve diyor ben senin düşüncelerini kabul ediyorum. Mubed?ler Qubat?a darbe yapıyorlar ve hapse atıyorlar. Qubat adamlarının yardımıyla kaçıyor ve tekrar iktidara geliyor. Rahipler bir daha darbe yapıyorlar ve Qubat?ı hapse atıyorlar. Ve Qubat?ı, artık kendisinin kral olmadığı yönünde açıklama yapmaya zorluyorlar. Artık kendisinin kral olmadığını, oğlunun kral olduğunu ilan etmesini istiyorlar. Oğluyla da anlaşıyorlar ve diyorlar sen Mazdek?i öldüreceksin. Qubat?ın oğlunun adı da Noşirwan?dır. Rahipler Qubat?ı teşhir ediyorlar. Kavat gibi kelimeler Qubat?tan türetiliyor. Adı artık küfür olarak kullanılıyor. Noşirwan kral olduktan sonra Mazdek?i davet ediyor, diyor gelin tartışın eğer siz Mubed?lerden başarılı olursanız ben sizin düşüncelerinizi kabul ederim. Bu biçimde Mazdek ve taraftarlarına komplo kuruluyor ve 499 yılında Mazdek ve taraftarlarının birçoğu öldürülüyor. Mazdek?in öldürülmesinden sonra Mazdekizm, Mezopotamya ve İran?da giderek yayılarak birçok direniş hareketine esin kaynağı olmuştur. Mazdekizm, Kürdistan, İran, Azerbeycan, Taberistan gibi yerlere yayılarak büyümüştür.


Hürrem, Ana-Kadın kültürünün Devletçi uygarlık karşısındaki direniş ruhudur.


Mazdek öldürüldükten sonra, Mazdekçilik felsefesinin ve toplum anlayışının yarattığı etkiyle hem Sasani devletine karşı hem de karşı İslam?ın bölgede etkili olmasıyla bağlantılı olarak Emevi ve Abbasiler?e yönelik mücadele ve direnişler gelişmiştir. Mazdek sonrası mücadeleyi eşi Hürrem yürütmüştür. Mazdek?te olduğu gibi eşi Hürrem?e ilişkin de fazla bir bilgiye rastlanmaz. Hele konu bir kadının öncülüğünde gelişen demokratik bir direniş olunca bilgilerin olmamasını normal karşılamak gerekir. Çünkü devletçi uygarlık ve onun ataerkil zihniyetinin kadını her yönüyle tarihten silmek istemesi karşısında, kendi sistemini tehdit eden kadın öncülüklü bir direnişi tarihen kayıt altına almayacağı anlaşılırdır. Ancak Hürrem?den beş yüz yıl sonra yaşamış Nizamülmülk ve kimi tarihçiler dönemlerine ulaşan kimi bilgileri aktarmışlardır. Hürrem Mazdek?in eşi olması yanında Mazdek düşüncesini benimsemiş ve bu düşünceye dayalı olarak direnişe geçmiş bir kadındır. Bir anlamda Mazdek?in önde gelen kadrolarındandır. Mazdek sonrası mücadeleye o bayraktarlık ediyor. Zerdüşt öğretisine dayanan komünal yaşam anlayışı Mazdek sonrası Hürrem?in yürüttüğü mücadele de yaşamaya devam ediyor. Neolitiğin-doğal toplumun kültürü, ana-kadın olarak Hürrem şahsında yeniden canlanıyor. Devletçi uygarlık ve onun yalan ve hileleri karşısında dönemin İnanna?sı olarak demokratik-komünal değerleri koruyor ve mücadele ediyor. Zağros dağlarının eteklerinde örülen toplumsal yaşamın öncüsü olan kadın, aynı topraklarda öncülüğü Hürrem şahsında sürdürüyor. Ataerkil kültür her ne kadar bütün zulmüyle kadını yok saymaya çalışsa da binlerce yılın toplumsal kültürü direnmeye devam ederek eşitlik ve özgürlük arayışlarını geliştiriyor. Ana tanrıça kültürünün yok edilemeyeceğini mücadelesiyle pratikleştiriyor. Kadının mücadeleye öncülük yapması Zerdüşti kültüre dayanan kadın-erkek eşitliğinin, Mazdeki düşünceyle birlikte yaşam bulması oluyor. Mazdek?in ve Cavidan?ın eşinde bunlar çok canlı yaşanıyor. İslami kayıtlar bile bu gerçeği gizleyememişlerdir. ?Mazdek?ten sonra karısı Hürrem düşüncelerini yaymaya devam etti? ve ?Cavidan öldürülünce karısı taraftarlarına Cavidan?ın ruhu Babek?te yaşıyor diyerek Babek?in öncülüğünü kabul ettirdi? biçiminde dile gelen notlar kadının öncülüğünün ve iradesinin toplum tarafından nasıl kabul gördüğünü gösteren önemli örnekler olmaktadır.

Hürrem, Mazdek?in katledilmesinden sonra Rey şehrine giderek Mazdek inancını ve örgütlenmesini sürdürür. Yeraltına çekilirler. Sadece propagandayla düşüncelerini yayamayacaklarını, kendilerini korumaları gerektiğini ve buna dayalı olarak savunma anlayışını geliştirirler. Mazdek ve taraftarlarına yönelik yapılan katliamı unutmamak için başlarına kırmızı bir bez bağlarlar. Kızılbaşlık oradan geliyor. Bundan sonra onlara Hürrem din deniyor. Kendilerini koruyabilecek yerlere yerleşiyorlar, bu yerlerde geleneklerini yaşatıyorlar. Sisteme karşı gerilla tarzı saldırılar ve suikastlar yapıyorlar. Nizamülmülk Siyasetname adlı kitabında Mazdek ve Hürrem?e ilişkin şu düşünceleri dile getiriyor: ?Mazdek, mal insanlar arasında ortaktır, diyordu. Çünkü insanlar, tanrının kulları ve Âdemin çocuklarıdır. Her biri ihtiyacına göre yekdiğerinin malını kullanmalı ve hiç kimse bu haktan yoksun kalmamalıdır. Herkes malca eşit olmalıdır. Mazdek?in bu sözleri üzerine herkes malını ortaklığa koymuştu? Mazdek öldürüldükten sonra karısı Hürrem Binti Qade, iki adamıyla birlikte Medayin?den kaçtı. Rey kasabasına giderek halkı kocasının yoluna çağırdı. Peşine takılanlara Hurrem Din adı verildi? Hurrem Dinliler her yana dağıldılar ve her kentte başka bir ad aldılar ve her yerde de sürekli olarak başkaldırdılar. Bâtıniler onlarla beraber oldu, çünkü her iki mezhebin aslı birdir.?

Sasani kralları Mazdeki inançlara karşı sürekli takipler, oldukça sert tedbirler ve katliamlar geliştirmişlerdir. Bunun nedeni de bu akımların eşitlikçi ve özgürlükçü olmalarıdır. Komünalist, sosyalist olan bu hareketler her zaman devlet ve iktidar kesimleri için büyük bir tehdit unsuru olmuşlardır. Devlet zihniyetinden farklı bir zihniyet, toplum ve yaşam anlayışını benimsediklerinden dolayı ortadan kaldırmak, iftira atarak karalamak temel anlayışları olmuştur. Sasani imparatorluğu Ortadoğu?da yayılıp büyük bir güç haline gelirken, diğer yandan iktidarda yaşanan bozulma, yozlaşma ve çürüme giderek güçten düşmesini de beraberinde getirmiştir. Krallar ve üst sınıflar zevk ve sefa içinde yaşarken halk büyük bir yoksulluğu yaşamaktadır. Sosyal sınıflar ve tabakalar arasında derin uçurumlar açığa çıkmıştır. Bu süreçte İslamiyet?in Ortadoğu?da yayılma emelleri Sasani kapılarına da dayanmıştır. 642 yılında Hz. Ömer döneminde Kadısiye?de yapılan savaşta Sasaniler yenilmiştir. Sasani gibi köklü ve büyük bir güç İslam ordusu karşısında yenilmekten kurtulamamıştır. Bunun sebebi İslam?ın çok güçlü olmasından ziyade, halkın kapılarını İslam için açmaları ve kendileri için kurtuluş olarak görmeleriyle bağlantılıdır. İslam, onları resmi Zerdüşti ideolojiden kurtarmıştır. İslam?la Xüsrev (Perslerle başlayıp Sasanilerle yerleşen krallık sistemi) iktidarı yıkılmıştır. Kürtler, İslam?a karşı direniş göstermiştir, kendi inançlarını yaşamayı sürdürmüşlerdir. Zağros halkları kendi kültürlerini, inançlarını yaşamaya devam etmiştir.

Sasani döneminde kralın yanına giden insanlar ağzını bezle kapatıyorlar. İnsanın nefesinin kral için kötü olduğu düşünülüyor. Kral?ı görmek bile mümkün değildir. Böyle bir Tanrı-kul ilişkisine ulaşan Xüsrev sistemi halkın enerjisini tüketmiştir. Tekel sistemini halkın üzerinde yürütmüştür. İslam bu sistemi ortadan kaldırmıştır. İslam sonrası Emevilerin(661-750) iktidarı döneminde başkent Şam?dan görevlendirilen Araplar bölgeyi yönetiyorlar. Bu biçimde asimilasyon politikaları yürütülmeye başlanmış. Emevilerin aşırı kavmiyetçi ve şeriatçı anlayışı, Arap nüfusunu fethettikleri alanlara yerleştirerek bir tür Araplaştırma politikası izlemelerine yol açmıştır. Yerli halk sahip olduğu topraklarda çalışan haline gelmiştir. Karşı İslam?ın yönetim anlayışına ve yürütülen politikalarına karşı halkın tepkisi ve direnişi gelişmiştir. Emevilerin yıkılmasına yol açacak bu direnişlerden en önemlisi Ebu Müslim Horasani öncülüğünde gelişen halk direnişidir. Bu direnişlerde felsefelerini ve yaşam anlayışlarını Mazdek ve Hürremi hareketlerden alacaklardır. Ve daha sonra gelişecek olan eşitlikçi, özgürlükçü komünalist hareketlere esin kaynağı ve mücadele ruhu olacaklardır.


Babek, Tanrılar gibi ölümsüz biri.


İslam?ın giderek yayılmasını, Toros ve Zağros eteklerine dayanmasını ve Emevilerin yürüttüğü kavmiyetçi ve karşı İslam?a dayanan politikaları bölge halkları kabul etmiyordu. Emevi devletine karşı ve muhalif olmalarından dolayı Ehlibeyt soyundan gelenlere sempati ve yakınlık duyuyorlardı. Onların da kendileri gibi haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlardı. Bundan dolayı kendilerini Hz. Muhammedin amcası Abbas?a dayandıran Abbasilerin, Emevilere karşı mücadelesini desteklemişlerdir. Emevilere karşı Abbasiler?in yanında yer alan Ebu Müslim Horasani önderliğinde gelişen direnişe katılmışlardır. Bu bölgenin halkları korunma amaçlı İslam?ı kabul etmişlerdi. Her an gelişebilecek bir başkaldırıya hazırdılar. Ve halkların başkaldırısı sonucu Emevi devleti yıkılmış ve yerine yeni bir İslam devleti olan Abbasiler(750-1258) kurulmuştur. Halkların umut bağladığı bu devletinde Emevilerden farklı olmadığı kısa süre içinde görülmüştür. Emevi devletinin yıkılması ve Abbasi devletinin kurulmasında önemli rolü olan Ebu Müslim Horasani, etkisinin yayılması ve gücünün büyümesinden korkularak 754 tarihinde öldürülüyor. Ebu Müslim öldürüldükten sonra öcünü almak için harekete geçenler oluyor. Bunlara Müslimiyye deniyor. Bunlardan biri Ebu Müslim?in silah arkadaşı Mecusi Sindbad?dır. Ebu Müslim?in ruhunun kendisine geçtiğini söyleyerek 755 yılında Rey?de bir direniş hareketi başlatmıştır. Ebu Müslim?in can yoldaşı İshak al-Turki, 757 yılında Mavereünnehir bölgesinde direnişe geçmiştir. Bir diğer Müslimiyye hareketi ise 777?de Abbasi halifesi Mehdi?ye karşı ayaklanan ?Horasan?ın peçeli peygamberi? olarak ün yapmış al-Mukanna?dır. Bunlar ve benzeri direnişlerin hepsinde Zerdüşti-Mazdeki-Hürremi yaşam felsefesinin etkileri vardır.

Bu direniş zincirine eklenenlerden biri de yürüttüğü mücadele ve gösterdiği büyük direnişle demokratik uygarlık tarihine mal olmuş Babek?tir. Babek?in yaşadığı bölge güney tarafından Erdebil ile Merend?e, doğu tarafından Hazar denizine, Şamahı ve Şirvan?a, kuzeyden Muğan ovası ile Muğan ve Aras çayı sahiline, batıdan ise Culfa, Nahçıvan ve Merend bölgesine ulaşıyordu. Zerdüşt?ün de inzivaya çekildiği Savalan dağının kuzey bölgesidir. Bu bölge aynı zamanda Med?lerin coğrafik sınırları içindeydi. Sasaniler döneminde Mazdekçiliğin bastırılmasından sonra, daha kuzeye doğru Mazdekilerin yayılmaları olmuştur. Zağrosların etekleri, uzantıları olan bu coğrafyada İslam?ı kabul etmeyen halklar yaşamaktaydı. Farklı etnisitelere, kültürlere, inançlara sahip halkların yaşadığı kadim ve tarihsel birikime sahip bir bölgeydi. Babek?in babasının Zerdüşti bir Kürt, annesinin ise Azeri olduğu iddia edilmektedir. Ancak etnik yapısına ilişkin çok fazla veri bulunmamaktadır. Felsefesi, inşa etmek istediği yaşam ve etrafına topladığı halklar mozaiği etnik kişiliğini önemsiz hale getirmiştir. Babek, bölge halklarına özgürce yaşayabilecekleri bir yaşam ve gelecek vaat etmiştir. Babasının sırtında fıçısıyla Kandil yağı satıcısı olduğu bilinen Babek, halktan birisiydi. Babek?in tarih sahnesine çıkması 808 yılında Azerbaycan?ın Bezz bölgesinde başlayan Hürremi hareketin lideri Cavidan bin Sehl tarafından olmuştur. Babek?le tanışan Cavidan, Babek?in kendisinde oluşturduğu güvene dayanarak Bezz dağına götürerek yetiştirir. Cavidan?ın ölümünden sonra eşi, Babek?in Hürremi hareketin başına geçmesini sağlamıştır. Hürremileri toplayıp Cavidan?ın vasiyeti olarak şu sözlerle hitap ettiği kayıtlara geçmiştir:

?Genç Babek, ölen Cavidan?ın kutsal ruhunu taşıyor. Babek bundan böyle topluluğun önderi olacak? Mazdek?in dinini yeniden ihya edecek. Babek sayesinde en düşkünümüz bile azizler gibi olacak, çaresizliğiniz son bulacak.?

Bunun üzerine Hürremiler, Babek?i yeni liderleri olarak kabul etmiş ve kabul için daha önceki liderlere yapıldığı gibi geleneksel kabul törenini gerçekleştirmişlerdir. Geleneklere göre de Cavidan?ın eşi Babek?le evlenmiştir.

Babek hareketinde, Mazdekin toplumsal, siyasal ve ekonomik öğeleri ağırlıklı bir biçimde öne-çıkmıştır. Eşitlikçi, özgürlükçü ve komünal bir yaşam inşa etme amacı vardır. Bunun içinde kurtarılmış alanlar yaratma mücadelesi başlatmıştır. Babek toplumsal hareketi içinde değişik inanç ve halk toplulukları Kürt, Pers, Türk, Bizans Rumları, Ermeniler-Paulkienler, Arap, Arami vb. bulunmaktaydı. Babek isyanı Bilal Abadh?da, İran?da kıtlık ve otorite boşluğu olduğu, Amenia valisi Hatim bin Khartama?nın bölgede yarı bağımsızlık ilan edip, yönetimi sıkıntı içine soktuğu bir dönem olan 816 yılında başlayıp, Abbasi Halifelerinden Memun?un (813-833) saltanatının sonuna dek sürecek ve Mutasım?ın (833-842)?da başına dert olacaktır.

Dağlık bölgelerdeki boğaz ve geçitlerde istihkâm kurmuş olan Babekiler, uzun süre bütün hücumları püskürtmüş ve kısa zamanda Azerbaycan?dan Horasana ve Tabaristan?dan Kuhistan?a kadar birçok bölgeyi etki alanına almışlardır. Birçok Abbasi emirinin ordusunu yok etmişlerdir. Bazı Emirleri ya esir almışlar ya da öldürmüşlerdir. 824?te Bağdat?tan gönderilen Halife ordusu yenilerek geri dönmüştür. Muhammed al-Tusi 829-30?da yaptığı büyük operasyonlar sırasında öldürülmüştür. Ordusu geri çekilirken yok edilmiştir. İzleyen yıllarda Horasan valisi Abdullah bin Tahir?in Babek-Hürremiler üzerine hücumları da başarısız kalmıştır. Abbasilerin altı düzenli ordusunu yenen Babek, inşa ettiği adil, özgürlükçü ve komünal yaşamla Abbasi devletinin sürekli saldırılarına maruz kalmıştır. Altı düzenli ordusu imha edilen İslam devleti, Babek?i yenmek ve kurduğu yaşamı yok etmek için sürekli arayış içinde olmuştur.

Babek, kavimci Arap ordularına ve İslam İmparatorluğunun şeriatçı devlet yapısına karşı savaşmış, savaş konusunda ustalıklara sahip bir gerilla komutanıdır. Dağlık araziyi iyi kullanarak pusu atarak, sızma, baskın gibi gerilla tarzları ile başarılar elde etmiştir.

?Babek önderliğindeki bu büyük hareketin yüzbinlere ulaşan askeri kuvvetinin kumandanları arasında sağ kolu sayılan Tarkan adında bir Türk; halife ordusundan ayrılıp 20000 askeriyle Babek?e katılan Noktay adlı bir başka Türk daha bulunuyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Theophilos?la yaptığı karşılıklı yardım anlaşmasına uyarak 2000 Hurremi savaşçının başında gönderdiği bilinen Nasr Theophobos da Babek?in Bizans asıllı kumandanlarından biriydi. 837 de Abbasi halifesi Mutasım ile Theophilos arasında yapılan Sozopetraa(Doğanşehir) savaşında N. Theophobos önemli rol oynamıştı. Yine yardımcılarından Marand şefi İsma Kürt ve önemli kumandanlarından biri olan Muaviya da Arap idi. Ayrıca kendisine ve davasına bağlı Tabaristan prensi Mazyar ve Ermeni prenslerinden Sonbat oğlu Sahl da vardı. Ancak sonuncusu ona ihanet etmiş. Kalesine sığınan Babek?i yakalatarak Halife Mutasım?dan 1 milyon dirhem gümüş ödül almıştır.?

Babek?in ordularına karşı başarısız olan Abbasiler, Emeviler zamanında başlayan ancak kurumsallaşamayan ordu teşkilatına özel kuvvetler denebilecek maaşlı ve tarihte Hassa ordusu olarak anılan ve Orta Asya steplerinden getirilen Türklerden oluşan bir ordu kurarak Babek?i yenebilmişlerdir. ?İsyanı bastıran halife Mutasım(833-842) oldu. Halife?nin hizmetine girmiş İslam örtülü Mani inançlı Türk prensi Afşin, büyük ve günün koşullarında eksiksiz donatılmış büyük bir ordunun başına geçirilerek 835?te Babekilerin üzerine gönderildi. Afşin, yetkin bir kumandan olmasına rağmen birçok yenilgi aldıktan sonra çeşitli savaş hileleriyle Babek?i ele geçirmeyi başarabildi. Önce Babek?in en gözde komutanı kendisi gibi Türk olan Tarkan?ı tuzağa düşürüp ortadan kaldırdı. Böylece biri zalim ve baskıcı yönetimin yanında, öbürü mazlum ve ezilen halkların isyancı temsilcisi olarak iki Türk kumandanı karşı karşıya gelmişlerdi. Afşin, Ortodoks İslam örtüsü altında ezen, egemen sınıfın yanındaydı, Tarkan ise heterodoks İslam örtüsüne bürünüp ezilen sınıfların yanında yer almıştı. Çok değil üç yıl sonra Abbasi halifesi, Babek?i tüm azalarını kestirip gövdesini darağacına astırdığı kentte Samarra?da, Afşin?in Ortodoks İslam örtüsünü kaldırıp altındaki Mani inançsal kimliğiyle açlığa mahkûm ederek zindanda öldürttü.? (H. Laoust, les Schismes dans I?Islam, Paris-1983, s.95)

Babek isyanı, bölgede en uzun süren toplumsal başkaldırı hareketidir. 816 yılından 837 e kadar 21 yıl boyunca iki halifeye saltanatlarını kaybetme korkusu yaşatmıştır. Abbasi dönemi tarihçilerinden gelen bilgilere göre hemen hemen çeyrek yüzyıllık Babek-Hürremi hareketi süresince 550 bin insanın öldüğü söylenmektedir. Devlet-iktidar kültürü kendisi gibi olmayanlara ve kendisine boyun eğmeyenlere karşı her zaman her türlü hile, komplo ve şiddet yöntemini kullanmıştır.

Bağdat?a yakın bir yerde Dicle Nehri?nin kıyısında kurulan Samarra, 4 Ocak 838 tarihinde büyük bir halk önderinin katliamıyla lanetlenecektir. Samarra?da ölüme giderken bile Babek?in sergilediği tutum tek başına insanlığa bahşedilmiş çok büyük bir onur ve direniş mirası olmuştur. Af dilerse kurtulacağını söyleyen Halifeye karşı ölürken de diz çökmemiştir. Said Nefisi Babek?i anlattığı kitabında bu son anları şöyle dile getirir:

?Babek, Mutesim?in yanına geldiğinde, Mutesim ona şöyle demiş: Ey Babek, sen öyle bir şey yaptın ki, hiç kimse böyle bir şey yapmamıştır. Şimdi de hiç kimsenin tahammül edemeyeceği kadar tahammül etmelisin. Babek de ?yakında benim tahammülümü görürsün? demiş. Mutesim: ?Bunun iki elini benim gözümün önünde kesin? diye emir verdi.?

?Mutesim onun ellerinin ve ayaklarının kesilmesini emretti. Onun bir elini kestiklerinde, öteki elini kana batırıp yüzüne sürdü ve yüzünü gözünü kanla kıpkırmızı yaptı. Mutesim, ?ey it bu ne iştir? diye sordu. Babek şöye dedi: ?İnsanların yüzü, bedenlerindeki kan nedeniyle kırmızı oluyor. Kan bedenden akıp gittiğinde, yüz sararır. Bedenimden kan akıp gittiği zaman halk, ?yüzünün rengi korkudan sararmıştır? demesin diye yüzümü kana boyadım.?

?Ona acı çektirmek amacıyla Mutesim, cellada kılıcı onun iki alt kaburgasının arasından yüreğine sokmasını emretti. Bunu yaptıktan sonra, Mutesim?in emri üzerine onun dilini kestiler, onun vücudunu darağacına astılar. Başını Bağdat?a götürüp köprü üzerinde bir ağaca taktılar. Sonra aynı başı, Horasan?ın kent ve kasabalarında dolaştırdılar. Nedeni ise şuydu ki; o, halkın yüreğinde kök salmış büyük bir nüfuza sahipti.?


Ve Son Sözleri?

?? Bütün müstebidler (zalim hükümdarlar) gibi sen de yanılıyorsun. Çünkü benim destanım öyle bir destandır ki, ne Babek?le başlamıştır ne de Babek?le bitecektir. Ey zavallılar, siz hiçbir zaman özgürlük yangısının ne demek olduğunu anlamayacaksınız. O dehşetli yangı ki, yüreği yakıp küle çeviriyor. Özgürlük, o ister tatlı olsun isterse acı; yalnız oydu benim secdegâhım! Ve müstebid ki beni öldürüyor, o da hiçbir zaman anlamayacak ki, ölümü ile özgürlük fedaisi büsbütün yok olmuyor?

Mazdekizimde üç elemana hâkim olan dört güç, yediler ve on ikiler bir kişide toplandığı takdirde o kişi Tanrılaşır ve artık dinsel görevlere bağlı kalınmaz inanç ilkeleri Babek şahsında yaşam bulmuştur.

?Önder Apo, bu hareketleri şöyle değerlendirmektedir: ?Mazdek, Hürrem ve Babek gibi ünlü komünalistler tarafından sergilenen isyan ve direnişler, alan ve karakter unsurları nedeniyle Zerdüştizmin son temsili olabilir. Her üçü de hem İran-Sasani çürümüş monarşizmine hem de sefahat içindeki Abbasi sultanlarına karşı direnişleriyle kahramanlık simgesi oldular.?

Demokratik uygarlık tarihinin eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik-komünalist yaşam arayışçılarının tarihinin, kendi tarihimiz olduğunu bilerek sahiplenmek gerekir. Bilme sınırlarını hep aşarak, derinleşerek unutmamak anlamlı olanıdır. Unutmak ihanetse, ihanet içindeki bir yaşamı kabullenmemek gerekir. Bu tarihi ne kadar iyi bilirsek o kadar kendimizi savunabiliriz ve o kadar direniş halinde olabiliriz. Devletçi uygarlık ve onun günümüzde en gelişmiş biçimi olan kapitalist modernite?nin insanı-toplumu köksüzleştirme çabalarına; Demokratik uygarlık tarihini bilerek ve demokratik modernite yaşamını inşa ederek dur diyebiliriz. Yaşanılan tarihe saygılı olmakta ancak böyle gerçekleşebilir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.