ANARŞİZM VE ÖZGÜRLÜK SORUNU - 3

09 Kasım 2017 Perşembe

Demokrasiyi "egemenlik" kavramıyla ele almak, bir "azınlığın çoğunluğa tabi olması" 'ya da azınlığın haklarına saygı gösteren çoğunluk...








Özgürlüğün Savunulması

Bakunin "özgürlüğün yalnızca özgürlükle savunulabileceğini" belirttikten sonra toplumun özgürlüğünü korumanın ilkelerini sıralar:

a) Toplumu eksiksiz bir özgürlük, eşitlik ve adalet -herkes için iş ve insana saygıdan esinlenmiş, aydınlanmış bir eğitimi saymaya gerek yok- temelinde yeniden kurduktan sonra kamuoyu yeni insanlığı yansıtacak ve en mutlak özgürlüğün doğal koruyucusu haline gelecektir.

b) Bununla birlikte toplum, kendini kötü amaçlı ve parazit bireylere karşı tümüyle savunmasız bırakamaz. Çalışmak tüm siyasi hakların temeli olmalıdır. Toplumun birimleri, her biri kendi yargılama yetkisi içinde (yaşlı, hasta ve bireysel ya da kamusal desteğe bağımlı olanlar hariç) tüm benzeri topluma zararlı erişkinleri siyasi haklardan yoksun tutabilir ve kendi emekleriyle yaşamaya başlar başlamaz siyasi haklarını yeniden kazanırlar.?

c) Her insanın özgürlüğü vazgeçilemezdir ve toplum hiçbir zaman hiçbir bireyden kendi özgürlüğünü sınırlamasını ya da başka bireylerle tümüyle eşitlik ve karşılıklılık temelinde olanlar dışında sözleşmeler imzalamasını istemeyecektir. Toplum, kişisel saygınlıktan yoksun olarak kendini başka bir bireye gönüllü hizmet eden bir konuma yerleştiren hiçbir kadını ya da erkeği zor kullanarak engelleyemez.

 d) Siyasi haklarını yitiren kişiler çocuklarına bakma hakkını da yitirirler. Gönüllü anlaşmaları çiğneyenler, çalanlar, bedensel yaralara yol açanlar, hepsinden ötesi, herhangi bir bireyin özgürlüğünü sınırlayanlar, ister yerli ister yabancı olsun, toplumun kendi yasalarına göre cezalandırılacaktır.

e) Herhangi bir birliğin (komün, il, bölge, ya da ulus) yasalarınca mahkûm edilen bireyler bu birlikten ayrılmak istediklerini ilan ederek cezadan kurtulma haklarını korurlar. Ancak bu durumda, birliğin de eşit derecede onu kovma ve birlik savunması ve korunması dışına attıklarını ilan etme hakkı vardır.

Bu tanımlamalardan anlaşıldığı kadarıyla anarşizm aslında radikal bir demokrasi uygulamasını bağrında taşımaktadır. Devletsiz, hükümetsiz bir toplum hedefi bunu göstermektedir. Zaten Bakunin ?iktidar mutlak kötülüktür? diyerek devleti geçici de olsa, proleterlere ait de olsa kabul eden Marks'ı eleştirmiştir. Bu bir yaşam tarzı olarak kendini yönetmeye, kendi kendisinin hâkimi olmaya, toplumsal düzeyde ise özyönetime tekabül etse de anarşizmin erken dönemlerinde tarif ve tanımları bu düzeyde yapılmamıştır. Öte yandan toplumsallıkla çelişik halde bir liberal demokrasi anlayışını da bağrında taşımaktadır ki bireye yaptığı vurgu anarşizmi liberalizme yaklaştıracak denli aşırı ve ileridedir.

Kendini anarşist ilan ederken Proudhon demokrasiye karşı da açıkça tavır aldığını belirten cümleler kurmuştu. Fakat bir zaman sonra demokrasiyi kabul ettiğini belirttiği gibi seçimleri "öküzün kasabını seçmesi" olarak tanımladığı halde seçimle Fransa parlamentosuna vekil olarak girebilecek kadar savunduğu teorilerle çelişen pratikleri de olmuştur.

Ayrıca, Bakunin?in aristokratik kökeni ve yaşamının belli aşamalarındaki çelişkiler de (Rus Çar'ından özür dileyerek Rusya'da yaşamasına izin verilmesi, milliyetçiliğe karşı oldukları halde birçok anarşistin yaptığı gibi anti-Semitik söylemlerde bulunması gibi tutumlar) hatırlanabilir.

 Anarşist teorinin birçok sağlam tezi olmasına rağmen maalesef ne toplumla bütünleşmeyi başarmış ne de kapitalizm karşısında bütünlüklü ve sistematik bir alternatif oluşturabilmiştir. Belki de şöyle bir tespit daha açıklayıcı olabilir: Sonuna dek tutarlı bir yaşamı yoksa bir öncünün sonuna dek tutarlı bir teori de geliştiremez.

Proudhon devletin yerine neyin geçmesi gerektiğini tanımladığı şu ifadesiyle karşıtı olduğunu iddia ettiği demokrasiye açıkça kapı aralamıştır: "Demokratik ve toplumsal cumhuriyet ortak paydası etrafında birleşmiş birlik ve grupların geniş federasyonu" Buna rağmen demokrasiyi reddetmeleri nereden kaynaklanıyor bakalım.

Anarşizm ve Demokrasi

Tarihsel toplum değerlendirmelerinde sosyoloji biliminin Avrupai kaynakları demokrasiyi Atina devletiyle başlatmış ve devlet ile demokrasi kavramının bir birinin antagonisti olduğunu görmeyerek demokrasiyi devlete bahşetmiş ve daha da önemlisi bu sayede devleti hiç hak etmediği şekilde meşrulaştırmıştır.

Sosyal bilimlerdeki pozitivist yaklaşım Avrupa Rönesans?ı ve aydınlanmasına damgasını vurmakla birlikte anarşizmi de etkisine almış, toplumsal birçok değer devlete mal edilmiş ve bu sebeple, sahiplenilmesi gerekirken reddedilmiştir. Demokrasi kavramı da bunlardan bir tanesi olup özgürlüğe yanılgılı yaklaşıma da kaynaklık etmiştir.

Demokrasi devlet dışında toplumun kendini yönetmesi anlamına gelmektedir. Devletin olduğu her yerde demokrasi baskı altında olur; demokrasinin gelişkin olduğu yerde ise devletin alanı daralır. Karşılıklı bir itim ilişkisi içindeyken demokrasiyi "egemenlik" kavramıyla ele almak, bir "azınlığın çoğunluğa tabi olması" 'ya da azınlığın haklarına saygı gösteren çoğunluk idaresi" meselesine indirgemek ilk dönem anarşizminin de demokrasiyi reddetmesine yol açmıştır. Oysa demokrasi anarşizmin doğasına aykırı olmadığı gibi öngörülen özgürlüğe kavuşulmasında bir sigorta niteliğindedir. Buna rağmen demokrasi karşıtlığına düşülmesi anarşizmi sisteme eklemlenmiş pratiklere sürüklemiştir.

Anarşizm adlı kitabında George Woodcock anarşist öncülerin aristokrat kökenlerine de gönderme yaparak demokrasiye yaklaşımlarını çarpıcı şekilde ifade etmiştir:

 "Anarşizm demokrasiyi reddeder, demokrasi halkın egemenliğidir, oysa anarşizm kişinin egemenliğidir. / "Anarşizm ideali, mantıksal sonucuna kadar götürülen demokrasi olmak bir yana, evrenselleştirilmiş ve saflaştırılmış aristokrasiye çok daha yakındır. Aristokrasinin soyluların özgürlüğünü talep ettiği noktada anarşizm her zaman özgür insanların soyluluğunu ilan etti. Nihai anarşi görüşünde bu özgür insanlar tanrılara ve krallara benzerler."

1930'lu yıllara dek İtalya'da anarşizmin öncülerinden olan Errico Malatesta emekçilerin örgütlenmesini öğütlerken özünde savunduğu bir demokrasi uygulamasıydı ama demokrasiye karşıtmış gibi görünüyordu; Bakunin bile kitleleri yönlendirecek gizli örgütlenmelerin gerekliliğinden bahsederken bir nevi demokrasi savunuculuğu yaptığının farkında bile olmamıştır. Çünkü demokrasi demek toplumun örgütlü hareket etmesi; birlikte tartışıp birlikte karar alması ve birlikte uygulaması demektir. Anarşist pratik -nispeten daha küçük gruplar halinde de olsa- örgütsüz şekilde ve belirtilen örneklerin dışında gelişmemiştir ki demokrasiyi reddetmesinin tutarlı bir tarafı olsun!

Neticede günümüze doğru anarşizmin birçok öncüsü demokrasinin ve demokratik siyasetin vazgeçilmezliğini vurgulamakta; özgürlükle demokrasi bağlantısını, özgürlükle toplumsallık, birey-toplum dengesi, özgürlükle özgür zihniyet ve yaşam tarzı bağlantısını değerlendiren derinlikli ve kapsamlı kuramlar geliştirmektedirler. Bunların en başta geleni de 2006 yılında hayata gözlerini yuman, ezilen tüm halkların ve tabi Kürt halkının en samimi dostu olan, ekolojik yorumuyla en tutarlı teorileri geliştiren Murray Bookchin?dir.

Bookchin ekolojik bir dünyanın nasıl olması gerektiğinden toplumsal örgütlenme modeline dek bir çok özgürlük sorununa ufuk açıcı yanıtlar oluşturmuştur. O?nun belediyelere dayalı komün örgütlenmesinin her alana ne kadar uyarlanabileceği tartışılabilir fakat özgürlüğe en açık bir model önerme arayışında olduğu kesindir. Bu anlamda anarşist örgütlenmeye "konfederal" tarz ile en geniş yanıtı oluşturarak demokrasinin gerekliliği ve uygulama sahasındaki tanımlarını da açmıştır.

Ne tür kurumların özgürlük önünde engel olmayacağını tartışırken Bookchin şöyle der: "Cinsel, etnik, hiyerarşik önyargılardan kurtulmuş bir doğrudan demokrasi yaratmaya çalışmadıkça, hiçbir zaman bu sorulara yanıt vermeye muktedir olamayız. Tarih, bize ziyadesiyle özgürlükçü biçimlerin bir dizi örneğini sunuyor. En önemli nokta, bireyin kendi kendini yöneten bir yurttaş olma yeterliliğine ilişkin radikal anlayışı kabul edip etmediğimizdir." Yani kurumlardan önce zihniyet esas olmaktadır ve kurumları, formları ve uygulamaları da belirlemektedir.

Bookchin demokrasiye hak ettiği yeri vermiş ve böylece anarşist teorinin en temel çelişkilerinden birine yanıt oluşturma adına adeta son noktayı koymuştur: "Özgür toplum ya demokrat olacaktır ya da asla başarılmayacaktır!"

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.