LİBERALİZM VE ÖZGÜRLÜK SORUNU - 3

14 Kasım 2017 Salı

Liberalizm; toplumların en büyük değeri olan, hatta değerlerin değeri, umutların umudu olarak kabul gören özgürlükleri ve özgürlük sevdasını anlaşılmaz ve...








Liberalizm; oluşum anı ve gelişim seyri itibariyle yeni-egemen sınıf ve geleneksel-iktidar odaklarının toplumlara ve onların taleplerine karşı sistematize edilmiş bir uzlaşma ideolojisidir.

Liberalizm; üst-toplumun alt-topluma karşı kendi iç-antagonist çelişkilerini bir tarafa iterek, aynı cephede buluşup gerçekleştirdiği, barış-uzlaşmasıdır.

Liberalizm; tarihsel, toplumsal ve geleneksel olan tüm değerlerin ve kutsallıkların değersizleştirilip, hiçleştirilerek anlamsız kılınmasının söz-birliğidir.

Liberalizm; doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin iç içe geçirilip muğlaklaştırılmasının çıkar-ittifakıdır.

Liberalizm; Toplumsal bağlamda varoluşsal öze, sarsılmaz bir insani köke ve geleneksel özelliğe sahip özgürlüğü, özgür yaşamı ve özgürlükleri bireyselliğe indirgeyerek, toplumsal gerçekliğin üstünü bireysel-bencillikle boyayıp, görünmez kılarak, bilinçleri bulanıklaştırmanın, egemen-sözleşmesidir.

Liberalizm; uygarlık tarihi boyunca bu güne dek kurgulanmış olan yalanların devasa boyut da olanıdır. Kocaman bir özgürlük dalaveresi ve safsatasıdır. Rönesans ve reformasyon ile toplumsal-ulusal devrimlerin nice emek ve bedellerle geliştirip hayata sürdüğü değerlerin, felsefeden bilime, sanattan teknolojiye kadar uzanan yaratımların, burjuva sınıfınca hırsızlanıp, el konularak kendi çıkarları ekseninde sistematize edilmesidir.

Liberalizm; toplumların en büyük değeri olan, hatta değerlerin değeri, umutların umudu olarak kabul gören özgürlükleri ve özgürlük sevdasını anlaşılmaz ve tanınmaz hale getirmiştir. Kimler için ve nasıl bir özgürlük vardır. Kölelik kimlere reva kılınmıştır. Özgürlükler adına piyasaya sürülmeyen, meta haline getirilmeyen hangi değer ve ahlaki ölçü kalmıştır. Bu vb. soruların cevabı liberalizmin özgürlük anlayışı ve sistemi irdelendiğinde açığa çıkar. Bunlar da liberalizm resminin karelerinde aşikardır.

Liberalizm; toplumsal bağlamda özgürlüğü eriten, ahlakı çürüten, politikayı tüketen bireyciliği başat kılan bir ideolojidir. Zaten "Bireycilik en az devlet ve iktidar kadar topluma karşı savaş halidir. Liberalizm, esas olarak toplumun güçsüzleştirilerek (ahlaksız ve politikasız toplum) bireyciliğin her tür saldırısına hazır kılınması anlamına gelir. Liberalizm en anti-toplumcu ideoloji ve pratiktir." Özellikle "burjuva orta sınıfın resmi ideolojisi olarak, tüm bu modellerden eklektik bir seçim biçiminde kendini sunar. Böylelikle görünüşte her modelin doğru yanlarına sahip çıkmış gibi kendini sistemleştirir. Özünde tüm modellerin en kusurlu yanlarını bazı doğrularla karıştırarak, eklektizmin en tehlikeli bir biçimini sürekli inceleme modeli olarak topluma sunar. Resmi anlayış olarak toplumun kolektif hafızasını sömürgeleştirip işgal ederek ideolojik hegemonyasını kesinleştirir."(A.Ö. Özgürlüğün Sosyolojisi)

Liberalizm; tüm uygarlık iktidarları ve hegemonyaların da görülmediği derecede geçmişin ve toplumun inkarı üzerinde şekillendiği için, beterin-beteri olarak, müthiş ölçüde "şimdilikçidir." Üstelik özgürlükler adına, içinde yaşanılan zamanı esas almayı salıklar. Yarını bile reddeder. "Şimdiyi yaşa, gerisi boştur" söylevini şiar edindiğinden, hayatın her anı ve olgusunda yüksek sesle dillendirip, pratikleştirir. Tartışılmaz bir ilke ve bakış açısı olarak belirlediği bu argümanı, yaşamın her adımında ve uygulamasında temel bir algı biçimine getirerek, yargıya dönüştürüp, bilinç haline kavuşturur. Bireyin bireycilik temelinde dizginsiz ve fütursuzca, toplum karşıtlığı tahribatını koşullar. Yalnız kendini ve bencil çıkarlarını düşünen, günübirlik yaşayan, tarihsel ve toplumsal olan tüm insani değerlere yüz çeviren, gelenekleri küçümseyen, birikimleri çar-çur eden, primat misali bir tip oluşur. Özgürlük yalanının ardına sığınarak, tarihten kopuk, toplumdan uzak, ufuk yoksunluğu yaşayan, dar ve sığ bir hayatı tercih eder. Kışkırtılan güdülerin tatminini özgürlük olarak algılar. Yeme, içme, kullanma, tüketme kültürü içinde gark olurken, keyfiyetçilik ve son derece ilkesiz ve rahatına düşkünlüğü de özgürlükler olarak belleyip, hak olarak görür. Kendi realitesinin farkına varmayı reddederek, düşünce ve ruhta paramparça olmuş halde çılgınca daha fazla bireyciliğe-bencilliğe doğru, dolu-dizgin koşturur. Bu hale getirilen ve gelen birey şahsında liberalizmin başarı çığlıkları yükselir.

Ancak hem doğa hem toplum hem de birey sorunları çığırından çıkmıştır. Çevre talanı ve tahribatı, toplumsal çöküş, bireyin delice bencilleşmesi, sömürünün derinlik ve kapsam kazanarak katlamalı büyümesi, emekçilerin çilesi, işsizliğin her gün artması, insanlığın açlık ve sefaletle yüz-yüze olması. Demokrasi ve özgürlüklerin, temel insan hakları ve evrensel hukukun, her gün hızla ihlallere uğraması. Baskı ve şiddetin tırmanışa geçerek, ölüm ve katliamların rutin olaylar haline gelmesi. Kadın düşürülüşünün adım adım derinlik kazanması. Tecavüz kültürünün normalleşmesi. Çocuk istismarı ve cinayetlerinin çoğalması vb. çığ gibi büyüyen devasa sorunlar mevcuttur.  "Sistemin hegemonik ideolojisi liberalizm, ne klasik ne de neo-biçimleriyle çözüm üretememektedir. Kelime anlamı özgürcülük olan liberalizm, sıkı göreciliği olan bir kavramdır. Birine veya bir gruba özgürlük olan karşıtına kölelik olarak yansır. İlkçağ tanrı-kralları için azami özgürlük, köleci sınıf olarak karşıtını yaratmıştır. Ortaçağ aristokrasisi için özgürlük, geniş köylü-serf yığınlarının köleliğiyle ancak mümkün olabilmiştir. Yeniçağın burjuvaları için liberalizm ise, yeni tür köleler olan geniş proleter, yarı-proleter ve diğer emekçilerin asgari ücret köleliğiyle iç içe yürümüştür. Resmi anlamıyla liberalizm, tüm ulus-devlet sınıfları için özgürlük iken, modern kullar olan vatandaşlar için işsizlik, ücretsiz çalışma, yoksulluk, açlık, eşitsizlik, özgürlüksüzlük ve demokrasi yoksunluğu demektir. Liberalizmin mutlak anlamda özgürlükçülük olmadığını iyi görmek gerekir. Hegel, devleti en iyi özgürlük aracı saymıştı. Ama ortaya çıktı ki, bu özgürlük ancak devlet sınıfları ve bürokrasi için geçerlidir. Diğer deyişle ekonomik ve iktidar tekelleri (seçkinler) için azami özgürlük olan, tüm ötekiler-diğerleri için her soydan köleliktir." (A.Ö. Özgürlüğün sosyolojisi)

Liberalizmin temel özelliklerinden biri de her renge bürünmesi ve her elbiseyi kendine uydurabilmesi yeteneğidir. Bu eklektik ve esnek hali onun kendini sürekli yenileyip, cilalayarak toplumlara sunmasını getirirken, beklentilere de kendince cevap olmaktadır. Her taraftan ideolojik, felsefik, politik, dinsel, kültürel değerleri, fikirleri ve söylevleri çalıp-çırparak hırsızlayıp, eklemleyerek düzenleyip, piyasaya sürer. Yeniden bir beklenti ve umut olmayı başarır. Karakterine özgü bu tarzı halen de sürdürmektedir. Ancak bu kez fazla aşındığından kendini yeniden boyalayıp, süsleyerek neo-liberalizm olarak sahneye çıkarır. Aslında Neo-liberalizm kaportası bozulmuş, şasesi dağılmış, motoru gümlemiş ve demode olmuş markasıyla liberalizmin, yeniden "temcit pilavı" gibi ısıtılıp servis edilmesidir. Ancak ayyuka çıkmış çelişkilerin çözülmesi ve dökülen sistemi kurtarması mümkün olmayacaktır. Çünkü talanın, gaspın, hırsızlamanın, her türden sömürünün, baskının, haksızlığın, adaletsizliğin ve değersizleştirerek yabancılaştırıp bitirip, tüketmenin hegemonik adı, ideolojisi ve sistemidir.

"Hiçbir liberal veya neo-liberal lafazanlık ve kavram kargaşası bu asli özelliğini değiştiremez. Kelime anlamı itibariyle özgürleşme olarak da kullanılan liberalizm, uygulamada bunu da tekellerin sınırsız gelişmesinin ötesine taşıramadığını kanıtlamıştır. Görünüşte sunulan özgürlük, pratikte tarihte firavun rejimlerinde bile görülmeyen çok yönlü ideolojik ve maddi prangalara vurulmuştur. Gerçek özgürlük bir toplumda ancak toplumsal boyutla desteklendiğinde anlam kazanabilir. Toplumca desteklenmeyen bireysel özgürlükler ancak tekellerin insafına bağlı olarak anlam bulabilir ki, bu da özgürlüğün ruhuna aykırı bir durumu ifade eder." (A.Ö.)

Geçmiş ve gelecek bugünde çakışarak, harmanlanmış haldedir. Sosyal bilimlerle rafine edilip, damıtıldığında kendi sentezine ulaşır. İdeolojik, politik ve örgütsel öncülüğüne kavuştuğunda toplumsallaşır. Devrimsel hamle ve patlamalarla evrimsel akış ve sıçramalarla ahlaki, politik ve estetik ölçülerde eylemselliğe doğru yol alırken, yarınların inşası da şimdi de oluşup, adım adım hayata yön verir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.