GENÇLİK VE ÖZGÜRLÜK SORUNU - 4

18 Kasım 2017 Cumartesi

Gençlik arayışçı ve sorgulayıcıdır. Gençliğin bu özellikleri devrimci ve özgürlükçü yönünü ifade etmektedir. Özcesi yapısallığa uymaz ve ...








Kürt toplumu ve gençliğinin yüzü ona ait olmayan Avrupa?ya, metropollere mi yoksa atalarının yattığı özgür dağlara mı dönük olmalıdır? Hangisinde neyi kazanır neyi kaybeder? Bu bir seçimdir ve mutlaka birisinde bir şeyler kazanırken diğerinde de bir şeyler kaybedilir. Fakat Kürt toplumu ve gençliğinin sistemde hiçbir yeri olmadığı için sistem içi yaşamda kazanacağı tek bir şey vardır; bir parça ekmek uğruna kölenin kölesi olmak! Peki, kayıpları nelerdir?

Gençlik karakter olarak var olana tabi olmaz ve ana takılı kalmaz, toplumsal olarak daha çok geleceği inşa etmekle ilgilidir. Kategorik ve kuşak olarak da bir ayrımda bulunsak toplumun yaşlıları var olana tabi olurlar; yeniyi keşfetme, yaratma ve inşa etmekten çok iki elle geçmişten geleni muhafaza etmeye sarılırlar. Genç olan ise gözünü doğmamış ufuklara diker ve yeniyi inşa ederek köhnemiş düşünce ve yapıları doğal olarak değiştirir. Gençlik arayışçı ve sorgulayıcıdır. Gençliğin bu özellikleri devrimci ve özgürlükçü yönünü ifade etmektedir. Özcesi yapısallığa uymaz ve sığmaz. Tarih boyunca bütün toplumsal, düşünsel, kültürel ve hata bilimsel devrimler bundan bağımsız değillerdir. Toplumsal, ulusal ve tarihsel olarak Kürtler kendilerini ve geleceklerini "İNŞA ETME" sürecinden geçmekteler. Aslında bu süreç iki yüzyıla yakındır devam etmektedir, bu süreçler daha çok direniş ve varlığını koruma karakterli olup inşa yönü zayıf kalmıştır. Yirmi birinci yüzyılın sonlarına geldiğimizde ise bir farkla bu süreç sürmektedir;  bir yandan direnirken öbür yandan geleceğe dair tartışma, proje ve inşa çalışmaları yapılmaktadır. Böylesi bir süreçte Kürt toplumu, ulusu ve hareketi gençliği stratejik olarak "ÖNCÜ" tanımlamıştır. Bir anlamıyla Kürdistan?da özgür yaşam gençliğin öncülüğünde inşa edilecektir.  Bu bir yandan paradigma olarak ulusun ve toplumun geleceğini sürekli genç ve diri tutmak ve garantiye almak iken, diğer yandan da dogmatizme, katı yapısallığa ve çürümeye önlem olarak sürekli esnekliğe ve özgürlüğe açık olmaktır. Bir anlamıyla gençliği "ÖZGÜRLÜĞÜN ÇEKİRDEĞİ" olarak da tanımlamak mümkündür. Nasıl ki güneş sisteminde milyarlarca gök cismi güneşe göre kendilerini düzenliyorlarsa toplumsal değişim ve dönüşümde de gençlik aynı role sahip kılınmıştır. Bunu çok fazla idealize etmemek ve toplumsal bütünlüğün içine yerleştirmek büyük önem arz etmektedir. Zira daha öncede belirttiğimiz gibi doğru kavranmaz, algılanmaz ve her şeyi yerli yerine oturtulmazsa ve gençlik maddiyatçılığa, iktidara ve kapitalist modernitenin bataklığına adım atarsa kesinlikle despotizm ve köleliğin keskin ucu haline getirtilebilir. Tarihsel ve sosyolojik gerçeklikler bunu ispatlamak adına yüzlerce örneğiyle doludur.       

Bu anlamda gençliğin kendini örgütlemesi kadar ulusu ve toplumu örgütleme sorunu bulunmaktadır. Vahşete karşı örgütlü olmayı amacın kendisi değil de amaca giden yol olarak tanımlamak mümkündür. Bilindiği gibi hiçbir amaca yolsuz gidilmez, mutlaka bir yola girmek lazım. Tabii ki hangi yol hangi zaman ve mekâna göre daha uygun ise ve amaca daha kolay varıyorsa o seçilmelidir. Keskin sözlerle belirlemek gerekirse; tek tek bireyler olarak kapitalist moderniteye karşı başarı şansımız zayıftır, ancak örgütlü bir ortak tavır, düşünce ve eyleme sahip olursak hem sisteme karşı şans sahibi olabiliriz hem de eşit, özgür ve demokratik dünyamızı kendimiz yaratabilir ve dolayısıyla inşa edebiliriz. Bu yolda Hıristiyan, İslam,  Türk, Kürt ya da başka bir dinin ya da ulusun kimliksel temsilcisi olabiliriz; eşitliğe ve özgürlüğe inanan insan için bu aşırı bağlayıcılığa sahip değildir. Birleşmemiz ve örgütlü olmamız için iki faktör yeterlidir. Bir, insan olmamız, iki evrensel özgürlüğe ve eşitliğe inanmamız. Ama her halükarda örgütlü olmak, örgütlü bir ses olmak özgür yaşamın inşası için vazgeçilmez bir hükümdür.  Bu özellikler gençlikte daha çok hâkim olduğu için dünyanın her köşesinde demokratik modernitenin öncü gücü olma ihtimali ağır basmaktadır. 

Klasik devrimlerde gençlik "DEVRİMİN YAKITI" olarak tanımlanırdı, daha çok sınıfsal ve pozitivist bir kategorik yaklaşım söz konusuydu. Literatür olarak da sürekli gençliğin kendini örgütlemesinden bahsedilirdi. Fakat Kürdistan devriminde yaşanan zihniyet ve paradigmasal devrimle beraber artık gençliğin kendini örgütlenme sorunu olsa da başat olamaz, olmamalıdır. Ancak onun demokratik ulus ve demokratik toplumu örgütleme sorunları olabilir. Zira öncüdür. Gençlik siyasetten tutalım da toplumsal yaşamın bütünlüğüne, demokratik ulus ve demokratik toplumun bütün boyutlarına kadar inşayla sorumludur. Özcesi gençlik toplumun içinde toplumla birlikte yürüyerek topluma öncülük yapar. Toplumsal özgürlüğün dinamik gücü olarak özgürlüğü yaşayan ve yaşatan bir konumda olur. Özgürlüğün kendisi de budur zaten. Bu yolda her adım atışında, her nefes alış verişinde buna tekabül edebilecek her sözün ve eylemin kendisi özgürlüğün farkına varış ve hissediş olur. Önder Apo?da "Anlamın ve hissin yaşattığı insan en güçlü insandır demektedir." En güçlü insan aynı zamanda en özgür insandır.   

Özgürlüğe giden yolda gençlik ?yani öncü- devrimci halk savaşın komutanı, örgütleyicisi ve ruhudur. Daha önce belirttiğimiz gibi kölelikte, özgürlükte gençlik olmadan inşa edilemez. Gençlik sınıf, cins ve dar kimlik gurupların ötesinde ama aynı zamanda hepsini de kendi içinde barındıran bir özeliğe sahiptir. Önemli olan bunu hangi yönde yorumladığımız ve anlamlandırdığımızdır. Sömürülen bir halkın gençleri olabiliriz, kimliği hiçe sayılmış, coğrafyası parçalara bölünmüş, demografyası, kültürü ve sosyolojik yapısı paramparça edilmiş bir gerçekliğin ürünü olabiliriz. Ama hiç kimse "İnsanlık Güneşi ve Özgürlük Şarkısı Demokratik Kürdistan?dan gençliğin öncülüğünde çıkılamayacağına" dair iddiada bulunamaz. Çünkü zaten hiç kimse gün ortasında güneşin doğuşunu beklemez ki! Hiçbir ulus, halk ve toplum Kürtler kadar özgürlüğünün uzağına düşürülmemiştir. Bu yüzden de özgürlüğüne susamış büyük bir toplumsal zemine sahiptir. Bu zeminde bitkinin suyla buluşması gibi toplumda her gün daha fazla özgürlük umutlarıyla buluşmaktadır.  

Eşit, demokratik, güvenlikli ve doğaya saygılı bir dünyada mı yaşamak istiyoruz? İyi bir istem ancak gerçekçi olmak lazım, şu an öyle bir dünya yoktur ve bu hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir durumdur. Ne Paris?te,  ne New York da ve ne de dünyanın herhangi bir yerinde hiç kimse güven içinde değildir. Çok daha önceden "İnsanın insanın kurdu olduğu" belirlemesinin yapıldığı bir Dünya?da yaşıyoruz. Şu ana kadar kendilerini özgür zannedenler bile yeni yeni farkına varıyorlar ki özgür değillermiş. Eğer Suriye ve Irak güvenlikli değilse, Türkiye, Avrupa ve Amerika nasıl güvenlikli olabilir ki? Bir yandan ekonomik yoksulluk toplumun ve annelerin kâbusuyken kapitalistler dışında kim kendini özgür düşünebilir ki?  Ancak ikinci dünya savaşından bu yana böyle bir fırsat, yani yeni sistemlerin gündeme gelme fırsatı da ortaya çıkmıştır. Bu açıdan gençlik öncülüğündeki demokratik Kürdistan devrimi aynı zamanda Ortadoğu ve küresel boyut kazanma şansına sahip konjüktürel şartlara sahiptir. Bu bağlamda zaten tarih boyunca hep böylesi süreçlerde toplumsal yaşama damgalarını ütopist ve yüce ideallere sahip kişi, hareket ve örgütlemeler vurmuştur. Eğer Kürt gençliği kendini milliyetçi, cinsiyetçi, bireyci ve sistem içi yaşamın ağlarından uzak tutar ve yürürse, Ortadoğu gençleriyle omuz omuza yenidünya sisteminin rotasını demokratik moderniteye dönük çevrime potansiyeline sahiptir.

Gençlik olarak şunun da farkında olmalıyız ki, Kürdistan Ortadoğu?ya rağmen özgürleşemez, demokratikleşmez ve güvenlikli olamaz. Eğer özgür bir toplum ve ulus olmak istiyorsak Ortadoğu?yu da özgürleştirmemiz gerekir ki ülkemizin ve toplumumuzun gelecek çocukları özgür bir dünyada yaşayabilsin.     


Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.