KÜLTÜREL SOYKIRIMA KARŞI ŞEHİR SAVAŞLARINDA KÜLTÜR SANAT VE EDEBİYATIN ROLÜ ? 1

21 Şubat 2018 Çarşamba

Zaman olarak tarih ise toplum açısından köklerini ve kaynağını bilme anlamına gelmektedir. Her toplumun bir tarihi vardır ve her ...









Soykırım kavramı, halkların, azınlıkların, her türden dinsel, mezhepsel ve etnik grupların toplum olarak kırımı anlamına gelmektedir. Burada kırıma uğratılan ilgili halkın ya da grubun soy olarak yok edilmesi olmaktadır. Soy kavramı bir toplumun ilk varlık kazandığı andan son form kazanmış aşamasına kadar geçen sürede inşa ettiği, edindiği tüm maddi ve manevi değerler sistemini ifade etmektedir. Geçmiş hatıralar, ortak tarihsel ve güncel hafıza, üzerinde var olunan mekân olarak ülke, toplumsal deneyim ve yaşanmışlıklar, gelecek ütopyaları gibi daha da çoğaltılacak değerler soy kavramı altında toplumsal varoluşu temsil etmektedir. Kırıma uğratmak ise bu değerleri varoluş kaynağından koparmak, gelişimini durdurmak, yapısal olarak bozmak, asimile etmek, inkâr ve imha etmek ve son olarak fiziki olarak ortadan kaldırmak demektir. Böylece soykırımı bir halkı, etnik grubu ya da farklı kültürel varlıkları total olarak yok etmek ve ortadan kaldırmak olarak tanımlamalıyız. Soy kırım toplumu toplum olmaktan, yaşamı yaşam olmaktan çıkarmaktır. Bu anlamıyla toplum olmak nedir? Ve toplum nasıl toplum olmaktan çıkarılmaktadır? 

Önder APO toplumu ve yaşamını altı temel başlık altında tanımlar: 

"Evrensel hamle olarak toplumsal yaşamın temel karakteristik özelliklerini sıralayalım. 

1- Tarih olarak toplum. İnsan topluluklarının milyonlarca yıl süren, zorlu mekânlarda çok acılı geçen ve büyük mücadele isteyen çabaları sonucunda daha gelişkin tekil topluluklar oluşturulmuştur. Bazı mekânlar ve dönemler toplumsal sıçramalarda belirleyici olmuştur.

2- Tarih olarak toplum zekâ düzeyini gerektirir. İnsan türünün zekâ düzeyi toplumsallığını belirlemiştir. Toplumsallık da bu zekâ düzeyini zihniyet halinde çalışmaya, gelişmeye zorlamıştır. Toplumsal doğa zihniyet düzeyi gelişkin esnek bir yapı arz eder.

3- Dil toplumsal zihniyetin sadece aracı değil, aynı zamanda yapılandırıcı bir unsurudur. Dil bir toplumu var eden temel özelliklerdendir. Kolektif zekâ aracı olarak toplumsal doğanın esnekliğini çok hızlı geliştirir.

4- Tarım devrimi toplumun maddi ve manevi kültüründe tarihin en köklü devrimidir. İnsan toplumu esas olarak tarım etrafında şekillenmiştir. Tarımsız toplum düşünülemez. Tarım sadece beslenme sorununun çözümünü sağlamakla kalmaz; zekâ, dil, nüfus, yönetim, savunma, yerleşme, din, teknik, giyim, etnik yapı başta olmak üzere, temel maddi ve manevi kültür araçlarında köklü dönüşüm ve gelişmelere yol açar.

5- Toplumsal sürekliliği sağlamada en yoğun çabanın sahibi olduğundan, kadın erkeğe nazaran toplumsallıkta daha başat rol oynar. Doğum, çocukların büyütülmesi ve savunulması toplumsallığın anacıl doğrultuda gelişmesini sağlar. Toplum ağırlıklı olarak ana-kadın kimliğini taşır. Dilin ve dinin kökeninde dişil öğenin varlığı bu gerçekliği doğrular. Tarım-köy toplumunda kadının kimliği ve sesi gücünü korumaya devam eder. 

6- Toplumsal doğa özde ahlâkî ve politiktir. Ahlâk toplumun kural düzenini, politika da yönetimini belirler. Ahlâk toplumun düzen ve kalıcılığını sağlarken, politika yaratıcı gelişimini sağlar. Ahlâksız ve politikasız toplum düşünülemez. Ahlâkî ve politik düzeydeki aşınma her türlü kölelik ve eşitsizliğin gelişimi ile iç içe yaşanır."

Bu altı madde de ifade edilen özellikler toplumu toplum yapan temel alanları ifade etmektedir. Toplumlar hem coğrafya olarak mekân hem de tarih olarak zamanla varoluşsal bir bağ ile varlık kazanırlar. Mekân olgusu üzerinde var olunan ülke olarak toplumun onsuz edemeyeceği en temel değer halindedir. Neolitik toplumun kadın emeğine dayalı olarak kurulan köyleri ve sonrasında şehirleri günümüzde ülke kavramının da kök hücrelerini oluşturmaktadır. Zaman olarak tarih ise toplum açısından köklerini ve kaynağını bilme anlamına gelmektedir. Her toplumun bir tarihi vardır ve her toplum bu tarihine dayanarak an?ını ve geleceğini inşa eder ve yaşar. Bu yanıyla toplumlarda bitkiler gibi kendi kökleri üzerinde yükselirler. Soykırım düzeni ilk kırımını mekân üzerine yapar. Ülkelerini, yaşam alanlarını yok ederek, işgal ederek, göçerterek ve sömürerek toplumları mekânsız bırakan soykırım düzeni, tıpkı bir bitkiyi kökünden koparmak gibi toplumları da kaynaklarından koparır. Mekânsızlaştırmak, toplumları köksüzleştirmek olarak soykırım düzeninin ilk icraatı olur. Bunun tamamlayıcı unsuru mekânından kopan toplumun tarihinden de kopartılmasıdır. Tarihsizleştirmek, belleksizleştirmek olarak geçmişini yani kaynaklarını yitiren toplumu her türlü uygulamaya açık hale getirmek demektir. Tarih yoksa zaman durur, an?da ne yaşanılacağı bilinmez ve geleceğe dönükte anlamsızlık temel yaşam tarzı haline gelir.


Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.