DEMOKRATİK UYGARLIKTA ŞEHİR VE POLİTİKA - 1

06 Mart 2018 Salı

Evren içinde var olabilmek, kendi evrim zinciri içinde evreni yok etmeden varoluşuna uygun olarak kendisini var kılmak, türünü ...









Varoluşu tanımlayan iki temel kavram değişim ve farklılaşma kavramlarıdır. Bu iki kavram varoluş denilen şeyin kendisinin inşasını veya gerçekleşme dediğimiz durumu açığa çıkarır. Varlık hiçbir durumda kendinde bir varlık hali değildir. Yani hareketsiz, değişimsiz ve farklılaşmayan bir varlık hali tasavvur etmek mümkün değildir. Her varoluş hali bir inşa halidir. İnşa edilen varlık var olabilen varlık olarak kendisini değiştirip, dönüştüren, faklı kılan ve form kazanan varlıktır. Bu da kısaca hareket kavramıyla anlama kavuşur ki bu hareket hali de kaynağında ilişki ve çelişkiye dayalı pozitif diyalektiğin bulunduğu bir harekettir. Evrensel ve toplumsal inşa varlığın böyle bir hareketle kendini gerçekleştirmesinden başka bir şey değildir. Varlığın inşa hali aynı zamanda varlık açısından kimlik kazanma anlamına da gelmektedir. Kimlik kazanan varlık kendisini var eden, inşa eden, gerçeklik haline getiren varlık olarak varoluşu temsil eder.

Demokratik Uygarlık sistemi de böyle bir gerçekleşme halini temsil etmektedir. Önder APO"nun tezi olarak sosyal bilim içinde tartışmaya açılan ve günümüzde Kürt Halkı öncülüğünde Ortadoğu Halklarınca inşa edilen bu tezin ana kaynağında kadın toplumsallaşmasına dayalı demokratik komünal ve ekolojik toplum anlayışı yatar. Ahlaki ve politik toplum olarak da ifade edilen bu uygarlık hali kaynağına 15 bin yıllık toplumsal tarihi koymaktadır. Neolitik toplumla başlayan ve günümüze kadar kesintisizce devam eden bu tarihsel toplumun tüm demokratik değerleri Demokratk Uygarlık sistemince benimsenmekte ve günümüzün imkânlarıyla birleştirilerek yeniden inşa edilmek istenmektedir. Neolitikle başlayan varoluş hali değişerek ve farklılaşarak günümüzde Demokratik Uygarlık olarak yeni bir kimlik kazanmak istemektedir.

Demokratik uygarlık sistemi bu kapsamda birçok unsuru temsil etmektedir. Bu unsurlardan öne çıkan iki tanesi politika ve şehirleşme (kent) unsurları olmaktadır. Demokratik Uygarlık Paradigması politika ve şehirleşme unsurlarına nasıl bakmakta ve bu iki kavramı nasıl inşa etmektedir"

Politika şehir ilişkisini, varoluşun üç düzlemini temsil eden birinci, ikinci ve üçüncü doğa düzlemleri kapsamında anlamaya çalışmak ön açıcı olabilir. Bu üç düzlemin temelinde yatan temel ikilemi ise toplum (politika) " mekân bağlamında ele almak konuyu daha da anlaşılır kılar. Politika ve şehir olguları bu üç düzlemin birliğiyle açığa çıkmış bir inşa hali olarak kavranmalıdır.

Buna göre birinci, ikinci ve üçüncü doğalar holistik bir birlik sergiler. Birinci doğa evrensel oluş olarak kendi içinden farklı bir kimlik olarak ikinci doğayı, yani toplumsal oluş"u çıkarır. İkinci doğa olarak toplum, birinci doğa olarak evrenin dışında ondan ayrı bir oluş değildir. Bu yönüyle aralarında kopmaz bir bağ, ilişki vardır. Fakat ikinci doğa, birinci doğadan "Farklı" bir kimlik olarak şekillenir. Bu farklı olma hali ilişki içinde olduğu varlıkla (evrenle) aynı zamanda çelişki halinde olma durumudur. İkinci doğa, birinci doğayla arasına farklılığı koyarken onu yok etmez. Birinci doğayı aşarak farklılaşır. Böylece hem ilişki hem de çelişki içinde bir farklılaşma yaşanır. Bu farklı haliyle toplum evrene yine bağımlıdır ve evren, toplumda varlığını sürdürmeye devam eder. Bu iki farklı hal olarak evren ve toplum diyalektik ikilem olarak birbirlerinin toplamından fazla bir varlık, kimlik olarak üçüncü doğada sentezlenir. Sentez evren toplum birliği olarak evren ve toplumun toplamından fazla bir oluştur. Yani hem evren hem toplum hem de evren-toplumdur. Üçüncü doğa evrensel uyum halidir. Toplumsal anlamda evren-toplum birliği ifadesini hakikat toplumu, özgürlük toplumu, ahlaki politik toplum ya da Demokratik Ekolojik Cinsiyet Özgürlükçü toplum olarak Önder APO tarafından ifadeye kavuşturulur. Yani yapıcı, pozitif bir diyalektik yöntem söz konusu olmaktadır.

Evrensel düzlemde mekân olgusu varoluşsal bir karakter taşır. Mekân hep vardır. Üzerinde yaşanılan toprak olarak mekân varoluşta öncel bir role sahiptir. Mekânsız bir oluş söz konusu olamaz. Evrensel düzlem içinde tüm varlık teklerinin üzerinde kendilerini var ettikleri bir mekânları vardır. Ve bu varlıklar açısından mekân var olunan, değişilen, farklılaşılan yaşam alanını ifade etmektedir. En makro düzlemde evrenin kendisi tüm varlığın mekânı olarak evini oluşturmaktadır.

Bu yaşam alanı içinde var olmak, hayatta kalmak, kendi türü, familyası içinde var olmak ve üreyerek türünü geleceğe taşırmak evrensel düzlemde politika kavramını karşılayabilir. Evren içinde var olabilmek, kendi evrim zinciri içinde evreni yok etmeden varoluşuna uygun olarak kendisini var kılmak, türünü farklılaştırarak geliştirebilmek tanımlanan politikanın temel özellikleri olmaktadır. Varlığın bu politik yapılanmasının temel kaygısı kendi varoluşuna uygun olarak kendisini yaşatmak ve geliştirmektir. Tıpkı Önder APO"nun "kelebek kuralı" olarak ifade ettiği ilkedir bu. Buna göre varlık ilk halinden başlamak üzere kendisini günümüze kadar sınırsız çeşitlilikte çoğaltarak zengin kılabilmiştir. Bu zenginleşme durumu aynı zamanda evrenin de geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi olmaktadır. Bu evrensel politika halini Önder APO bitkiler evreni üzerinden şöyle ifade eder; 

"Bitkiler evreni başlı başına bir mucizedir. İlkel bir yosundan harikulâde bir meyve ağacına, çimenli ortamdan dikenli güllere uzanmak canlılık yeteneğinin gücünü göstermektedir. Hele gülün güzelliği oranında dikenleriyle kendini koruma gerçeği arasındaki ilişki en anlamaza bile bir şeyler anlatabilir. Evrimin en çarpıcı yanı şudur ki, bir sonraki aşama bir öncekini kendinde taşımakta, zenginleşmenin parçası, üyesi olarak korumaktadır. Öyle ki, en sonul bitki tüm bitkilerin bir özeti olarak "ana" rolünde varlık sürdürmektedir. Yani sanıldığı gibi evrim birbirini yok ederek (Dogmatik Darwincilik) değil, zenginleştirip çoğaltarak sürmektedir. Tek türden çok türe, ilkel yosundan sonsuz çeşitliliğe kadar bir gelişim söz konusudur. Çeşitlilik ve çokluğu bitkilerin dili, yaşamı olarak görmek gerekir. Onların da aileleri, yakınları, hatta bazen düşmanları vardır. Ama her türün kendine göre bir savunmasının olması da ilke düzeyindedir. Savunmadan yoksun bir varlık neredeyse yok gibidir."

Tıpkı bitkiler gibi her varlık kendi mekânında kendi eko sistemini, yaşam alanını inşa etmektedir. Evrensel düzlemde yaşam alanı mekânın inşasını ifade ederken, bu mekân içinde varlığın varoluşunu sağlayarak zenginleşmesi ve çoklaşması yani kendini yaşatabilmesi politika olgusunu ifade eder

Birinci düzlemden farklılaşarak varlık kazanan ikinci düzlem olarak toplum alanıyla mekân ve politika olgusu devrimsel bir değişim yaşar. Toplumsal alan evrenselin bir devamı olduğu kadar ondan niteliksel bir farklılaşmayı da yaşar. Önder APO"nun bu farklılaşmayı anlatan en güzel cümlesi şöyledir;

"Şüphesiz insan tüm bitki ve hayvan canlılığının birikimi iken, bunun tersi doğru olamaz; yani tüm bitkiler ve hayvanları toplasanız da bir insan etmez. Burada insanı ayrı bir âlem olarak karşımıza alma gereği doğmaktadır."

İnsan ve toplumu mekân ve politika olgusunda devrimsel bir sıçrama yaparlar. Bu düzlemde "inşa" kavramı tam anlamıyla temel yaratıcı eylemdir. İnsan evrensel düzlemde mekân olgusunu kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirir yani evrensel mekânı farklılaştırarak yeniden inşa eder. Köy ve kent (şehir) mekânları bu inşanın sonucu olarak varlık bulur. Politika olgusu ise toplumun köy ve şehirde kendisinin var etmesi ve geleceğe taşırması olarak çoğaltması ve zenginleştirmesi olarak anlam kazanır.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.