ŞEHİR SAVAŞI VE İNŞACILIĞINDA DEMOGRAFİK YAPININ KORUNMASI - 2

08 Mart 2018 Perşembe

Kürdistan?ı tamamıyla Türk ulus-devlet yapısına entegre edebilmek için Kürdistan?ın genelinde Kürtçe dili yasağı başlatılır. Kendi ...









24 Eylül 1925'te çıkarılan Şark Islahat Planı ile 25 Haziran 1927'de çıkarılan müfettişlik kurulu planı çerçevesinde 1925'ten 1940'lı yıllara kadar Kürdistan'da öncelikle 'sorunlu bölgelere' askeri operasyonlar başlatılır. Kürt inkâr ve imha operasyonlarına karşı Kürtler hazırlıksız yakalanırlar. Bu dönemde Kürdistan'da yaşanan isyanların asıl sebebi Türkleştirme politikaları temelinde dayatılan asimilasyon ve demografik yapının zorla değiştirilmeye çalışılmasıdır. Ağırlığı ise yeni ulus-devlet yapısıyla uyuşmayan Kürdistan toplumsal yapısı ve aşiret örgütlenmesinin dağıtılması için devlet tarafında çok planlı bir şekilde sorun olarak görülen alanların bir şekilde provoke edilerek dış ve iç kamuoyuna gerici isyanlar olarak lanse edip ulus-devlet yapısına entegre etme çalışmaları sonucu ortaya çıkmışlardır. Yani asimilasyon ve inkâr politikaları ekseninde geliştirilen uygulamalar olmuştur. Devlet bu operasyonlar esnasında Kürdistan'ı tümden kapsayacak bir harekâtı göze alamadığı için belirli aralıklarla farklı farklı alanlara silah toplama veya aşiret ileri gelenlerin ailece sürgünlerini gündeme alarak belirlenen mıntıkalara askeri operasyon başlatmışlardır. Bu uygulamaları hiçbir Kürt aşiretinin kabul etmeyeceklerini çok iyi bildikleri için böylesi yöntemlere başvurarak aşiretleri isyana provoke etmişlerdir. Sırayla; Koçgiri isyanı (6 Mart-17 Haziran 1921), Şeyh Sait isyanı(13 Şubat-31 Mart 1925), Beytüşşebap ayaklanması(3 Eylül 1924), Raçkotan ve Raman ayaklanması(9-12 Ağustos 1925), Sason Ayaklanması (1925-1937), Koçuşağı ayaklanması(7 Ekim-30 Kasım 1926), Mutki Ayaklanması(26 Mayıs-25 Ağustos 1927), Bicar Ayaklanması (7 Ekim-17 Kasım 1927), Ali Resul Ayaklanması(22 Mayıs-3 Ağustos 1929) Tendürek harekâtı(14 Eylül- 27 Eylül 1929), Savur harekâtı(20 Mayıs- 9 Haziran 1930), Zilan harekâtı( 20 Haziran-Eylül 1930), Oramar harekâtı(16 Temmuz-10 Ekim 1930), Pülümür harekâtı(8 Ekim-14 Kasım 1930), Ağrı İsyanı (16 Mayıs 1926-25 Eylül 1930), Dersim İsyanı(20 Mart 1937-Aralık 1938) gerçekleşmiştir. Her isyan sonrası birçok yerleşim birimi yerle bir edilmiş, yüzlerce insan katledilmiş ve binlercesi sürgün edilmiştir. Dolayısıyla, Türk devleti bu dönemde eli silahlı olan isyancılara karşı değil, sivil insanlara karşı savaşmış ve katletmiştir. Kürtler ise yerlerinden ve yurtlarından olmamak ve katliamdan geçmemek için direnmişlerdir. Bu dönemde aslında Kürdistan öyle bir hale getirilir ki burada yaşamak her an ölümle burun buruna gelmek demektir. Kürdistan, Kürtler açısından yaşanılmaz bir hale getirilerek, Kürtlerin, Kürtlükten ve Kürdistan'dan veba gibi kaçması amaçlanmaktaydı. Bu uygulamalarla asimilasyonun zemini hazırlanıyordu.

 Bu arada Kürdistan'ı tamamıyla Türk ulus-devlet yapısına entegre edebilmek için Kürdistan'ın genelinde Kürtçe dili yasağı başlatılır. Kendi anadillerinden başka hiçbir dili konuşmayı bilmeyen insanlara, kendi toprakları ve toplumsallığı içinde bilmediği yabancı bir dil ile konuşma dayatılır. Köyünde, mahallesinde, evinde ve çarşıda konuşulan her Kürtçe kelime karşılığında o dönemin parasına göre 5 kuruş ceza kesilir. Kendi anadilinden başka hiçbir dili konuşmasını bilmeyen bir topluma böylesi bir yasak getirmek o toplumun tümden susması yani lal bir toplum yaratmayı ön görmek anlamı taşımaktaydı. Kürt toplumuna ya lal olmayı seç (öl) ya da Türkçe konuşması dayatılıyordu. Şark Islahat planının bir maddesi de bu yasaklamaya göndermede bulunuyordu 'Malatya, Elaziz, Diyarıbekir, Bitlis, an, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişkezek, Ovacık, Hısnımansur(Adıyaman), Behisni, Arga, Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde hükümet ve belediye dairelerinde ve sair müesseste ve teşkilatta, mekteplerde, çarşı ve pazarlarda Türkçeden başka dil kullananlar hükümet emirlerine ve belediyeye muhalif ve mukavemet etmek suçundan cezalandırılırlar.' Aynı şekilde bazı özel kanunlarla Kürdistan'da devlet kurum ve kuruluşlarında göreve alacak hiçbir memurun yerli yani Kürt olmamasına özen gösterilir. Böylelikle devletin herhangi bir kuruluşuyla -hastaneler, sağlık ocakları, öğretmenler, hakimler, savcılar vs.- ilişkilenen herkes Türkçe öğrenilmeye zorlanılmış olacaktır.

Kürt meselesi sırtlan payında kurulan Türk ulus-devleti için her zaman esaslı bir sorun olarak orta yerde durmuş gibidir. 1940'lı yıllara gelindiğinde Bakur'ê Kürdistan'ın askeri operasyon düzenlenmedik tek bir alanı kalmaz. Öncelikle askeri operasyonlarla Kürtlerin iradesini tümden teslim almayı, toplumsallıkları ve örgütlülüklerini tümden dağıtmayı esas alırlar. Bu askeri operasyonlar sonucu on binlerce insan katledilirken, on binlercesi de topraklarından sürülmüşlerdir. Aslında, İttihatçı zihniyetin, Kürdistan'ı Türkleştirme operasyonu iki temel ayak üzerinden yürütülmüştür. İlk ayağında, 1925'ten 1940'a kadar olan, askeri operasyonlarla Kürdü teslim almak adına kızıl katliamlar uygulanmış, ikinci ayağında ise, 1940'lı yıllardan sonra iradesi teslim alınmış, örgütlüğü ve toplumsallığı dağıtılmış zemin üzerinden kültürel soykırımla sonuç almak istenmiştir.

 Burada asimilasyon politikasının sonuç vermemesinin en önemli nedenlerden biri Kürt aşiretlerin göçebe yaşamıdır. Göçebe yaşayan aşiretlerin devlet kurum ve kuruluşlarıyla hatta şehir yaşamıyla bağı oldukça zayıf olmuştur. Bu yaşam biçimi kendileriyle sınırlı ve dar kalsa da dil ve kültürlerinin korunmasında önemli bir rol oynamıştır.


 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.