ŞEHİR SAVAŞLARI VE ŞEHİR İNŞACILIĞINDA ÖZSAVUNMA, EKONOMİ ve SAĞLIK BOYUTUNUN ÖRGÜTLENDİRİLMESİNİN ÖNEMİ - 2

27 Mart 2018 Salı

Komünal Ekonomi, kendi savunma sistemini, ahlaki ve politik ilkeleriyle gerçekleştirecektir. Komünal Ekonomi, özgürlük ahlakı ...








Şehir Savaşları ve Şehir İnşacılığında Ekonomi

Ekonominin kendisi, beslenme konusu olan her şeyi kapsar. Tarih boyunca, tüm toplumlar, insan ihtiyaçları dışında zenginleşmek için yapılan mal ve para birikimlerine hep şüpheyle bakmışlar, fırsat bulur bulmaz bu birikimleri ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktan kaçınmamışlardır. Ekonomi en geniş anlamda, bir tarihsel toplum eylemidir.

Şu husus çok önemlidir: Ekonomi, toplumun varlık eylemidir. Ekonominin özelleştirilmesi ve devletleştirilmesi gasp ve hırsızlık olarak yorumlanmıştır. Bu hususu daha "bilimsel" bir ifadeyle ortaya koyan Karl Marks, emek-değerdeki artık-değerin hırsızlandığını (kâr olarak) söyler. Konu daha derinlikli bir yorumu gerektirir. Ekonomik alan üzerinde amansız bir terör ile azami karın birlikte yürütülmesi, toplumu bir yandan karın tokluğuna ücretli işçiliğe mahkum ederken, diğer yandan büyük kısmını işsizler ordusuna dönüştürür. Toplumun temel dokusu olarak ekonominin, özel ve devletsel olanı dahil, tüm mülkiyetleştirme biçimleri, ahlaksızcadır; toplumsal değerlerin hırsızlanması ve gaspıdır. Nasıl ki bir insanın kalbini veya başka bir organını özelleştirmek ve devletleştirmek anlamsızsa veya çok sakıncalıysa, ekonomi için de aynı şey geçerlidir.

 Tarihten, günümüze, insanlığın ana besleyici kaynağı tarım olmuştur. Binlerce yıl insanlık tarımla geçimini sağlamıştır. Topraksız ve tarımsız bir dünya ve insanlık düşünülemez. Tarım adeta ölmüş durumdadır. Var olan tarım da organik olmayan, aşırı ve zararlı kimyasalların kullanılmasına dayanan bir tarım şeklidir ki, bu da doğanın tahrip edilmesine neden olmaktadır. Bu gidişatın doğaya daha fazla zarar vereceği kesindir.

 Kürdistan, tarıma uygun büyük toprak parçalarına sahiptir. Bu toprakların büyük bir kısmı tarıma açılmamıştır ve dolayısıyla Kürdistan"da işsizlik ve açlık çok ciddi bir sorun durumundadır. Şüphesiz bunun Kürdistan"ı boşaltmak isteyen devlet politikaları ile yakından bağlantısı vardır. Son derece verimli topraklara sahip olan Kürdistan"da açlık ve işsizliğin varlığı ancak bu tür bilinçli politikalarla gerçekleşebilir. Kürdistan"ın bilinen ovaları yalnız ciddi bir tarım politikasıyla işletilse değil açlık, fazladan milyonlarca nüfusu doyurabilir. Aynı zamanda işsizlik denen kapitalizm hastalığına da çare bulunur ve milyonlarca işsiz insan istihdam edilmiş olur. Ekonomik bir sistemde işsizlik diye bir durum söz konusu olamaz. Hiçbir varlık işsiz değildir, doğa da böyle bir durumu kabul etmez.

 Kürt toplumu, ekonomisi üzerinde hakimiyetini ve özgür tercihini kaybetmiş, talancı ve sömürgeci unsurların kontrolüne girmiş bir toplum olma noktasına getirilmiştir. Kürt toplumunun büyük çoğunluğunun, karın tokluğuna çalıştırılması bile, tek başına soykırım amacına bağlanmış, bir toplum olduğuna işarettir. Kürdistan"da, karın tokluğuna çalıştırma ve işsiz bırakma silahı çok daha kapsamlı kullanılmaktadır. İşsizlik, ülke topraklarından göçertmenin aracı olarak yıllardır kullanılagelen bir uygu-lama olmaktadır. Herkesi iş-güç sahibi kılacak onca bereketli topraklar olmasına rağmen, işsizlik nüfusun yarısından fazlasını kapsamış durumdadır. Kendi toprakları üzerinde iş bulmak neredeyse bahtlı olmak anlamına gelmektedir. İş bulamayanlarsa ya mevsimlik işçi ya da ırgat, Türkiye"nin değişik alanlarında çalışarak yaşam savaşı vermektedir. Kürt nüfusunun önemli bir kesimi de tamamen doğduğu topraklardan kopmakta, ya Türkiye"nin ya da Avrupa"nın metropollerine gönüllü göçmenler olarak yerleşmekte ve yaşamlarını sürdürmek durumunda kalmaktadırlar. Bu durum da, ciddi bir asimilasyonun yaşanmasını ve kimliksizleşmeyi açığa çıkarmaktadır. Toplumumuz işsizlik yoluyla aldatılmakta, toplumsal değerleri gasp edilmek istenmektedir. Bu şekilde işsizlik ve açlık silahıyla Kürtler her türden soykırıma açık hale getirilmektedir.

Kapitalist ekonomiye alternatif sistem, ancak Komünal Ekonomi olabilir. Komünal Ekonomi modeliyle ütopik değil, gerçekçi ve uygulanabilir bir ekonomik sistem önerilmektedir. Komünal ekonomi ile kapitalist ekonomiye alternatif bir sistem oluşturulurken; kapitalizmi yok etmek değil, aşmak şeklindeki bir yaklaşımı esas almak daha anlamlı olacaktır.

Komünal Ekonomi, yoktan var edilen bir sistem değildir. Kökleri tarihin derinliklerine kadar inen ve orada yere sağlam basan toplumsal üretim değerlerinin günümüz gerçekliği içerisinde hayat bulmasıdır. Komünal Ekonominin, tarihsel ahlaki ve felsefi zemini güçlüdür. Referanslarını demokratik toplumun komünal ve demokratik değerlerinden ve yaşam tarzından alır.

Özgürlük ahlakı; Komünalist Ekonominin temel ilkesi olmaktadır. Doğal toplumda doğal otorite ile dıştan dayatılan herhangi bir otoriteye ihtiyaç duyulmadan, sadece ahlaki değerlerin güçlülüğü ile toplum yürütüldüğüne ve topluma yabancı olan hegemonik ve hiyerarşik yapılara uzun süre direnildiğine göre; şehirlerin demokratik inşacılığında yeniden, çok güçlü ahlaki normların oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Kapitalizm, toplumsal ahlakı çözerek ve bunda hiçbir değere bağlılığı olmayan bireyi kullanarak gelişme gösterebildi. Zira ahlaki değerleri çözmeden ve bireycilikle/bencillikle insanların bilinci uyuşturulmadan, bu denli sömürücü ve toplum dışı bir sistemin var olabilmesi mümkün değildi.

En genel anlamıyla özgürlük ahlakı; insanların başkaları için sorumluluk duymaları ve kişi olarak vicdani iç bütünlüğe sahip olmasıdır. Bu da toplumsal ve bireysel sorumluluk düzeyinin gelişmişliğini gerektirir. Bu açıdan hiçbir yasa, iktidar ve otorite, ahlak kadar toplum üzerinde etkili olamaz. Komünal Ekonominin, kapitalizm karşısındaki en etkili kozu; insanların Komünal Ekonomiye gönüllü katılımları olacaktır. İnsanlar bireysel faydanın değil, topluma ve başkalarına faydalı olmanın huzurunu yaşayacaklardır.

Komünal Ekonomi, kendi savunma sistemini, ahlaki ve politik ilkeleriyle gerçekleştirecektir. Komünal Ekonomi, özgürlük ahlakı toplum tarafından benimsendiği oranda gelişme kaydedecek ve varlığını sürdürebilecektir. Kapitalist ekonomiye karşı özgürlük ahlakı ve vicdanı yani toplumsal hafızası ile kendisini savunacaktır. Komünal Ekonomi, ahlaki sorumluluğun gereği olarak, ekolojik dengeyi koruyan ve doğayla dost olan bir üretim sistemini esas alacaktır. İşsizlik ve açlık üreten verili, sistemin aksine, insanca yaşamı yaratmayı, ahlaki ilkenin gereği olarak ele alacaktır. Bu minvalde örnekler çoğaltılabilir.

Komünal Ekonomi salt toplumsallığı esas almıyor. Toplumsallık kadar, bireyin özgürlüğü de esas alınıyor. Toplum ve bireyin optimal dengesini, var oluşunun temeline yerleştiriyor. Ne birey, toplum aleyhine gelişme gösterecek; ne de toplum, bireyi hiçe sayıp bastıracak. Birbirini besleyen ve geliştiren (simbiyotik) ilişki esas alınacaktır.

 Komünal Ekonomi, komünler esası üzerinden şekillenir. Köy, sokak ve mahalle komünleri biçiminde âdemi-merkeziyetçi olarak örgütlenecek toplum, ekonomik sistemini de bu biçimde oluşturacaktır. Buna göre; her komünü oluşturan gruplar bir topluluğu ifade edecektir. Dolayısıyla her komünün denetimindeki üretim araçlarının idaresi ve kullanımı komünü oluşturan topluluğa ait olacaktır. Komünal Ekonomide ise; yerleşim birimlerindeki halk, söz konusu birimdeki üretim araçlarının idaresi ve bu temel de kararları alma ve uygulama hakkına sahip olacaktır.

 Üretim ve ekonomi ile ilgili faaliyetler, en küçük ve temel ekonomik birim olan komünlerde gerçekleşecektir. Her komün kendisiyle ilgili kararların alınmasında söz ve yetki sahibi olacaktır. Komünü oluşturan, yerleşim birimlerinde yaşayanların, doğrudan katılımlarıyla ve hiçbir engelle karşılaşmaksızın düşüncelerini belirtip, kararlara katılması ile süreç tamamlanır. En alttan en üste tüm yerleşim birimlerine varana dek komünal ekonomik sistem böyle inşa edilebilir.

 Sonuç olarak, ÖNDERLİK" Ekonomik işgal, işgallerin en tehlikelisidir. Ekonomik işgal bir toplumu düşürme, çökertme ve çözmenin en barbar yöntemidir. Bir toplumun, kendi üretim araçları ve pazarı üzerinde, kontrölünü kaybettikten sonra, yaşamını özgürce sürdürmesi, mümkün değildir" demektedir.

 Bu minval üzere, kapitalist sömürgeci güçlerin, tekelci politikalarına karşı, her alanda toplumcu ekonomiyi geliştirmek, var olmanın temel koşullarından birisi olmaktadır.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.