HİÇ KİMSE VE HİÇ BİR ŞEY UNUTULMADI" TARİHTE ŞEHİR SAVAŞLARI VE SONUÇLARI - 2

03 Nisan 2018 Salı

Karmatiler, ilk halk toplantısında gündem oluşturmadan sadece halkı dinlerler. İkinci toplantıda halkın gündem oluşturmasını ...








Şehir Direnişlerine İlham Olan Hendek Savaşı

627 yılında Hz. Muhammed"in öncülüğünde yaşanan savaşın adı olan Hendek Savaşı şehir savunması açısından önemli bir örnektir.

İslamiyet"in gelişip güçlenmesinden rahatsız olan kesimlerin öncülüğünde yeni bir savaş cephesi oluşmuştur. Yahudi ve Arap kabilelerinin toplam askeri gücünün on bin, Müslümanların ise üç bin dolaylarında olduğu kayıtlara geçmiştir.

Düşmanlarının hazırlıklarını öğrenen Hz. Muhammed, savaş meclisini toplamış ve kendi hazırlıklarını başlatmıştır. Meclisin çoğunluğu Medine"nin içerden savunulabileceği görüşünde birleşmiştir. Bunun üzerine Selman-ı Farısi şehrin üstün kuvvetlerle kuşatılması karşısında etrafına hendeklerin kazılarak gerekli savunmanın sağlanacağını ileri sürmüş ve peygamber tarafından da onaylanıp derhal hayata geçirilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.

Hz. Muhammed hendek kazılacak yerlerin keşfini bizzat yapmış, Medine"deki tüm araç-gereç toplanarak ve tüm halkın katılımıyla kış mevsiminin zorluklarına rağmen hendekler kazılmış, çıkarılan topraklarla ise iç tarafa yığılarak siperler oluşturulmuştur.

Savaş gelip çattığında saldırganlar Medine üzerine yürümüş fakat hendekleri görünce şaşıp kalmışlardır. Böyle bir savunma taktiğini bilmedikleri gibi nasıl aşacaklarından da habersizdirler. Böylece hendek gerisinde kalıp ok vb. silahlarla etkili olmayan saldırılar düzenlemişlerdir.

Müslümanlar ise hendekler arkasında siperlerde nöbet tutmuş, gece devriye çıkarmış, şehir içinde ve savunma hattında sızmalara karşı tedbir geliştirmişlerdir. Fakat hem soğuklar, hem de dışarıyla bağların kesilmesiyle ortaya çıkan erzak sorunu inancı zayıf olanlarda huzursuzluklara ve moral bozukluğuna yol açmıştır. Meydan savaşlarına alışmışken hendek arkasında beklemek sıkıcı ve yıpratıcı olmuştur. Hz. Muhammed"in düşman güçleri bölmek adına giriştiği diplomatik çabalar da sonuçsuz kalınca hendek ve siperlerde direnmekten başka yapacak bir şey kalmamıştır. Bu zor durum Kur"an"da "işte müminler orda sınandı ve sarsıldılar" biçiminde ifade edilmiştir.

Düşman güçler de hendeği aşmayı kafaya koymuş ve neticede savaşçılığıyla ün salmış olan Amr b. Abdıved komutasındaki bir birlik bunu başarmıştır. Ebu Süfyan ve Halid Bin Velid de bu sırada düşman saflarında Müslümanlara karşı savaşmakta olup Amr"ın ardından ilerlemektedirler. Hendekleri geçen Amr kendisiyle savaşacak bir savaşçı çağrısında bulunarak Müslümanlara meydan okumuştur. Namını duymuş olan Müslümanlardan kimse bu meydan okuyuşa cevap vermeyince Hz. Ali peygamberden savaşmak için izin istemiş, ancak ikinci ısrarında onay almıştır.

Amr Ali"nin genç oluşu ve babasıyla dostluğunu gerekçe gösterip onunla savaşmak istememiş ama Hz. Ali "kendisinin savaşa çıkanların üç teklifinden birini kabul ettiğini duyduğunu; eğer öyleyse, üç teklifi olduğunu söyledi. Ya Müslüman olmasını, ya savaşı bırakıp gitmesini, ya da kendisiyle dövüşmesini teklif etti. İlk ikisini reddeden Amr dövüşmeyi seçti."

Bu teke tek dövüşte Hz. Ali"nin kalkanı parçalanıp başından yaralansa da Amr ölmüştür. Amr ile beraber hendekleri geçen Dırar ve Hübeyre ise kaçmıştır. Bu durum Müslümanlara moral kazandırmış, siperlerde ok ve taşlarla çarpışmaya devam etmişlerdir.

Bu sırada savaşın kaderini değiştirecek bir gelişme yaşanmış, saldırgan güçlerden bazısı Müslümanlığı seçmeye karar vermiştir. Hz. Muhammed düşman safları arasında olup da Müslümanlığı seçen Nuaym sayesinde düşman güçlerini bir birine düşürmeyi ve bazı kabilelerin bırakıp gitmesini sağlamış, böylece savaş eski şiddetini kaybetmiştir. Kısa süre sonra da tozu toprağı bir birine katan dondurucu bir rüzgâr başlamış ve düşmanın geri çekilmesine yol açmıştır.

Bu sabırlı direniş üzerine Müslümanlar hendeklerden çıkmış, düşman güçlerin elindeki erzağı elde etmeyi başarmış ve karşı saldırı hamlesini başlatmışlardır. Hendek zaferi Müslümanlara gerekli morali kazandırdığı gibi kesin zafere vesile olacak Mekke yolunu da açmıştır.

Ortadoğu"nun Radikal Şehir Komüncüleri Karmatiler

Karmati hareketi 870"lerden başlayarak 1070"lere kadar, 200 yıla varan bir dönem içerisinde Ortadoğu"nun bütününe yayılmış olan en büyük toplumsal harekettir. Karmati ismi hakkında en yaygın kabul Karmati hareketin kurucusu olan Hamdan b. Eş"as El-Karmat"ın lakabı olan Karmat"tan geldiğidir. Hareket mensuplarının bir birlerine Arapçada yoldaş, arkadaş anlamına gelen "Refiq" hitabıyla seslenmeleri hareketin karakterine dair önemli bir veridir.

Hamdan Karmat Küfe bölgesinin Baş daî"si olarak atandıktan sonra bölgede kendi öğretisini yaymak amacıyla üç kişilik bir ekip kurar. Bunlardan ilki hareketin "filozofu ve beyni" olarak tanınan Abdan olup nasıl bir düzen kurmak istediklerini anlatan Belagat-ül Safa (Kardeşliğin Hitabeti) adındaki yedi ciltten oluşan bir kitabı kaleme almıştır. Ekip içerisindeki ikinci isim olan El-Cenabi hareketin Hamdan Karmat"tan sonra gelen ikinci önderi düzeyindedir. Hareketin bir numaralı örgütleyicisi ve eylem adamı olarak tanınır. Tüm tarihçiler tarafından komünal toplum projesini hayata geçiren en cesur Karmati komutanı olarak tanıtılır. Üçüncüsü ise Hamdan Karmat"ın öğrencisi olan Zikreveyh El-Dendani"dir. Daha çok İran topraklarında hareketi tanıtmak ve yaymak için görevlendirilmiş ve bu alanlarda çalışma yürütmüş bir öncüdür.

Irak"tan Yemen, Mısır, Şam ve Afrika"daki halklara kadar Ortadoğu baştanbaşa bu komünal halk örgütlenmesi etrafında şekil almıştır. Karmatiler muazzam toplumsal örgütlenmelerine dayanarak birçok kenti özgürleştirmişlerdir. İlk önce Bahreyn"in başkenti Hajr ve Arabistan"ın Lahsa şehirlerini fethetmişlerdir. Bahreyn"e hâkim olup orada "Mümini"yye" şehrini inşa etmişler, Basra"da kısmen etkili olmuşlar, Bağdat"ın deniz yolunu kapatmışlar, etkilerini daha geniş alanlara yayıp Şam"a dek dayanmışlardır.

Karmatilerin başarısı devletçilikten ziyade toplumculuğu esas almalarından ileri geliyordu. İsmaililiğin bir diğer kolu olan Fatımiler Mısır"da devlet kurunca onlara karşı kesin bir tavır almış ve kendi yollarını çizmişlerdir.

Karmatilerin en çarpıcı özelliği şehir örgütlenmelerinde komün evlerini ve eğitimi esas almalarıdır. Örgütlenme ve eğitim sistemleri iç içe olup 9 aşamada kadrolarını yetiştirirler. İlk halk toplantısında gündem oluşturmadan sadece halkı dinlerler. İkinci toplantıda halkın gündem oluşturmasını sağlarlar. Üçüncüsünde öncü kadronun kendisi de gündem oluşturur. Böylece topluluğu tanıma fırsatını bulduğu için sonraki aşamalarda taraftar, milis ve kadro olabilecekleri tespit ederek farklı eğitim evlerine gönderirler. Son aşama derin felsefik tartışmalarla öncü kadronun yetiştiği aşamadır.

Karmati Hareketi büyük bir gizlilik içinde üçlü komiteler şeklinde örgütlenmiştir. Arapça Cifr denilen rakamlarla şifreli yazışma, birden çok kod isim kullanma, sıkça yer değiştirme gibi yöntemlere başvurarak Abbasi yönelimlerine karşı tedbirler geliştirmişlerdir.

Kadrolarını sıkı bir disiplin içinde tutan harekette ortak yaşam ve ahlaki ilkeler her şeyden üstün tutulur. İnşa edilen toplumsallıkta kadın ve erkek eşittir, kadınların toplum içerisindeki etki düzeyleri hissedilir derecede artmıştır. Kadınlar her türlü toplumsal faaliyet içerisinde erkeklerle eşit düzeyde yer almış; çocukların eğitimine de özel önem verilmiştir.

Bu sistemde herkes gücü ve yeteneği oranında ekonomik çalışmaya katılır ve yine kazancı oranında ortak işlerin yürütülmesi için bir nevi vergi katkısında bulunurdu.

Karmatilerin demokratik uygarlık tarihine bıraktıkları en önemli miras da demokratik komünalite sistemi olmuştur. Bu sistem katı otoriter tarzda değil halkın demokratik katılımını esas alan meclis ve komün sistemiyle hayat bulduğu için egemenlerin saldırılarına karşı halkın katıldığı direnişleri geliştirebilmiştir. Bu nedenle Karmati kentleri "özgürlük kentleri" olarak anılmayı hak etmiştir.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.