GENÇ BAŞLADIK, GENÇ BİTİRECEĞİZ!

05 Şubat 2019 Salı

Hiçbir halkın tarihinde, bu kadar zorda olan gençlerin kahramanca direnişi yoktur. Bunun için şunu çok iyi bilmemiz lazım ki bizim için gençlik ölümün de dirilişin de dolayısıyla kurtuluşun ve zaferin temelidir

GENÇ BAŞLADIK, GENÇ BİTİRECEĞİZ!

              Siz sevgili gençlere, her şeyden önce belirtmek istediğim, partimiz PKK?nin bir gençlik partisi olduğudur. Hiçbir halkın tarihinde olmadığı kadar, partimiz halen bir gençlik partisi olarak savaşıyor, kahramanlaşıyor ve kazanıyor. Bunun şüphesiz hem çok anlamlı bir yeri var, hem de gençliğimizin, düşmanın amansız, bir biçimde yalnız fiziki işkenceler altında değil, manevi olarak da beyninden ve yüreğinden vurmak için bitmez tükenmez yöntemlerini en çok üzerinde uygulamaya çalıştığı gençliğimizin, kurtuluşu simgelemesi halkımız için belki de tek doğru yol ve şanstı.

 Gerçekten siz gençlerimizi mutlaka özgürlük savaşçıları haline getirmek bizim tutkumuzdur. Ben şahsen kendim de, 68 yaşında olmama rağmen kesinlikle gençliğimizden bir santim bile yaşlanmaya fırsat vermeden bu işi götürüyoruz. ?? Genç başladık genç bitireceğiz?. Bunun başka bir yolu da yoktur, yaşlanmak bize haramdır yakışmaz.

              Bütün düşmanlarımız, halkımızı, gençlik çağında daha yaşamına başlamadan vurmak katletmek istiyorlar. Yaşlanmamıza olgunlaşmamıza fırsat vermeden gençlik baharımızın içinde vurmak istiyorlar. Tabi bizde buna karşı gençliğimizin bu büyük gücü ve bilinci, uyanıklığıyla vuracağız, başka çaremiz yoktur. Sonuna kadar kendimize güvenebilmeliyiz. Ben sizler gibi, tek başıma bu işe başladığımda, arkamızda kim var, düşman ne kadar büyük, hatta tüm dünya arkasındaymış, tüm bunlar hiç önemli değildi. Bizim için en önemli ve gerekli olan tek şey, halkımızı inkâr etmeyecek, halkımızın kimliğine sahip çıkacak ve tek de olsak doğru bildiğimizi söyleyecek, partileştirecek, doğru bildiğimizi ordulaştıracak, savaştıracak ve kazanacaktır. Bunu yaptık, bugün görüyorsunuz ki bir kişi ile de başlasa bu işin zaferi önlenemez. Şunu söylüyorlardı, birkaç işsiz güçsüz gençler ne yapabilir ve hatta daha ileri giderek iş bulamamışlar, boş bir işe sarılmışlar diyorlardı. Ama bugün ortaya çıkıyor ki bu iş en kutsal iştir, işlerin anasıdır işlerin altınıdır. Altın işidir devrimci gençliğimizin işi, şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor ki halk olarak belki de en talihsiz en gaddar düşmanlarıyla ve yine en imkânsız olanakları veya olanaksızlarıyla büyüdük. Yani hiçbir halkın gençliği üzerine uygulanmamış olan her türlü baskı ve gelişmemesi, özüne ihanet etmesi, bambaşka bir hale gelmesi için, bir türlü değil birkaç türlü hem de birbirine zıt insanlar haline gelmesi için bize büyük tuzaklar kurdular, oyunlar oynadılar ve belki de soyumuzun en büyük ihanetini bize, gençliğimizde dayattılar.

 Bunun için gençliğimizin her şeyden önce ya devrim ya devrim demesi gerekiyor. Bu alçaklığa bu ihanete bu inkâra dur demesi gerekiyor. Nitekim hiçbir halkın tarihinde görülmemiş, en büyük zalimleri, en büyük işkenceleri, iş başında olduğu halde bir değil binlerce görülmemiş şahadetleri gençlerde biz yaşadık. Hiçbir halkın tarihinde, bu kadar zorda olan gençlerin kahramanca direnişi yoktur. Bunun için şunu çok iyi bilmemiz lazım ki bizim için gençlik ölümün de dirilişin de dolayısıyla kurtuluşun ve zaferin temelidir. Gençliğimizi kazanamazsak halkımız ölmüştür o hiçbir şey yapamaz. Kazanacaksak her şeyi gençlikle yapacağız bunun dışında başka yol yoktur. Bunun için gençlikte sonuna kadar ısrar etmeliyiz.

 Gençlerini kaybeden toplum veya ter­sine toplumunu kaybeden gençlik, yenil­miş olmaktan öteye kendi varlık hakkını kaybetmiş, ona ihanet etmiş demektir. Gerisi çürüme, dağılma ve yok olmadır. Buna karşı toplumun temel görevi, va­roluşunun temel araçları olarak kendi eğitim kurumlarını geliştirmektir. İçerik olarak bilimsel, felsefi, sanatsal ve dilsel yorumlarını bilim-iktidar yapılanmasın­dan ayrıştırmak, anlam ve ahlak devrimini ba­şarmaktır. Aksi halde toplumsal varlığın ahlâki ve politik dokularını işlevsel kılmak mümkün olmaz.

 İlgi ve sıcaklığından bir şey kaybetme­miş olan gençlik, özgür toplum idealinin kararlı takipçisidir. ?Ya Özgür Yaşam Ya Hiç? sloganı gençliğin elinden düşürme­yeceği bayrağı olmuştur.

 Ben özgürlük alanındaki boşluğu ve önemi bildiğim için özellikle kadın ve gençlik alanında müthiş bir kişilik yara­tımına önem verdim. Bu konuda çok yo­ğunlaştım ve çok önemli bir düzeye ve geri dönülemeyecek bir noktaya geldik. Kürtler artık özgürlüğü bırakmazlar. Bu öyle parayla kıyaslanabilecek bir durum ve kavram değildir.

 Demokratik toplum mücadelesinde gençlik kategorisine daha özgün yaklaş­mak gerekir. Gençlik toplumsallaşırken büyük tuzaklarla karşı karşıyadır. Bir yan­dan geleneksel ataerkil toplum koşullan­ması, diğer yandan resmi düzenin ideolo­jik şartlanması altında bocalarken, dina­mizmiyle yeniliklere açık bir yapısı vardır. Olup bitenler karşısında son derece toy­dur. Yaşlı toplumun etkisi altında kendine ne biçildiğini keşfetmekten uzaktır. Kapi­talist toplumun baştan çıkarıcı binbir hi­lesi karşısında nefes bile alamaz. Tüm bu gerçeklikler gençliğe özgün, tuzaklardan çekici, onun özüne uygun bir toplumsal eğitimi zorunlu kılar.

 Gençliğin eğitimi büyük çaba ve sabır isteyen bir iştir. Bu­nun karşılığında dinamizmi ile destanlar yazabilecek ataklığa sahiptir. Amaç ve yöntemi iyi kavradığında başaramayaca­ğı bir iş yoktur. Amaç ve yöntemli yaşamı temel disiplin olarak görüp seferber oldu­ğunda, sabır ve inadı eksik etmediğinde, tarihsel davalara özellikle de 40 yıldır Kürdistan?da yürüyen özgürlük mücadelesine en önemli katkıyı ger­çekleştirebilir.

 Demokratik gençlik hareketinde böy­lesi nitelikler kazanmış kadrolar öncülü­ğünde gelişecek bir hamle, genel demok­ratik toplum mücadelesinde başarının güvencesidir. Gençliğin dinamizminden yoksun bir toplum hareketinin başarı şansı sınırlıdır. Yaşlıların tecrübesi, genç­liğin dinamizmi tarihin her aşamasında kendini hissettiren bir olgudur. İkisinin bağını sağlam kuranların yürüyüşünde başarı oranı her zaman yüksek olmuştur. Günümüz gençliği için yüksek hayaller, ancak toplumsal sistem krizinden nasıl çı­kılacağına ilişkin olursa anlam bulabilir. Hayalleri olmayan bir gençlik yozlaşmak­tan ve yaşamı tümden kaybetmekten an­cak gerçek özgürlük hayallerine dönüşle kurtulabilir.

 Kapitalist sistemin sonul krizi olan kaotik durumu kavramak gençlik için çıkış yap­ma şartıdır. Bununla birlikte demokratik, kadın özgürlüğü ve ekolojik toplum değer­lerini özümsemiş olmak tarihsel başarı imkânını ona verecek, bir yandan kendini doğru yapılandırırken özlenen toplumu da yapılandırmada kendisini gerçek rolün sahibi kılacaktır. Her şey gençliğin tarihsel top­lumsal hamleye yeniden doğru ve yetkin katılmasıyla belirlenecektir.

 

 Gençlik Fiziki Bir Olay Değil Toplum­sal Bir Olaydır.

 Hiyerarşik toplumda, tecrübeli yaşlıların gençler üzerinde kurduğu baskı ve ba­ğımlılaştırmadan da, önemle bahsetmek gerekir. Jerontokrasi diye literatüre geçen bu konu bir gerçektir. Tecrübe yaşlıyı bir yandan güçlü kılarken, diğer yandan yaş­lılık onu gittikçe zayıf, güçsüz kılmaktadır. Bu özellikleri yaşlıların, gençleri kendi hiz­metlerine almaya zorlamaktadır. Zihin­lerini doldurarak bu işlemi geliştirmek­tedirler. Tüm hareketlerini kendilerine bağlamaktadırlar. Erkek egemenlikli sistem, bu olgudan da büyük güç almaktadır. Onların fiziki güçlerini kullanarak dilediklerini yaptı­rabilmektedirler. Gençlik üzerindeki bu bağımlılaştırma günümüze kadar derinle­şerek devam etmiştir. Tecrübe ve ideolo­jinin üstünlüğü kolayca kırılamaz. Gençli­ğin özgürlük istemi kaynağını bu tarihsel olgudan almaktadır. Yaşlı bilgelerden gü­nümüz bilim adamı ve kurumlarına kadar gençliğe stratejik, hassas denilen bilgile­rin en can alıcı kısmı verilmez. Verilenler daha çok onu uyuşturan ve bağımlılığını kalıcılaştıran bilgilerdir. Bilgiler verildiğin­de uygulama araçları verilmez. Sürekli bir oyalama değişmez bir yönetim taktiğidir. Kadın üzerinde kurulan strateji ve taktik­lerle ideolojik ve politik propaganda ve baskı sistemleri gençler için de geçerlidir. Gençliğin her zaman özgürlük istemesi fi­ziki yaş sınırından değil, bu özgül toplum­sal baskı durumundan ileri gelmektedir. ?Ayyaş, toy, delikanlı? kavramları gençliği küçük düşürmek için uydurulan temel propaganda sözcükleridir. Yine hemen cinsel güdüye bağlamak, serkeşliğe çek­mek, ezbere katı doğmalara bağlamak, gençlik enerjisinin sisteme yönelmesini engellemek ve düzeni sağlamakla bağ­lantılıdır. Tekrar vurgulamalıyım: Gençlik fiziki bir olay değil toplumsal bir olaydır. Tıpkı kadınlığın fiziksel değil toplumsal bir olgu olması gibi. Bu iki olay üzerin­deki çarpıtmaları kaynağına inerek açığa çıkartmak sosyal bilimin en temel görevi­dir.

 Bu kapsama çocukları da almak gere­kir. Zaten kadını ve gençliği tutsak kılan, çocukları da dolaylı olarak dilediği sistem altına almış sayılır. Çocuklara hiyerarşik ve devletçi toplumun yaklaşımının çok çar­pık yönlerini açığa çıkarmak büyük önem taşımaktadır. Çocukların anadan ötürü doğru temelde eğitilmemeleri, sonraki tüm toplumsal gidişatı çarpık ve yalancı kılar. Çocuklar üzerinde de muazzam bir baskı ve yalanlamaya dayalı eğitim sis­temi kurulur. Çok çeşitli yöntemlerle sis­temin daha beşikten bağımlıları haline getirilmeye çalışılır. ?Yedisinde neyse yet­mişinde de o odur? deyişi bu gerçeği dile getirmektedir. Çocuklara doğal toplu­mun özgür yaklaşımı hep bir hayal olarak bırakılır ve bu hayallerini yaşamalarına hiç izin verilmez. Çocukları doğal hayalle­rine göre yaşatmak en soylu görevlerden biridir.

 Uygarlığın büyük aşamalarından biri sayılan Yunanlılarda gençler resmen tec­rübeli bir erkeğe ?oğlan? olarak sunulurdu. Uzun süre bunun nedenini çözememiş­tim. Sokrates gibi bir filozof bile ?Önemli olan oğlanın sürekli kullanılması değil, efendisinden terbiye görmesidir? der. Buradaki mantık, asıl gaye gençlerin oğlan olarak sürekli kullanılmasından ziyade, kadınsı özelliklere hazırlanmasıdır. Daha da açıklayıcı olarak, Yunan uygarlığı da karılaşan bir toplum ister. Soylu, asil gençler oldukça, bu toplum oluşamaz. Bu toplumun oluşması için kadınsı davranış­ları içselleştirmeleri gerekir. Tüm uygarlık toplumlarında benzer eğilimler vardır. Oğlancılık bu toplumda çok yaygındır. Öyle bir hal almıştır ki, her efendinin oğlan sahibi olması gelenekselleşmiştir. Oğlancılığı bir bireysel cinsel sapıklıktan, hastalıktan ziyade, sınıflı toplumun, ikti­dar toplumunun yol açtığı sosyal bir olgu olarak anlamlandırmak önemlidir. Cinsel­lik ve iktidar uygar toplumda, toplumsal bir hastalıktır. Birbir­leri olmaksızın edemedikleri gibi birbirle­rini çoğaltırlar: Tıpkı kanser hücrelerinin çoğalması gibi.

 Greko-Romen toplumunda kölelerin du­rumunun karıdan beter olduğu çokça bi­linen husustur. Sorun köle olmayan erke­ğin karılaştırılmasıydı. Ensest veya cinsel sapıklıktan, çifte cinsellikten bahsetmiyo­rum. Psikolojik boyutları, hatta biyolojik nedenleri olan bazı olguları, bahsetmek durumunda olduğum olaydan ayrı de­ğerlendirmek gerekir. Klâsik Yunan toplu­mundaki moda, her özgür genç erkeğin mutlaka bir sahibi, bir erkek partneri ol­malıydı. Genç tecrübe kazanıncaya kadar partnerin sevgilisi olmalıydı. Daha önce değindiğim gibi, Sokrates bile ?Bu olayda önemli olanın genç oğlanın çok kulla­nılması değil, o ruhu yaşamasıdır? diyor. Buradaki zihniyet açık; kölelik toplumu özgürlük, onur ilkesiyle bağdaşmayaca­ğından, bu özellikler toplumdan silinme­liydi, çünkü toplumu tehdit ediyorlardı. Doğruydu da, İnsan özgürlüğü ve onuru­nun olduğu yerde kölelik yaşanamaz. Sis­tem bunu kavramıştı ve gereğini yapmak durumundaydı.

 Şüphesiz Greko-Romen kültürü bu mis­yonu tamamlayamadı. İçte özgür felsefi okullarla gelişen Hıristiyanlık, dışta ise et­nisitenin ardı arkası kesilmeyen saldırı ve başkaldırıları toplumu başka durumlar­la yüz yüze bırakacaktı. Maddi kültürün her şey olmadığının, her şeye gücünün yetmeyeceğinin işaretleri de az değildi. Toplum ancak kapitalizmde ?oğlancı­lığa? hiç gerek duyulmadan da karılaştırılabi­lecekti.

 Modernitenin ideolojik tekeli olarak liberalizm, bir yandan görüş enflasyo­nu yaratırken, diğer yandan en büyük vurgunu enflasyonda yaptığı gibi, görüş enflasyonunda da işine en çok yarayan­ları kullanıp medyası aracılığıyla zihinleri bombardımana tabi tutarak azami sonuç almaya çalışır. Görüş tekelini sağlama al­mak, ideolojik savaşının nihai amacıdır. Temel silahları dincilik, milliyetçilik, cin­siyetçilik ve pozitivist din olarak bilimci­liktir. İdeolojik hegemonya olmadan, sa­dece siyasi ve askeri baskıyla moderniteyi sürdürmek olanaklı değildir. Dincilik yo­luyla kapitalizm öncesi toplum vicdanını kontrol etmeye çalışırken, milliyetçilik yo­luyla da ulus-devlet vatandaşlığını, kapitaliz­min etrafında gelişen sınıfsallıkları kont­rol edip denetim altında tutar.

 Cinsiyetçi­liğin hedefi, kadına nefes aldırmamaktır. Hem erkeği iktidar hastası yapmak, hem de kadını tecavüz duygusu altında tut­mak cinsiyetçi ideolojinin etkili işlevidir. Pozitivist bilimcilikle akademik dünya­yı ve gençliği etkisizleştirirken, sistemle bütünleşmekten başka seçeneklerinin olmadığını gösterip, tavizler karşılığında bu bütünleşmeyi sağlama alır.

 

 Gençliğinizi Çaldım Ve Sakladım

 Gençlik en dinamik potansiyelimizdir. Gençliğin, demokrasi kültürünü kitlele­re taşıma görevi ve sorumluluğu vardır. Gençliğin yapacağı en iyi iş; demokratik ulus inşasına katılmak, demokratik örgütler ve ocaklar kurmaktır. Gençlik demokratik eğitimle donatılırsa çığır aça­bilir, eğer kontrol altına alınmazsa yanlış yollara sapar ve bu da herkese kaybettirir. Gençlik kafasını açmalı, gençliğin uyan­masını istiyoruz. Gençlik beynini bilime açmalı. Savunmam epey bir çerçeve ve yöntem veriyor.

 Bu yaptığım, Promete?den ateşi çal­mak kadar kutsal bir şeydir. Gençliğini­zi, büyük ihaneti ve büyük onursuzluğu yaşamamanız için çaldım ve alıp bir yere sakladım. Bir gün her şeyi elinden alınan bu kişiliğiniz, belki özgür bir ortamda in­sanlığı, ülkesini ve özgürlüğünü seven bir kişiliğe dönüşebilir. Bunun için çaldım, bunun için sakladım.

 Devrimci Gençlik sonuna kadar cesur, sorumluluğunun bilincinde olarak, bunun zaferi için her şeyi ortaya koyan gençliktir. Gençlik, Kürdistan ve Ortadoğu?nun demokratikleşmesinin ve özgürleşmesinin garantisidir. Demok­ratikleşmeyen Ortadoğu?da gençliğin yeri yoktur.

 Ortada o kadar genç var. Toplumsal örgütlenmeler, akademi, sanat kültür boyutlu olanlar çığ gibi büyü­mek zorunda. Tüm bu örgütlenmeler siyasetten daha önemsiz değildir. Tiyatro, müzik, sinema, siyasetten az önemli değildir. Gençler si­gara içip silah sıkmayı yiğitlik sanmışlardı. Bir dönem biz de öyle düşündük. Kültürel değerleri kazanmayan gençlik tehlikeli­dir. Önce kimliğini, kültürel gerçekliğini iyi yaşa, kendini tanırsın. Kendini iyi ta­nırsın. Siyaseti tanırsın, askerliği tanırsın. En büyük eylem, kendini tarihsel kültürel kimliğin ile gerçekleştirme ve bunu top­lum sorunlarına cevap olarak sunmadır. Bunu yapamayanın hayatı boştur. Çok büyük boşalmış kişilikler var. Zamanı kötü harcama var. Buna tahammül edilemez. Ben bile bu sınırlı imkânlarımla bunları size anlatabiliyorsam önemlidir. Bütün yaptıklarımız ve söylediklerimiz gençler içindir. Gençler mücadelemizin sürekli ve değişmeyen muhatabıdır. Gençlik öncülük rolünü tarihsel sorumluluklarının bilincinde olarak yerine getirmeli, toplumuyla duygu, düşünce ve pratik olarak bütünleşmelidir.

 Gençler ve devrimci mücadelede yorulmamış olanlar; demokratik ulus anlayışını ve çizgisini esas alırsanız, tutumumuzu esas bellerse­niz, kim sizi saptırabilir? ?Doğrusu budur? deyip de inat ederseniz ve bunda da he­sabınızı tam yaparsanız, sizin sağlam bir biçimde limana ulaşmanızı ve yükü kırıp dökmeden, büyük zenginlikle hedefe taşımanızı hiç kimse engelleyemez.

 İşte bu imkân elinizdedir. Tabii az bir yük değil. Toplumsal mücadele, eşitlik ve özgürlük yükü, altın değerinde bir yüktür. Onu sağlam limana vardıracaksınız. Ba­şarı bayrağını yükseltecek ve altında top­lanacaksınız. Bu kervanın sahipleri böyle kişilerdir. Sizler de bunun farkında mısınız acaba? Böyle soruları şimdiye kadar ken­dinize sordunuz mu? Buna göre bir ayar­lamanız, mesafe kat etmeniz, örgütleme­niz ve öncülüğünüz oldu mu? Bu soruları her zaman kendinize sormalısınız. Ders böyle alınır.

 Lafazanlıkla, demogojiyle, sağla-sola sataşmakla bu kervanın yürüyemeyeceği çok açıktır. Siz iyi niyetli de olsanız, ker­vanı yolundan çıkarmak isteyenler, delik açıp gemiye su sızdıranlar az değildir. On­ları görebiliyor ve engelleyebiliyor musu­nuz? Akıllı bir kervanbaşı, akıllı bir kaptan bütün bunları düşünmek ve gerekeni yapmak zorundadır. Yoksa zordur, kervan ürker ve fincanlar birbirine değer ve kırılır. Bunları mutlaka ve derinliğine anlamaya çalışmalısınız. Bu büyük zenginlik taşıma kervanına öncülük edin, kılavuzluk edin ve menzile sağlam ulaştırın.

 Kiminde hiç yaşam tutkusu yoktur, kimi çok düşkündür. Bence bu iki durumda da gelişmeyen yaşam tutkuları söz konu­sudur. Biz ikisine de amansız yüklenmiş durumdayız. Birine ?yaşama geleceksin!? diyoruz, diğerine de ?düşkün yaşamı bı­rakacaksın? diyoruz. Önderlik bu konuda iki büyük buluş hareketidir. Bunu şim­di Kürdistan?a dayattık. Tüm gücünüzle yaşama çekileceksiniz! Yanlış, düşkünce yaşamı bırakacaksınız! İşte iki büyük emir veya perspektif, talimat veya çağrı. Nasıl anlarsanız öyle anlayın, Önderlik budur.

              Gençsiniz, rahatlıkla düzenin sizi bu­laştırdığı çirkinliklerden arınabilirsiniz. En önemlisi de zayıf, güçsüz, pek bir şeye yaramaz, bir anlam ifade etmez ve iş be­ceremez kişiliğe son vereceksiniz. Bun­dan daha değerli ne olabilir? Yaşamın yolunu sonuna kadar araladık. Bunun için insan şerefli yürümekten daha başka ne isteyebilir? İddia ediyoruz ki, biz bize kay­bettirilen tüm değerlerimizi bulmanın yolunu açtık, onun imkânlarını sunduk. Bundan başka ne istiyorsunuz? Yüce siya­sal amaçlarınız olsun, özgürlük, hakikat amaçlarınız olsun. Onun için kendinizi defalarca göz­den geçirin, kendinizi yoklayın, elekten geçirin. Neyin altta neyin üstte kaldığını, kişiliğinizde ne kadar kabalığın kaldığını, ne kadar özümsenmiş değerler biriktiğini açığa çıkarın. Bu konuda özeleştiri veya samimi itiraf gereklidir. Kesinlikle bunu sağlamalısınız.

 Şimdiye kadar size verilen fırsatlar az değildir. Sizdeki yanlışlık, bunun farkında Olmamak, hatta verilenleri yeterli görme­mek ve daha fazlasını istemektir. Kişiliğiniz kendi içinde zincirlenmiş ve adeta çözümsüzlüğe mahkûm edilmiş durumdadır. Biz bunu patlatmak istedik. Size verebileceğimiz en büyük güç budur. Buna karşı direnmeyin. Bana göre her tür düşmanı yenilgiye götürecek olan en bü­yük güç, insanın patlama gücü, savaşma gücü ve örgütlenme gücüdür. Bunu açığa çıkarırsak düşmanı yenebiliriz. Bunun dı­şında kim kime ne veriyorsa yanlıştır. Kim kime ?Sen güçlüsün, başka türlü güçlü olabilirsin; sen bana dayanarak ben sana dayanarak birbirimizden güç olabiliriz? diyorsa yanlıştır. Bu, aynı zamanda saygı­sızlıktır.

 Benim tecrübelerim şunu gösterdi: Biz bu insanları biraz özgücüyle çalıştırarak buraya getirdik. Bu halkı biraz özgücüne kavuşturarak bugüne getirdik. Ancak bana göre henüz özgücü değerlendirme çok sınırlıdır. Bir insanın sınırsız büyüme gücü vardır. Bir insan isterse kendisinde her şeyi bitirebilir. PKK Önderliği budur.

 

                                                                                                                               ÖNDER APO

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.