Sanat Kültürün, Gençlik Toplumun Mayasıdır_2

13 Şubat 2019 Çarşamba

İman, inanç, güven ve samimiyet savaşı vermeyenler ya öz varlıklarını kaybederler ya da ruhlarını satmış, nefessiz-soluksuz kalmış demektir.

PKK ve Gençliği Gücünü Özgür Toplumdan Alıyor

Genç yüreklerdeki özgürlük ateşinin, içinde yaşanılan toplumsallıkla güçlü bir bağı vardır. Yoksa toplumdan koparak özgürlükten bahsedemeyiz. Toplum özgür değilse, birey de özgür olamaz. Bu yüzden PKK gençliğinde özgürlük, halkın ve toplumun beklediğini ve ihtiyaç olanı yapmaktır. Halkımız-toplumumuz yürüttüğü mücadele ile göstermiştir ki, artık ezilmek-sömürülmek istemiyor, kültürel soykırım tehdidi atında değil, insanca ve özgürce yaşamak istiyor. Bu yüzden PKK gençliğinde her zaman halk için yaşama vardır. Bu bir ölçüdür. PKK ve halk için kültür ve sanat yapanlarda bu ölçüyü esas alırlar. Zaten sanatın konusu güzellik de, özünde bu toplumsallıktan kaynağını alır. Ahlaki ve politik olarak güzellik, özellikle sanatsal güzellik toplumsallıktan kaynağını alır. Devrimcilerin ve sanatçıların güzelliği de kendileri gibi toplumuna ait olmalarındandır. Bu yüzden her gerilla güzeldir. Gerilla toplum için yaşar, toplumuna aittir. Bir çantası ve silahından başka hiçbir şeyi yoktur ama deryalar kadar geniş bir kalbi-gönlü vardır.

Toplumun özgürlük amacına kilitlenmiş PKK genci ile halk arasında hiç bir zaman kopmayacak bir bağ vardır. PKK?de ve onun öncülüğüyle inşa edilen toplumda bireycilik, kendine görelik, çıkarcılık, emeğe yabancılaşma, asalakça yaşam hep ayıptır. PKK gençliği ahlaki duruşları ile toplumun örnek insanları olarak yaşamaktadırlar. Yükselen toplumsal değerlerin önemli temsilcileridirler. Birlik içinde yaşamaları, arkadaşlıkları, yoldaşlıkları dillere destandır. Bugünde bu arkadaşlık kültürü devam etmektedir. PKK?de her yönüyle her şeyiyle yeni bir yaşam tarzı, yeni bir kültür bu özgünlüklerle açığa çıkmıştır.

 

Kürdistan?da Sanat Devletleştirilerek Gençlik Uyutulmak İsteniyordu

PKK?den önce Kürdistan?da durum vahimdi. Tüm kültürel ve toplumsal değerler oldukça büyük yaralar almıştı. Uzun yıllar Kürdistan?da sanata, tam bir boğma ve işgal hareketi olarak rol oynatıldı. Devlet eliyle yürütülen sanat, Kürt halkı için inkâr ve imha politikalarının zehir dolu tatlı diliydi. Asimile ederek Türkleştirme, Araplaştırma, Farslaştırılma ile özgün Kürt kültürü katledilmek istendi, bu yetmezmiş gibi katillere âşık olmamız beklendi. Arabeskle, popüler kültürle, egemen işgalci kültürle halkımıza yaşam haram edilmek istendi.

İşte böyle bir ortamda Kürt Özgürlük Hareketi doğdu. Önder APO öncülüğünde özgür yaşam ve özgür Kürt kültürünün dirilişi yaşandı. Büyük bir direniş ile sanat yapacak insan ve sanat yapılacak dağlar- ülke yaratıldı. Kürdistan da son olarak AKP ve MHP faşizmi başta olmak üzere egemenler ve iktidarlar yaratılan özgür insandan ve ülkeden rahatsızlar, bu umudu yok etmede, tasfiyede istekliler. Her alanda saldırıyorlar. Kürt gençliğine karşı siyasi ve askeri saldırıların yanı sıra kültür-sanat kılıfıyla da yürütülen saldırıları da çok iyi görmemiz gerekiyor. Başta Türk devletinin saldırıları olmak üzere her Kürdistan parçasında kültürel soykırım kapsamında geniş kapsamlı saldırılar var. Bu saldırılara her gün de yenisi ekleniyor, Kürdistan?da sanat devletleştirilmek isteniyor. Fiziksel katletmeyle yapamadıklarını, sanatla toplumun özellikle de gençliğin ruhlarını boşaltarak-satın alarak yapmak istiyorlar.

TV, dizi, sinema ile müzik ve tiyatro ile Kürdistan?da neler yapılmak isteniyor biliniyor. 70?ler den bu yana arabesk şarkıcı-türkücülerle, popçularla, yaptıkları biliniyor. 12 Eylül sonrası Kürt gençliğinin esir alınması için ne özel savaş planları yapıldı. Son yıllarda Yılmaz Erdoğan, Mahsum Kırmızıgül, Muhsin Kızılkaya gibi sanatçı müsveddeleriyle yapılan sanat çalışmalarından tutalım daha geniş bir spektrumda soykırım rejimlerine göbekten bağlı, kol kola girmiş, kucak kucağa yaşayan herkesin bir merkezden, bir anlayıştan üretildiği ve özgürlük hareketi karşıtı bir duruşa sahip olduğu, kimlerin değirmenlerine su taşıdıkları ortadadır. En çok topluma ait olan ve olması gereken sanatçıların ve sanatın, devlet elinde olma durumu vardır. Talimatların alındığı yer, askerlik yapılan devlet kurumları bellidir. Devletin bunları kullanarak yapmak istedikleri de ortadadır. Şimdi bunu en çokta Kürt sanatçılarla, bazen de Kürtçe ile yapmak isteyecektir. Çünkü günümüzde nasıl sanat sanatla vuruluyorsa, görülmelidir ki Özgür Kürt Gençliği de ?sahte ve sistem içi Kürtlükle? vurulmak isteniyor. Bu kapitalist mantıktan ayrı ele alınmamalıdır. Onun Kürdistan?da somut işleyişi bu şekildedir.

Kapitalizm tüketmek olduğu için, değişim-dönüşüm yaratmayan, topluma katılmayan sanat ve sanatçıyı bekleyen nihai sonuçta tükenmenin kendisidir. Günümüz kapitalist sisteminde bu tüketimin vardığı boyut,  insan ve toplumun tükenişi ile sanatın, sanat ile de insan toplumunun içinin boşaltılmasıdır. Özünden boşaltılıp topluma sunulan sanat, insana-gençliğe karşı yeni bir savaş anlamına gelir. Bu savaşın da sanal meydanlarındaki en işlevli silahı televizyon kanalları olmaktadır. Bu sanal meydanlara devlet kadar özel şirketlerde el atacaktır. Sanal savaş meydanlarının star ordusu kalbimizi, beynimizi 24 saat vuracaktır. Bir ateş altında kalıyoruz da denilebilir. Halk kültürümüz buralarda popülerleştirilerek esas rollerinden koparılmak isteniyor. Otantik halk değerleri bu sanal meydanlarda bozuluyor, gözden düşürülüyor. En kötüsü de kültür ve sanata toplumu imha ediş için, tersinden bir rol oynattırılıyor. Özellikle de Kürt halkı için böyle bir durum söz konusudur. Devletin sinema salonlarında, TV kanallarında, barlarda, tekstil atölyelerinde nerde olursa olsun sanat özüne ihanet ettirilerek kullanılıyor. Kimliği, kültürü tanınmamış, anadilinde eğitimi yasaklanmış bir halkın sanatını filmlerde, dizilerde, barlarda TRT gibi kanallarda yaptığını iddia eden sanatçılar ne düşünüyor merak ediyoruz doğrusu. Kimdir bu sahte sanatçılar? Halktan kopuk, elit, para için yaşayan, sokakta halkı görse ondan kaçacak, onunla aynı otobüse binmekten utanan, aynı yolda yürüyemeyen ve aynı tabaktan yemek yiyemeyen bir sanatçı elbette o halkın sanatçısı ve sanat emekçisi olamaz. Bunun halka sunduğu da tabii ki hakiki sanat olamaz. Bunlar sahte küçük burjuva milliyetçiliğinden beslenen onun dilini kullanan sanat pazarlamacılarından öte birileri değildir. O zaman şu soru geliyor insanın aklına, gerçek halk sanatçıları, Kürt halkının gerçek sanatçıları ve sanat emekçileri kimdir ve nerededir?

 

AKP Sahte İslam İle Gençliğe Kültürel Soykırım Uyguluyor

Özgürlük savaşı, ruh ve kültür savaşıdır. Hz. Muhammed bu konuyla ilgili ?gazaların en mübareği nefs gazasıdır? demiştir. Yani fiziki anlamda yürütülen savaş normal bir savaş olurken, nefs savaşını daha anlamlı bir savaş olarak tanımlar ve onu kutsal sayar. Bu anlamlı savaş özünde öz-varlık savaşıdır. Canı, ruhu kaybetmeden, tüm gönülleri kazanma savaşı anlamına gelir.

AKP ve MHP faşizminin Kürt halkına karşı yürüttüğü saldırıları şöyle anlamak gerekiyor; sadece fiziki olarak değil Kürt halkını kültürel soykırımla yok edelim, öz-varlığını ruhunu ortadan kaldıralım diyorlar. Bu kapsamda nefs savaşı, nefs mücadelesi, nefs terbiyesi vb. tüm tanımlamalar bir kültür ve ruh savaşını ifade eder. Nefsini bozmamak, nefsine sahip çıkmak, başka yabancı kültür ve anlayışlara gark olmamak çok değerlidir. Bu şöyle de belirtilebilir; ideolojik ve kültürel mücadelede yenilmemek gerekir. Onlarca Uhud, Hendek, Bedir savaşı da kazansanız, savaşı kazanamayabilirsiniz. Bu açıdan zamanı itibarıyla, İslam devrimi özünde bir ruh kazanma devrimi olmuştur. Bundan dolayıdır ki, kırk yıl gibi kısa bir sürede dünyanın önemli bir kesimiyle buluşmuştur. Tabii burada amacımız bir örneklendirme, kültür savaşı nasıl kazanılır bunu anlatmaya çalışıyoruz. Ruh ve kültür savaşını kazanmadan savaşı kazanmış sayılmazsınız. İman, inanç, güven ve samimiyet savaşı vermeyenler ya öz varlıklarını kaybederler ya da ruhlarını satmış, nefessiz-soluksuz kalmış demektir.

Adına uygarlık denilen bu ezilenli-ezenli, kırlı-ovalı, köylü-kentli, alt-üst oluşlu çağda devlet eliyle temel olarak yapılan iş, komünal ve demokratik kültürel değerlerden kaynağını alan kır, köy ve tarım yaşamının ?medeni?leştirilmesidir. Kültür ve yaşamın medenileştirilmek istenmesi özünde toplumsallığa yapılan bir saldırıdır. Kültürsüz bırakılmak istenmesiyle toplum, toplumsallığının getirdiği canlılığını yavaş yavaş yitirir ve soluk alamaz hale getirilir. Bu ideolojik savaşta toplum öz-savunmasız kalırsa, kültürel ve ideolojik mücadelesini veremeyen, örgütsüz ve politikasız bir toplum olur.

 

Devrimci Sanat Kültürün Öz-Dilidir.

Kültürel değerler etrafında örgütlenme ve bu örgütlenme gücünü oluşturma nefs savaşının ve toplumu savunmanın önemli bir şartıdır. Dağılan toplumsallığı, örgütlenme ile bütünleştirirken, kültür alanında belirlenecek politikalarla temel görev ve sorumluluklarımız da açığa çıkarılmış olur. Kültürümüzün görünür kılınması, dile gelmesi ise bizim düşünce ve sanat alanındaki çalışmalarımızın güçlü ve etkili olmasına bağlıdır. Bu çalışmalar için köklü kurumsallaşmalara ve anlamlı işlere imza atmak herkesin sadece beklentisi değil, işidir de. İşlevli yapılarımızın özlü çalışmasıyla, ideolojik ve politik boşluklar doldurularak halkımızın başkalarına, çeşitli egemen güçlere, hatta Ortadoğu dışındaki kimi çevrelere sahte umutlarla bağlanmasının ve bağımlı olmasının önü alınabilir. Kültürel sömürünün önüne geçmek, başkalaşıma neden olan (yabancılaşmaya neden olan) toplumsal olmayan ya da o topluma dayatılan ideoloji ve fikirlerin insan zihninde yer tutmasına izin vermemekle olur.

Zihniyet savaşı kültürel çalışmalarımızın geliştirilip, derinleştirilmesi ve örgütlülük temelinde birliğimizi sağlayarak halka koşmayı gerekli kılar. Birlik olmak aynı örgütlenme içinde olmak olduğu kadar aynı zamanda toplumu şekilsiz bırakan düşünceleri ve hisleri yaşamamaktır da. Kültürel çalışmaların örgütsel temelde geliştirilmesi demokrasi gereğidir. Örgütsüz kültür, örgütlenemeyen toplumsallık olduğu için en örgütsüz kültürler faşizmin elinde demokrasizliğe mahkûm edilirler. Tam tersine kültürel örgütlülüğü güçlü toplumlar ise demokratik toplumdurlar. Demokratik toplum kültürünün örgütsel eylemini ise devrimci sanat olarak tanımlayabiliriz. Devrimci sanat kültürün öz-dilidir. Kültürsüz bir sanatın ne söylediği pek anlaşılmaz, kültür olmadan sanat ölüdür. Kültür sanatın asli toprağı olduğundan, kültürsüz bir sanatın boş-anlamsız ve başarısız kalacağını bilmeliyiz. Kültür hem örgütlü hem sanatlı olarak tüm topluma yayılabilir-ulaşabilir. Örgütlü sanatla kitlelere kavuşmak akarsuyun kendi yatağında akışı gibidir, aktıkça büyük ve her kültürel mücadelenin amacı ancak örgütlü mücadele ile mümkündür. Toplumsal ahlak ve politik yaratıcılık ise bunun temel yoludur. Kültürel amacın büyük bir inanç ve kararlılıkla yaşanması olmadan bu yolda kolay kolay yürünemez. Devrimci sanatsal eylemi gerçekleştirenler her zaman ideolojik-fikirsel bir derinliğin içindedirler.

 

Sanat Fikir ve Bilinçle Olur

Yurtseverliğin 'biz söze değil pratiğe bakarız' felsefesini bu çalışma alanına da uygulamak lazım. Kültür ve sanat kurumlarının ya da sanat ve sanat emekçilerinin üretimlerine bakmak en doğru olandır. Sonuçta kişilik esere yansır. Pratikte, fiiliyatta hep fikir vardır. Düşüncesiz anlamsız hareket ve çalışma olmaz. Özellikle sanat gibi bir yaratım alanında fikirsiz, bilinçsiz hiç bir şey açığa çıkarılamaz. Yüz defa da biz sanat yapmak istiyoruz, devrimci sanatı geliştireceğiz desek, bu yetersizdir. Yapmak gerekir. Sanat yapmadan sanatın gerçeğini dile getiremeyiz. Kaç tiyatro yaptık, kaç müzik eseri ortaya çıkardık, resim, heykel, sinema da elimizde ne var? Kültürü ve sanatı edebiyatsız düşünemeyiz elbette; kaç roman, kaç şiir?

Üretkenlik ve pratiğe tam girememe sorununu kabul etmek durumundayız. Ayrıca ürettiklerimizde tam olarak ne kadar yurtseverlik kültürüne göredir, tartışabilmeliyiz. Ben yetenek sorunu olduğunu hiç düşünmedim. Kürt sanatçıları, demokratik sanat emekçileri oldukça yetenekli insanlardır. Yıllardır bu işlerle uğraşan, hayatını sanata vermiş insanlarımızdırlar. Eğitim sorunu ise hiç yoktur. Onlarca yıl demokratik siyaset ile iç içe olup bilmemek mümkün değildir. Bilgilenme sorunu yoktur. Herkesten iyi konuşabilir ve değerlendirme yapabiliriz. Ama işte, pratikte sorun yaşıyoruz. Tam istediğimiz bir üretkenlik ve yaratıcılık konumuna giremiyoruz.

Bu üretimsizliğin sebebi nedir? Mesela bir ağaç meyve vermiyorsa nedeni nedir, bu basit soruya verilecek yanıt önemli olsa gerek; ya susuz bir ortamdadır, ya toprağı verimsizdir, ya güneş görmüyordur, ya bakımı iyi yapılmıyordur vb. Peki, bir sanatçı ürün vermiyorsa, ya da ürettiklerinde devrimci bir yaşamın tadı yoksa; ya halktan uzaktır, ya mülteci duygulara batmıştır, ülkeden uzak duygular yaşıyordur, ya da kendini kültürel ve felsefi olarak eğitmemiştir. Kendini geliştirmemiştir.

 

'Kapitalist Tarlada Demokratik-Sosyalist Ürün Yetişmez'

İster metropollerde olsun ister kendi coğrafyamızda; kendi sanat bahçemizi kurmazsak, zararlı otları temizler gibi zararlı anlayışları ortamdan uzaklaştırmazsak, onlarla mücadele etmezsek, başarılı olamayız. Belki de üretken olamamamızın nedenini burada aramak gerekiyor. Sanat alanını mücadeleden uzak tutan duygular bizim devrimci duygularımızın gelişimini engelliyor. Halkın, halklarımızın kültür ve sanatla ideolojik olarak ele alınan bir maneviyatla gerekli ruhsal besini alması gerekiyor. Yıllardır bundan mahrum kalmış bir halk gerçeğimiz var, asimilasyon ve soykırım tehlikesi altında olan bir halk olarak kültürel ve sanatsal olarak çoğalmaya, yaşanan Kapitalist Modernite özelde de ulus devlet saldırılarına karşı korunma ihtiyacı var.

 

Demokratik ulus anlayışını yaşamsal kılacak bir gençlik hareketinin, demokratik siyaseti ve kültürünü kalıcı kılmak kültür ve sanat mücadelesini yükseltmesi gerekmektedir. Kültür ve sanat alanının esas öncüleri gençlik kadrolarıdır. Kürt kültürü gibi saldırı altında olan bir kültürü ayağa kaldırmak ve mevcut sisteme alternatif bir yaşam kültürü yaratmada gençlik sanatı ve sanatçıları vazgeçilmez bir öncüdür. Sanat ve edebiyat doğru kültürel bir yaşam ve örgütlülük tarzı ile demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşaya katılmalıdır. Ortadoğu manevi ve maddi açıdan tekrardan kendini bulurken, sanatçısız bir toplumun olmayacağı bilinciyle kültür ve sanat çalışmalarına katılım göstermeliyiz. Demokratik kültürü geliştirmek sanatçısız yapılacak bir iş değildir. Çünkü yaptığımız inşanın güzel yapılması gerekiyor, ruha hitap etmesi ve kalıcı olması lazım...

Kültür Toplumun Her Şeyidir, Her Şeyden Sorumluyuz.         

Kapitalist Modernite?nin inceden dayattığı bir yaşamsızlık var. Gerçeklerin ters yüz edilmesi, saklanması söz konusudur. Bunu görmek bunu hissetmek sanıldığı kadar kolay değil, gördüm diyen bile bazen bunun içinde yaşadığı halde farkında değil. Aslında fark etmek de yetmiyor. Örneğin Kapitalist Moderniteye karşı, özgür bir yaşam kültürünü yaşam tarzı olarak yaymamız gerektiğinin ve kültürel direniş geleneğimizi, tarihsel demokratik değerleri yeniden canlandırmamız gerektiğinin farkındayız. Devletin asimilasyoncu ve soykırımcı faaliyetlerinin bugünde sürdüğünü görüyoruz. Kültürel değerlerimizin özgür ve ahlaklı bir yaşamın temeli haline getirilmesinde neden zayıf kalıyoruz. Neden halen soykırımcıların umutları var? Burada özellikle gençlik ve kültür-sanat alanında çalışma yürüten insanlar olarak kendimizi sorgulamak durumundayız. Kültür toplumun her şeyidir. Bu yüzden öncelikle kültür ve sanat emekçileri her şeyden sorumludur. Hepimiz sorumluyuz.

Asimilasyon erimedir. Başkalarının parçası olmaktır. Biz Kürdistan'da, demokratik kültür ve sanat emekçileri olarak; halkımızı kendi olmaktan çıkarıp, kendi uzantısı-eki, kölesi yapmak isteyenlerin umutlarını nasıl bir çalışmayla kırabiliriz­?

 

Yanıt Vermeliyiz!

Bu kesimlere vereceğimiz yanıt güçlü bir yanıt olmalı, bir daha yerlerinden kalkamamalılar. Saldırıyorlar; çünkü kültür ve sanat alanındaki zayıflığımızı görüyorlar. Neden zayıfız? Çünkü gençlik bu çalışmalara el atmıyor. El atsa da yüzeysel kalıyor. Bu saldırı gücünü oradan alıyorlar.

Eritmek istiyorlar, Kürt Özgürlük hareketini etkisizleştirerek, burjuva-milliyetçi kesimleri öne çıkararak toplumda bir volkan gibi patlayan özgürlük ateşini söndürmek istiyorlar. Kültür ve sanat alanımızdaki ideolojik-politik boşluktan güç alıyorlar. Zayıflığımızı değerlendirmek istiyorlar. Öncelikle; biz bu alanda gerçekten o kadar zayıf mıyız? Bu alanı ideolojik ve politik olarak ele alışımızın düzeyi bu sorunun gerçek cevabı olacaktır.  Kültür alanını güçlendirmek ve kalıcı kılmak demek Demokratik özerkliğin yaşamsallaşması demektir. Eğer kültür alanını güçlü kılmazsak demokratik ulusun en önemli ayağını geliştiremeyiz.

 

Mücadeleyi kalıcılaştırma, kültürü kalıcılaştırmadır. Kültür hareketimizi bir demokratik özerklik boyutu olarak genişliğine, derinliğine büyütemezsek başarılı olamayabiliriz. Bizi sarıp-sarmalayıp hareketsiz bırakmak isteyen, asimilasyoncu-soykırımcı ve onlarla beraber hareket eden, reformist-küçük burjuva güçlere meydan kalmışsa, bu güçlere karşı savaşmak, kültürel bir savaş açmak boynumuzun borcudur. Bu kültürel savaş yurtseverlik savaşıdır, toprağa-tarihe bağlı kalma savaşıdır. Kültür sanat emekçilerimiz doğru bir kültürel savaş yürütebilmek için, tarihe ve toprağa doğru yaklaşmalıdır. Yanlış tarih bilinciyle ya da topraktan uzak bu savaş doğru bir temelde verilemez.

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.