Sanat Kültürün, Gençlik Toplumun Mayasıdır_3

13 Şubat 2019 Çarşamba

Tarihi ve kültürü doğru tanıyanlar, farkına varanlar; çelişkiyi daha derinden yaşar ve duyumsarlar. Sanatçılıkta budur! Derin bir çelişki yaşamayan yaratamaz.

 

Değerli Olanın Fiyatı Olmaz

Duygular ve düşünceler paha biçilmez değerlerdir. Yani bir fiyatı yoktur. Yurtseverlik, arkadaşlık bunlara bir fiyat konulabilir mi? Sanat duygu ve düşünce de derinliğin ifadesidir. Alım-satım konusu edilemez ki. En azından demokratik kültür ve sanat hareketinde bu böyledir. Bunun dışında böyle bir durum var, herkes de kabul ediyor. Ama biz var olan gerçeği olduğu gibi kabul etmek durumunda değiliz ki. Örneğin asimilasyon var. Ben Kürt dilini ve yaşamını öğrenemem diyebilir miyiz? Zaten demokratik özerkliğin bir boyutu olarak kültür ve sanat boyutu, genel olarak da kültürel boyutu bu yüzden gerekli, biz var olanı kabul etmiyoruz, o yüzden alternatifiz. Devrimci sanat anlayışını bu yüzden geliştirmek istiyoruz. Bu biraz da duyarlılık işidir. Yani ben sanatımı halkım için yaparım diyen insanla, bu değerli çalışmalara para hesabıyla yaklaşanları ayrı tutmak gerekir.

Böyle tartışırsak doğru bir çözüm getiremeyebiliriz. Bilelim ki; sanatta metalaşma, alma-satma Kapitalist modernitenin bir hastalığıdır. Yani sanatını satmayı düşünenden şüphe etmeliyiz.

İnşa Sanatı

Gerçek halk sanatçılarının büyük amaçları ve erişmek istediği farklı sonuçlar vardır. Örneğin popüler ve arabesk kültüre karşı toplumda duyarlılık ve mücadeleci bir insan yaratmak bunlardan biridir.

Popüler kültür(süzlük) ile yıllardır, tek tip insan dayatıldı; beyinler ve yürekler işgal altına alındı, herkes bunun etkisi altına alınarak çarpık sistem, normal yaşanabilir bir sistemmiş gibi gösterilmek istendi. İnsanların duyguları ile oynandı, ruhlar satın alındı. Buna karşı mevcut köle düzeninin dışına çıkmak şarttır. Özellikle Kapitalist Modernitenin sanatı kullanış tarzının dışına çıkmamız gerekiyor. Yoksa ona hizmet etmekten kurtulamayız.

Doğru gündem yaratmak ve kendi yarattığımız gündemi güçlendirmek, sanat alanında da yapılması gereken bir konudur. Parayı, popülizmi, bencilliklerimizi tartışıp aşalım ama Demokratik Moderniteyi ve onun sanatını nasıl somutlaştırabiliriz, demokratik özerkliğin kültürel boyutunu nasıl inşa edebiliriz, inkâra ve kültürel varlığımıza yapılan saldırılara nasıl yanıt olabiliriz. Bunları da masaya yatırmalıyız. En önemlisi de; toplumun özgürlük ve estetik inşasını nasıl gerçekleştirebiliriz. Bunun öncülüğünü nasıl yapacağız?

?Biz kültürel kimlik yaratmada öncü olacağız, bu inşaya sanatsal güç katacağız, müzik, resim, tiyatro, sinema ve edebiyat vb. alanlarında Kürt kültürünün özgür ifade tarzlarını yaratacağız, biz başta kendimiz de olmak üzere demokratik kültür ve sanat insanını yaratacağız demeli ve yaratmalıyız...?

 

Farklı Olmalıyız

Gençlik ve Kültür-sanat çalışanları, bu hareketten bir yaşam tarzı öğrendi ve farkını ortaya koyarak yaşamaya çalışıyor. Kendini gerçekleştirme çabası içinde; toplumun yaratıcılık rolünü sırtlamış, çalışıyor. Sanatçı, toplumun kültürünü yani yaşam ölçüsünü büyütmek ve güzelleştirmekle sorumludur. Varsın bazıları, burjuva salonlarda eğlencelik olarak, maddi dünya için bu uğraşı yapsın... Bunlara karşıyız ama karşı olmamız yetmez, bu 'sanat koruculuğuna' karşı, toplumun can esirgemezleri, serdengeçtileri olmalıyız. Toplumcu sanatçı bu sanatçıdır. Ulus-devlet ve devletçikler zaten toplum ve sanatçıyı kendine bağlıyor ve sıfırlıyor, soytarılaştırıyor. Devletin kölesi haline getirmek için sanatçıyı sanatçı olmaktan çıkarıyor. 

Gerçek bir halk sanatçısı olmak ancak demokratik özerk bir yaşamda, demokratik ulus anlayışı ve Demokratik Modernite zihniyeti ile olur. Başka sanatçılık bize göre olmaz. Son olarak kültür ve sanat emekçilerinin kültürel boyutun inşasında dikkat etmesi gerektiğini düşündüğüm bazı konulara değinerek bu yazıyı bitirmek istiyoruz.

 

Örgütlü Sanat

Özgür yaşam kültürünün örülmesi önemli bir konudur. Demokratik ulus ekolojik-örgütlü yaşam ile iç içe örülmesi, ulusal toplum olma için diğer halklara örnek yaratma için vazgeçilmezdir. Sanatçı kendi özgürlüğünün içinde yaşadığı toplumun özgürlüğü ile olan güçlü bağını görmezse toplumsallığa fazla gelmez. Toplumu özgür olmadan o sanatçı da özgür olamaz. Bu bağı görmek ve hissetmek önemlidir.

Özgür Kürt kültürü alternatif bir kültür olduğu için, Kapitalist Modernist yaşamda sürekli saldırıya uğrayan bir kültürdür. Kürt kültürünün bunca saldırıya uğraması onun toplum içinde yeniden ayağa kalkışını engelleme amaçlıdır. Bu saldırılar karşısında örgütlü olmak durumundayız.

Kürt kültürü kendine hastır. Elbette her halkın kültürü güzeldir. Ama Kürtleri diğer halklardan ayıran temel özellikler de vardır. En temel özelliği, orijinal halinin egemen sistem dışında olmasıdır. Orijinal Kürt kültürü zaman ve mekân itibarıyla tüm uygarlık kültürünün dayanağı olan kaynak kültürlerdendir, Kürt sanatçısı bu kültürden beslenmek zorundadır. Yoksa günümüzün kapitalist modernite eksenli yapay Kürt ulus devletinin kurbanı olması kaçınılmazdır. Demokratik sosyalist bir toplumun inşasına devrimci katılım sağlamak ancak yaşamda kültürel boyutu inşa etme gayesi ile olabilir. Kendi kültürüne uzak ya da onu zayıf geri görerek olamaz.

 

İstismarcıları Kürdistan'dan Kovalım

Diğer bir konu; Kürdistan'da din kültürüne bağlı olarak ciddi bir istismar var. Alevilere, Müslümanlara, Süryanilere, Êzîdîlere ya da çok daha farklı dini kesimlere yönelik bu yaranmacı ve kullanmacı yaklaşımları önlemek, bu alanda yürütülen kültürel sömürüyü deşifre etmek önemli olmaktadır. Dinlerin geleneksel direnişçi ruhunu yaşatmak; bunun içini boşaltanlara karşı devrimci bir ruhla çalışmaktan geçer. Dinin iktidara alet edilerek toplumcu özden koparılmasına ve Ortadoğu'da bu yolla sömürüyü derinleştiren sahte din anlayışlarına ve siyasetlere karşı toplumu uyarmak tüm kültür ve sanat emekçilerinin sorumluluğundadır. Bunu yapmayan böyle hassas bir konuda halkçı ve öncü bir tutum ortaya koymayan, 'kültürel sömürüye dur' demeyen bir sanatçıya demokratik özerkliğin kültürel boyutunun yaşamsallaştırılmasında fazla bir rol biçmemek daha doğru olur.

 

Kadın Kültür, Kültür Direnmek Demektir

Son olarak en önemli diyebileceğimiz bir konuyu dile getirmek istiyoruz. Toplumsal değerlerin temsilciliğini yapacak sanatçıların temel sanat kaynağı neolitik toplumdur demiştik. Neolitik toplum parçalanmamış, sınıflaşmamış toplumdur. Sanatın en önemli öğesi dil bu dönemde devrimsel gelişmeler yaşamıştır. Tarım, köy devrimi de aynı zamanda bir kültür devrimidir. Kadın orijinli bu kültürel yaşam tarzı anlaşılıp, günümüzde bu anlayışla pratikleştirilmeden, sanatsal bir yaratıcılığa kavuşamayız. Mevcut, var olanın tekrarını aşamayız. Tüm toplumsal ilişkilerin yapıcı, kültürel zemini bu ortamda yaratılmıştır. Önder APO?nun 'Kültür direnmek demektir' tespitinden yola çıkarak belirtebiliriz ki; neolitik dönem, yaşamak için kültürleşerek direnmenin geçerli olduğu kadın öncülüklü bir zamandır. Neolitik köy kültürünün, özgür yaşama kaynaklığı ise daha çok duygu ve düşüncedeki yanıyla ilgilidir.

Özgür yaşam daha çok manevi kültürü ifade eder. Bu manevi dünyanın bir maddi kültür temeli de vardır. Yaratım bu maddi kültür dünyasını geliştirir. Neolitikte özgür yaşam, kültürel alandaki değişim ve dönüşümün insan yüreğindeki sancısıdır. Toplumun özgür yaşam alanını adeta yeniden kurar ve inşa eder. Bu inşa kadın öncülüğünde bir inşadır. Günümüzde ise kadının bu öncülüğünü görmeden ve kadın özgürlüğü esas alınmadan yapılan kültür ve sanat çalışmaları hep eksik kalacaktır. Özgür yaşam kültürü ve sanatı üzerinde yoğunlaşmak, ona kafa yormak, özgürlük arayışımızı kadın yaşamı ve kültürü üzerinden yola çıkarmak, oldukça doğru ve hakikate uygun olacaktır.

Bugün ?Kürt sanatı ve estetiği? geleneksel Kürt sanatı ve estetiğinden, yani Kürt kimliğinden ve toplumsallığından koparıldığı için bu kadar elit bir pozisyona sokulabilmiştir. Açıktır ki, popüler kültür ve arabesk, Kürt toplumunun asimilasyonunda çok fena kullanılmıştır. Ezen-ezilen duygulanımının farksızlaştırıldığı, geleneksel değerler yerine geçici-modacı bir yaşam sunan, insanın ruhunda bir gerilime-çatışmaya yol açmayan, insanı özgürlük arayışlarından uzaklaştıran, sahte ve sanal olana bağlayan, mevcut egemen düzene uyumdan başka bir şey söylemeyen sanat, popüler sanattır. Yüzyıl öncesinin modası Türklükle, Kürt halkına düzene uyum ve efendilere hizmette sanata çok kötü roller oynatılmıştır. Dejenerasyon sadece müziğe değil, toplumsal kimlik ve tüm yaşam tarzına bir soykırım olarak uygulanmıştır. Kürt sanatındaki dengbêjlik ve danslar (govend) bugün ayakta kalmışsa çok şanslı olduğu için değil, kökü derinlerde ve kalıcı yaşam değerleri olduğu içindir. Kürt'e dair var olan her şeyi yok etmek isteyenler, Kürdün müziği ve govendini öldürememişlerdir. Direnen ve ayakta kalan bunlar olmuşlardır. Her şey teslim alınmak istenmiş olanların müziği ve govendi-halayı teslim olmamıştır. Teslim olmayan Kürt estetiğidir. Yitirilmek istenmiş fakat direnmiştir. Bu saldırılar altında bir büzülme yaşadığı gerçektir fakat öldürülememiştir. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde görüldüğü gibi oluşan özgürlük ortamlarında, bir çiçek tohumu gibi yeniden açılmış, serpilmiştir. Şehit Mizgîn ve şehit Sefkan arkadaşların mirası bu toplumsal gerçeğin kanıtıdır.

Kapitalist Modernite yeniden filizlenen bu toplumsal ve kimliksel kalkışın estetiğine karşı sessiz kalmamıştır. Tam tersine bu gerçeği hemen görmüş ve kendi tedbirlerini almaya çalışmış, çirkin planlarını uygulamaktan çekinmemiştir. 12 Eylül'le beraber Kürdistan'daki işkence ve katliamların boyutu tüm yaşama yöneliktir. İşkence hanelerde her türlü zorbalık yanında dayatılan egemen dil ve Avrupa modern burjuvazisinden derme çatma marşlar,  bunu ifade eder. Özgür Kürtlüğü terk ettirmek, onun dilini ve estetiğini de terk ettirtmeyi gerektirir. Bu zulme karşı zindanlarda direnen kültür olmuştur. Tarihi bir gelenek yeniden canlanmıştır. Zindanlarda direnen yoldaşların güzelliği, onların kendi öz tarihimize ve kültürümüze olan yaklaşımlarındandır. Toplumsallıkla kurdukları kopmaz bağdandır. Tarihsel arkadaşlığın gücündendir. Demirci Kawa destanının bugünkü anlatımı olduklarındandır. Kalıcıdırlar ve asla unutulmazlar.

Özgür yaşam estetiğinin, tarih ve kültürü yaşamaktan geçtiğini bilerek, tarihsizliğe ve kültürsüzlüğe bir tavır sahibi olmanın bilincine varmak! Tarihi ve kültürü doğru tanıyanlar, farkına varanlar; çelişkiyi daha derinden yaşar ve duyumsarlar. Sanatçılıkta budur! Derin bir çelişki yaşamayan yaratamaz. İstediği kadar bilgi sahibi olsun, diyalektik bir kavrayışa nail olmayan bilinçsizler, estetik yitimine gark olurlar. Anlam yaratan, zihniyet bulan, estetiği yeniden inşa edenler ise büyük marifet sahibi olarak, kalıcı eserler ortaya koyarlar. Biz güzeli kültürel olarak ele almak zorundayız. Kültürsüzlük, kendi kültürünü yaşamamak, başkalaşmak, asimilasyona uğramak güzellikten kopmaktır. Yanlış duygulanımın başlangıcıdır. 'Kirli aletlerle güzel iş yapılmaz' diye bir halk deyimi vardır. Kirlenmiş, bozulmuş bir ruhla hangi sanat ortaya çıkarılabilir ki? Biz bugün neden gerçek bir sanat ve sanatçıya kavuşamıyoruz sorusunun yanıtını burada arıyoruz. Bireycilik ayyuka çıkmışsa, toplumsallıktan kaçılmışsa orada güzellik yaratılamaz ki!  Tabiatına aykırı... Halk kültürü ve gelenekselliğinden kopuklar, tarihsiz ve başkaların gözleriyle yaşama bakanlar, bırakalım yaşama güzellik katmayı, yaşamın çirkini olmaktan kurtulamazlar.

İskender'in Anadolu ve Kürdistan'a gerişinde Gordion düğümünü kılıcıyla keserek 'çözmek' istediğinden bahsederler. Daha sonra ölüm döşeğinde bu yaptığının pişmanlığını da dile getirdiği belirtilir. Bunu şunun için anlatıyorum; Yunan biçimciliği ve objektivizmi bugün bütün Avrupa estetiğinin temelini oluşturuyor. İskender'in fark ettiği bizim 'zorla güzellik olmaz' halk deyiminde gizlidir. İskender'den binlerce yıl sonra bir kez daha Anadolu ve Kürdistan'a girenler asimilasyon ve soykırım tatbikatlarıyla ancak çirkinlik yaratabilirler. Tarihte olduğu gibi halk bunu kabul etmez, nitekim etmiyor da.

Kürdistan halkı, bugün sömürüye açık hale gelmenin, öz savunma ve yaşam değerlerinden koparılarak oluşturulduğunun farkındadır. Yaşam bir bütündür ve her alanda öz-savunma ihtiyaçtır. Bedeni korumak kadar ruhu da korumak gerekir. Ruhunu koruyamayanlar bedenini hiç koruyamazlar. İzzetinefsini korumak, insanın kendisine olan saygısını, öz-haysiyetini korumak önemlidir. Egemenlerin, kendisine saygısını yitirmişlere şeref bahşedilmez.

Hangi gözle bakalım ve yaşamın güzelliğini nasıl yaratalım? Nasıl bakmayacağımızı ve çirkinliğe batmamayı bilmek kadar, gönül gözünü yeniden inşa etmekte mühimdir. İnşa edilmiş bir başka başkalaşım modeli olan 'moda Türklük' bakışıyla yaşama bakmaktan vazgeçmek yetersiz kalır. Gerçi bu bakıştan kurtulmakta ciddi bir mücadeleyle olur. Çünkü hangi bakış bize aittir. Hangi bakış egemenlerin inşa ettiği bir bakıştır fazla bilincinde değiliz. Bu yüzden güzellik felsefemizi yeniden inşa etmek, güzelliğimize yeniden kavuşmak bizim için elzemdir. Çirkinliklerin kaynağını asimilasyon ve soykırım olarak görmek, kendi öz-toplumsal değerlerimizle buluşmak kaçınılmazdır. Kendi öz-yaşam estetiğimize ihanetten vazgeçmedikçe sevilecek bir insan olamayız.

 

Gençlik Kültür Akademileri

Akademileşme kavramı bu anlamda bizler için tartışılmak durumundadır. Kültür ve sanat hareketimize ve topluma değişim gücü verecek, zihinsel birikim sağlayacak bu mekânlar, bir idrak merkezi niteliğinde olup, dünyada olup bitenlere akıl erdireceğimiz, anlama yeteneği kazanacağımız ve anlayış yaratacağımız yerler olacaktır.

Bu akademilerde (oralarda yapılacak eğitimlerde), örgütün ve örgütlenmenin nasıl bir anlamı var ve kurumlarımız nasıl bir içeriğe kavuşmalıdır, sorularının yanıtlarına ulaşmak vazgeçilmezdir. Orta sınıfa teslim edilen, kültür ve sanat alanının yeniden kendine gelmesi için akademileşme olmazsa olmazdır. Kültürün asimilasyonu, basiretinin bağlanması, egemenlere peşkeş çekilmesine de böyle mani olabiliriz. Tarihte birçok örnekleri vardır; Zerdeşt?in ateşgehleri ve Mani?nin ışık bahçeleri, ege kıyılarındaki İyonların felsefe okulları, dağ yamaçlarındaki Hıristiyan manastırları, medreseler, devrimci özgür üniversiteler ve okullar bunlardandır. Frankfurt Okulu da modern zamanların bir modeli... Akademi binası-yapısı ancak maneviyatı inşa ederse anlamlı olur, yoksa en güzel semtte en lüks binada da olsanız pek anlamı yoktur. Tam tersine modern kapitalistler çoktan ispatladılar ki; plazalar-gökdelenler maneviyatın gömüldüğü mezarlıklardır. Bunun için iktidar alameti olan yükseklik aranmamalıdır. Bu akademilerde; hem kendimizin, hem halkımızın eğitimsizliğini gidermek, olumlu bir eylemlilik içine girmek, Kapitalist Modernitenin bireycilik, moda, tüketim, gösteri-Show, kendi içinde rekabet-husumet hastalıklarından kurtulmak zorundayız. Moderniteye bulaşmamak önemlidir. Tam tersine Modernizme alternatif ve eleştirisel bir yaklaşım göstermeliyiz. Dünyanın diğer akademilerinden temel farkımızda bu olacaktır. Orijinal, kendine özgü, sade bir tarzla demokrat bir havari ocağı, kültür ve ruh yaratma odağı olmalı, entelektüel ve zihinsel devrim merkezleri olarak ele alınmalıdır.

Akademileşmek zihniyete girmek, ruh kazanmaktır. Metafizikle fiziğin, sanatla-davranışın, ikide birliğin oluştuğu düşünme yöntemidir. Çekişme, çıkar, taklit gibi basit yaklaşımlardan uzaklaşarak, gerçeğin yolcusu olmaktır. Kültür ve sanat alanında da ideolojik tepeleri ve mevzileri tutarak yürütülen işgali sona erdirme mücadelesinde önemli görev ve çalışmalar akademi kadrolarını beklemektedir. Akademi, kurucu niteliği olan insandır. Bozulanı yapan, kuran?dır. Modern cansız bir hayata öykünmeden, orta sınıf kültür, siyaset ve sanat anlayışına her zaman ve her yer de tavır ve tutum sahibi olarak, toplumun neye ihtiyacı olduğunu bilen bir dervişlik makamıdır. Akademiler, bu anlayışla hem kendi içinde hem de diğer halklar içinde bir örgütlenme gücü açığa çıkararak, toplumda ahlaki bir bütünlük yaratmak ve beğeni ölçülerini yükseltmek için vazgeçilmezdir. Bu akademileşme çabasıyla kültür ve sanat çalışmalarını doğru temelde büyütmeliyiz.

Bugün, insana geçmişine boş ver, gününü yaşa diyen Kapitalist Modernite, sanat alanında da sadece eğlence kültürünü geliştirerek, pop ve arabesk kültür(süzlük) eliyle toplumu esir alan bir vicdansızlık durumudur. Kapitalizm kültürsüzlüğü, toplumun esir alınma işini sanata-spora gördürerek onları yozlaştırmak ister. Barlarda masalara meze olan sanatla, tekstil atölyelerinde pedallara bastıran sanatın kaderi arasındaki benzerlikte buradan kaynağını alır. Kapitalist modernite sanatla toplumu etkisi altında tutarak, herkesi payına razı etmek niyetindedir. Bu öyle yoğun bir bombardımandır ki, insanı düşünmekten alıkoyarak, kendini yormana gerek yok demektedir. Televizyonlar, sinemalar, tiyatrolar, konserler buna göre planlanır. İzleyeceğin muhteşem dizi, gideceğin seçkin film senin için önceden seyredilmiştir. Kapitalizm de; kültür ve sanata karşı olan bu yaklaşım ve yanlış anlayış insan varlığını bütünen sararak düşünmenin toplum için bir iş olmaktan çıkarılmasının bir sonucudur.

Kültürsüz toplum ve sanat olmaz demeliyiz. Devrimsiz de toplum ve sanat olmaz, ideolojisiz-örgütsüz de toplum ve sanat olmaz diyoruz. Sanat duygu dünyası yaratıyorsa, kimin duygusunun dünyasını yansıtacak, düşünce ve ifade özgürlüğü olmayan bir yerde sanat, estetik olur mu? Bir köle ne kadar güzel olabilir ki. Köleliğe karşı ciddi bir özgürlük mücadelesi vermeden, kafeste ki bülbüle bakıp da ?ah ne güzel ötüyorsun? diyemeyiz.

Egemenlere şunu haykıracağız; ?Kültürümü karartma, çarpıtma kendine benzetmeye çalışma! Ben sana benzemediğim için benim, bunu bil?. Unutmamalıyız ki; akademilerimiz kültürümüzün yeniden canlandırılmasının ışıklı özgürlük bahçeleridirler. Yeter ki toprağımızdan kopmayalım, sımsıkı tutunalım ve kök salalım. Bu tarih ve kültür bilincine sahip olalım ve soluklanmadan özgürlüğe koşalım. Tarih ve kültürümüzle buluşmak, yaşamı anlamak ve onu savaşarak kazanmak, var olmak ve özgürlüğümüzü sağlamak zorundayız. Tarihe ve kültürümüze karşı bir suç daha işlersek insanlık bizi asla affetmez...

 

 Her devrimci ve yurtsever genç sanatçı arkadaşın nerede olursa olsun kültürel perspektiflerimizi Önderlik savunmalarını esas alarak yaşama geçireceğini inanıyor, her alanda olduğu gibi kültür sanat alanında da başararak, halkımıza layık olacağını biliyoruz. Her arkadaşın düşüncesini, duygusunu, enerjisini, tecrübesini, emeğini katbekat arttırarak başarma temelinde katılacağına gönülden inanıyoruz. Bunun yolu da Önderliği 24 saat yaşama ve yaşatmadan geçer. Önderliğin direnişine en anlamlı cevap 24 saat Önderliği yaşamak, yaşatmak, Önderliğin ölçülerini eksiksiz uygulamak, kadroluğun ve yurtseverliğin devrim görevlerini zafer temelinde başarmaktır. Önderliğimize, şehitlerimize, halkımıza layık olmanın yolu böyle bir katılımdan geçmektedir.

 

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.