KUZEY KÜRDİSTAN?IN SOSYOLOJİK YAPISI_1

14 Nisan 2019 Pazar

Lozan?la birlikte Kürt ? Kürdistan tarihinde yeni bir sayfa açılır. Kürdün- Kürdistan?ın imha ve inkâr tarihi başlar. Bu uygulamalar Kürt toplumsallığının reddi demektir. Kürtlerin dili, tarihi, kültürü ve adı yasaklanır.

            Osmanlı Dönemi

Osmanlı İmparatorluğu, 16. Yy dan itibaren Kürdistan sınırlarına dayanmıştır. Bu yüzyılda Kürdistan üzerinde savaşan üç güç vardır. Güney Kürdistan?ı etkisi altına alan Mısır Memlük devleti, Kürdistan?ın büyük bir bölümü üzerinde hâkimiyet kuran İran Safevî devleti ve Kürdistan?da hâkimiyetini geliştirmek isteyen Osmanlı devleti. İpek ve baharat yollarının geçtiği Kürdistan, bu üç devlet için de stratejik bir öneme sahipti. Bundan dolayı da, bu üç devlet arasında Kürdistan üzerinde egemenlik kurma mücadelesi gelişir. Bu mücadelede Osmanlılar, Kürt beyliklerine görece özerklikler tanıyarak, onların büyük bir bölümünü yanlarına çekerler. Idris-i Bitlisi?nin de, Kürdistan?ın bu biçimde Osmanlıya bağlanmasında payı vardır. Kimi Kürt beylerini yanına alan Osmanlılar, bu egemenlik mücadelesinden galip çıkarlar. Bu güçler arasındaki savaşlar Kürdistan?da gerçekleştiği için, Kürdistan ekonomisi, coğrafyası talan edilirken, diğer yandan da Osmanlılarla İranlılar, Kürdistan?da Alevilik ? Sünnilik çelişkisini geliştirmeye ve bunu derinleştirmeye çalışmışlardır. Osmanlı ile Safevî devletinin Kürdistan üzerindeki egemenlik savaşı bundan sonraki süreçlerde de devam etmiştir. 1639 yılında yapılan Kasr-ı Şirin anlaşması ile bu iki devlet, Kürdistan?ı kendi aralarında paylaşmışlardır. Bu anlaşma ile Kürdistan ikiye bölünmüş, sosyolojik açıdan da Kürt toplumunun-toplumsallığının parçalanması, bu parçalanmanın giderek derinleşmesi ve bunun dil, kültür ve yaşamın diğer alanlarında da yansımasını bularak parçalı Kürt gerçekliğini açığa çıkarmasına neden olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu batı da işgal ettiği toprakları kaybetmeye başlayıp, zayıflama sürecine girince, 16. Yy?da kimi Kürt beyliklerine verdiği otonomiyi geri almaya başlar. Osmanlı, Kürdistan üzerindeki merkezi otoritesini güçlendirmeye, baskısını arttırmaya yönelir. Devasa ölçülere ulaşmış olan bürokrasi, saray ve savaş masraflarını Kürdistan?dan çıkarmaya çalışır. Adeta Kürdistan?ı yeniden sömürgeleştirir. 19. Yy?a gelindiğinde Kürt beylikleri yerel egemenlik haklarını ve çıkarlarını kaybederler. Bu dönemlerde artış gösteren Osmanlı baskısı ve zülmüne karşı isyanlar boyutlanır. 1806-1808 Baban, 1831-35 Rewanduz, 1842 Behdinan, 1842-48 Bedirhan Bey, 1856 Yezdan Şer, 1879 Bedirhanlılar, 1881 Şeyh Ubeydullah isyanları gerçekleşir. İsyanlar başarıya ulaşamaz. Osmanlı bu isyanları kanlı bir şekilde bastırmış, ardından sürgün ve göçertme politikalarını uygulamıştır.

Osmanlı, Kürt aşiretlerinden Hamidiye alayları kurarak, hem aşiretleri birbirlerine, hem de bu aşiretleri diğer halklara karşı kullanmaya çalışmıştır. Bu yolla hem Kürt toplumsallığını parçalamış, hem de diğer halklarla birlikte yaşama zeminini ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Osmanlı devleti bir yandan Kürt beyliklerini otadan kaldırmaya çalışırken, öte yandan bunların yerine şeyhlik kurumunu yerleştirmeye çalışmıştır. Şeyhlikle beraber tarikatlaşmayı da geliştirmiştir. Nakşilik gibi tarikatlar bu dönemde bölgede yaygınlaşıyor. Amaç, Kürt toplumsallığını daha da parçalayarak, Kürtleri din sömürüsü üzerinden daha fazla sisteme bağlamaktır. Osmanlı da, kendisinden önceki egemenler gibi, Kürdistan?da işbirlikçi bir kesim yaratmıştır. Kimi şeyhlerden, bazı aşiret reislerinden müteşekkil bir işbirlikçi sınıf oluşturarak kendi dayanağını ve hükmünü Kürdistan?da sürdürmeye çalışmıştır. Yine kendi dönem ideolojisi olan Osmanlıcılığı ve Sünni-İslam anlayışını Kürdistan?a da dayatarak, asimilasyonu geliştirmeye çalışmıştır. Bunu yaparken de işbirlikçi sınıf temel ayağı olmuştur. Özellikle Kürt kültürünün, çivisi çıkmış Osmanlı uygarlığıyla asimile edilmesi, bu sınıf üzerinden gelişmiştir.

 

 

Kuzey Kürdistan

I. Dünya savaşı sonucunda Osmanlı devletinin yıkılması ardından Anadolu?da gelişen M.Kemal önderlikli hareket zafer kazanarak T.C devleti kurulur. 1923 yılında imzalanan Lozan anlaşmasıyla Anadolu?da kurulan Türk devleti resmen tanınır. Fakat bu antlaşmayla Kürdistan bölgenin dört devleti (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) arasında paylaşılarak, dörde bölünür. Kürtlerin imha ve inkar süreci de başlatılmış olur. Lozan, Kürtler açısından tam bir yıkım ve kırımı başlatmanın anlaşmasıdır. Bu günkü Kürt trajedisini doğurmuştur. Ve günümüz Kürt sosyolojisini çözebilmek için, Lozan anlaşmasını anlamak ve çözümlemek gerekir. Evrensellikle bağını güçlü, doğru ve derinlikli kurmalıyız. Dönemin hegemonik güçlerinin emellerini, içinde bulundukları koşulları ve zamanın İdeolojik, politik, ekonomik, teknik,askeri, kültürel ve coğrafik konjonktürüyle birlikte, stratejik-politik amaçları ve hedefleriyle bağlantılı irdelemek elzemdir. Çünkü bu anlaşma Kürt sosyolojik gerçekliğini çok derinden etkileyerek, biçimlendirmiş, 20. Yüzyıldaki Kürt toplumsal gerçekliğini ortaya çıkarmıştır. Bu realite günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Lozan hem Kürtlerin ülkesini hem de toplumunu parçalamıştır. Kürt toplumsallığını parçalamakla, Kürt toplumsallığının gelişimini dumura uğratmıştır. Kürdistan ve Kürt halkının bu parçalı hali, sömürgeciliğin Kürdistan?da kurumlaşmasının önünü açmıştır. Sömürgeci güçler, Kürtleri eritmek için her türden soykırımcı ? asimilasyonist uygalamaları devreye sokmuşlardır. Bunları yaparken de meşruluklarını Lozana dayandırmışlardır.

Lozan?la birlikte Kürt ? Kürdistan tarihinde yeni bir sayfa açılır. Kürdün- Kürdistan?ın imha ve inkâr tarihi başlar. Bu uygulamalar Kürt toplumsallığının reddi demektir. Kürtlerin dili, tarihi, kültürü ve adı yasaklanır. Kürde ait ne varsa reddedilmeye başlanır. Kürtlerin en ufak hak talepleri şiddetle, kanla ve katliamla bastırılır. Soykırımcı politikalar gündelik yaşamın bir parçası haline getirilir. Kürtler kendi topraklarında parya konumuna çekilir. Sömürgecilik olabildiğince geliştirilir. Kürt toplumunun maddi ve manevi değerleri sömürüye tabi tutulur. Lozanla birlikte Kürdistan tarihinde, tahribatlı haldeki Kürt-Sosyolojisi çok yönlü darbelere tabi kılınır. Sosyolojideki olumlu gelenekler çarpıtılır. Sömürgeleştirilmiş toplum ? birey tipolojisi ve psikolojisiyle kendine yabancılaşma, kendi toplumsallığına sırt çevirme, parçalı duruş, parçacılık, parçalı kişilik gibi olgular öne çıkmaya başlar. Bunlar aslında Lozan?la başlayan sürecin, Kürt toplumunda yarattığı şekillenmedir. Yaralı Kürt yapısallığı ve kanayan anlamsallığı tasfiye edilirken, yerine sömürgeci güçlerin soykırımcı -asimilasyoncu kurum ve kuruluşlarıyla bencil-bireyci-aileci bakış açıları ikame edilir. İşbirlikçi yeni tabaka ve kuyrukçu katmanlar geliştirilir. Böylece Kürdistan?ın sosyolojik yapısı bozularak değiştirmeye çalışılır.

Lozan, her şeyden önce Kürtler açısından, Kürt hakikatini darbeleme projesidir. Çünkü hakikat bir  bütündür ve toplumsallıkla direkt bağlantılıdır. Dolayısıyla parçalanan toplumsallık, parçalanan hakikattır. Bu yönüyle Lozan, Kürt toplumsallığını parçalarken, aynı zaman da hakikatini de param-parça etmiştir.

Cumhuriyet İlanının Kürt Sosyolojisine Dönük Düşmanlığı

Cumhuriyet projesi, bir ulus devlet yaratma projesidir. Yeni kurulan Türk devleti, cumhuriyetin ilanı projesini geliştirirken, aynı zamanda bir ulus devlet yaratma niyetini açığa vurmuştur. Bu Lozan?ın bir devamıdır. Çünkü Lozan yeni ulus-devletler öngörüyordu. Bunlardan biri de yeni kurulan Türk Devletiydi. Avupa 19. Yy dan itibaren yoğun bir şekilde ulus devlet modeline geçmişti ve aynı modeli Ortadoğu?ya da taşırmak istiyordu. M.kemal ve ekibi de bu modelden etkilenmişlerdi. Ve böyle olunca da iş ilana kalmıştı. 1923 yılında cumhuriyetin ilanı yapılır. Aslında halkın böyle bir talebi yoktur. Bundan dolayı cumhuriyet tepeden getirilerek halklara dayatılır. M .Kemal ve ekibi, cumhuriyeti getirirken, Avrupa?nın en katı cumhuriyet örneği olan Fransa modelini getirirler. Ve Fransa örneğinde olduğu gibi jakobenist tarzda inşa etmeye çalışırlar. Ulus devlet, tekçilik uzerine kuruludur. Tek millet, tek dil, tek bayrak, tek vatan gibi olgulara dayanır ve kendi içerisindeki farklılıkları reddederek eritmeye çalışır.

Yeni Türk Devleti de, cumhuriyeti ilan ederken bu esaslar üzerinden hareket eder. İlanla beraber ulus devlet yaratma projesine girişir. Cumhuriyet başından beri, bu projenin uygulanmasının önünde Kürtleri bir engel olarak algılamıştır. Kürtlerin bölgenin yerleşik halkı olması, kalabalık bir nüfusu teşkil etmeleri, Kürt - Kürdistan olgusunun Kürt toplumunda yaralı da olsa canlılığını koruması gibi etkenler, Kürtlerin bu proje önünde engel olarak görülme nedenlerindendir. Tarihsel süreç içerisinde, diğer halklar ve etnik yapılar soykırımcı-asimilasyonist uygulamalarla bertaraf edilirken, Kürtler, Kurgusal-Türk ulus devletinin soykırım uygulamalarına rağmen varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Cumhuriyetin ilanı ile başlayan Kürt inkarına karşı, Kürtler de direnişe geçerler. İlk direniş 1925 te Şeyh Sait önderliğinde gelişir. T.C devleti direnişi katliamla bastırır. Şeyh Sait ile beraber direnişte öne çıkan bütün şahsiyetleri idam êder. Sömürgeci güçler, bu direnişi kendilerine gerekçe yaparak, Kürtleri soykırım cenderesinden geçirip kalanları ise, asimile etmek için, bu dönemde, Takrir-i sükûn, Şark ıslahat planı, İstiklal mahkemeleri gibi faşizan uygulamaları devreye koyar. Kürt illerinden yoğun bir nüfus, Orta Anadolu içlerine sürgün edilir. Göçertme ve sürgünle hedeflenen amaç ise, Kuzey Kürdistan?ın demografik yapısını değiştirmek, Kürtleri ülkesinden, toprağından kopartıp, yad ellerde daha hızlı asimile etmektir. Bu dönemde Kürtçe yasağı getirilerek, çarşıda, pazarda, sokakta Kürtçe konuşana idari ve para cezası uygulanır. İstiklal mahkemeleri eliyle yoğun bir tutuklama furyası başlatılır. Kürt illerinde sıkıyönetim ilan edilerek Kürtler zapturapt altına alınmaya çalışılır. Bu ve buna benzer kültürel soykırımcı uygulamalar sistematik hale getirilerek, günümüze kadar Türk egemenlerinin Kürtleri asimile ederek Kürt toplumsallığını dağıtmak için sık başvurdukları uygulamalar haline gelmiştir.

Ulus devlet sömürgeciliğine karşı, 1926 yılında İhsan Nuri ve Braye Hesko Teli önderliğinde Ağrı isyanı gelişir. Direniş geniş bir alana yayılır ve dört yıl sürer. Sömürgeci T.C devleti İran?ın da desteğini alarak, haklı ve meşru bir başkaldırıyı kanlı bir şekilde bastırır. Binlerce Kürt katledilirken, onbinlercesi de Batı bölgelerine sürgün edilir.

Ulus devlet yaratmak için Kürt toplumsallığını tasfiye etmeyi önüne hedef koymuş olan kemalist zihniyet, Dersim?i ulus devlet önünde bir çıban başı olarak görür. Bunun sonucunda, Dersim?deki Kürt-Alevi toplumsallığını dağıtmak için Dersim?i kuşatıp harekete geçer. Bu durum karşısında 1938?de Seyit Rıza önderliğinde meşru temel de öz-savunma direnişi gelişir. Bu direniş de bütün onursal görkemliliğine rağmen katliamlarla bastırılır. Kemalist zihniyet, Dersim?de tam bir vahşet uygular. Direniş önderlerini idam ederken, çoluk-çocuk, hasta-yaşlı demeden onbinlerce Kürd?ü katleder. Geri kalanların binlercesini de Türkiye?nin dört bir yanına savurur.

Kemalist sömürgecilik, Kürt direnişlerini bastırdıktan sonra Kürdistan?da her türden kültürel-soykırımcı uygulamaları devreye sokar. Hedeflenen amaç, Kürt ? Kürdistan toplumsallğını tasfiye edip, Kurgusal-Türklüğün ulus devlet inşasını tamamlamaktır. Bu kapsamda, Kürt ve Kürtlükle ilgili ne varsa hepsini yasaklar. Kürt dili üzerindeki yasağı derinleştirirken, bunun yanında ?Vatandaş Türkçe konuş, çok konuş? kampanyaları düzenler. Kürt yerleşim birimlerinin otantik (Kürtçe) adlarını yasaklayarak, yerlerine Türkçe isimler verir. Asimilasyonu bütün Kürt toplumuna yaymak ve daha köklü sonuç almak için Kürdistan?da yatılı bölge okullarını, köy enstitülerini, Kurgusal-Türklüğe dayalı Halk evlerini, Türkçe öğrenme kurslarını geliştirir. Yine bu minvalde Kürt diye bir olgunun olmadığını, Kürtlerin Orta Asya?da Türklerin bir kolu olduğunu, dağlarda yürürken kart-kurt seslerini çıkardıkları, bundan dolayı Kürt denildiği, aslında Kürtler Türktür gibi akla ve vicdana aykırı teoriler geliştirilerek Kürt gerçekliğinin inkarı teorize edilmiştir. Ve bu durum, tüm şiddet araçlarıyla ve zorla Kürtlere kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Asimilasyon bir toplumu kendine yabancılaştırma, kendi toplumsallığından uzaklaştırma, kendi gerçekliğini inkar etme noktasına getirme yöntemidir. Kurgusal-Türklüğe dayalı Ulus devlet anlayışının süreklilik içinde ve geliştirerek başvurduğu bir yöntemdir. Asimilasyon politikalarının temel amacı, hedeflediği toplumu tasfiye etmektir ve bunu yaparken de o toplumun yapısallığını dağıtmaya yönelir. Yapı dağılınca, tasfiye kolay gerçekleşir. Kemalist sistem de Kürdistan?da asimilasyonu geliştirirken onun için en çok Kürt yapısallığını dağıtmayı hedeflemiştir. Kürt Sosoyolojisinin varlık olgularını ifade êden gelenek ve göreneklerin toplamı olan yapısallıklar, böylece tasfiye edilmek istenmiştir. Çünkü Kürt toplumunun sosyolojik gerçekliği gücünü ve önemini köklerinden almaktadır. Onbinlerce yıllık klan-kabile olgusuna dayanır. Bu olgunun özellikleri insani ve demokratiktir. Eşitlikçi-komünal karakterlidir. Meşru savunma temelli özsavunma amaçlıdır. Toplumsallık onun yapısallığıdır. Sevgi ve saygı onun yaşam coşkusudur. Özgürlük onun cevheridir. Bu öz yok edilmeden Kapitalist-Modernitenin küreselleşme ve bekası mümkün değildir. Onun için Kürt sosyolojisi parçalanmalı ve değerleriyle birlikte yok edilmelidir. Onun gelenek ve görenekleri bir daha filizlenip dirilmeyecek şekilde toprağın derinliklerine gömülmelidir.

Burada amansız bir öfke ve saldırı söz konusudur. Çünkü Kürt Sosyolojisine dönük, sermaye ve iktidar odaklarının derin ve uzlaşmaz düşmanlığı kin ve nefretle bilenmiştir. Bunun somut izahına dönük bir örnek sunalım. Kuzey Kürdistan?da yaşanan Ağrı katliamı sonrası, TC Ordusu Ağrı dağına sembolik bir mezar yapıp üstüne ?Kürdistan burada meftundur? diye yazmasının anlamı neyle izah edilebilir. İşte bu tablo ve zihniyet sermaye odaklarının, bölge egemenlerinin ve hegemonik güçlerin Kürt sosyolojisine yaklaşımlarının tanımı ve anlamıdır. Kürt ve Kürdistan?ı ele alışları da bu temeldedir. Ne pahasına olursa olsun Kürt sosyolojisi imha edilmelidir. Bu uğurda yapılması gereken ne varsa hayata geçirilmelidir. ?Amaca varmak için her yol mübahtır? söylevi esas alınmıştır. Bu günde bu zihniyet ve söylev yüksek sesle çınlayıp, çılgınlıklar sergilemektedir.

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.