KÜRT TOPLUMUNUN KENDİ HAKİKATLERİYLE BULUŞMASI ve KÜRT TOPLUMUNDA OLUŞAN YENİ AHLAKİ ve MORAL DEĞERLERİ_2

03 Haziran 2019 Pazartesi

Eskiden Kürtlerin neden ortak bir dili yok denilip bu Kürt halkının geri kalmışlığına, ulus olmamasına bağlanır ve tez elden standart bir dil yaratalım denilirdi. Artık bunun da tam tersi olduğunu biliyoruz. Kürt halkının yaşam ve kültürel zenginliği...

Önderlik paradigmasına kadar da Kürdistan'daki direnişler hep devletçi uygarlık aklı ile ele alınmıştı. Bunun için Kürtler hep direnmiş ama kazanmamış denilirdi. Bu olup bitenleri doğru açıklayan bir görüş değildir. Kazanmamış denilen şey devlet kurmamaktır. Şimdi daha iyi biliyoruz ki Kürtlerin genlerinde devlet kurmak değil devlet yıkmak vardır. Kaldı ki Kürt ana ve atalarının kurduğu devletler hiç de az değildir. Hatta dünyada ilk ve son tüm uygarlık alanlarını ele geçirenler (Med-Pers) de olmuşlar. Fakat toplumsal kanunlarında demokratik uygarlık olduğu için devlet kurduklarında ya da devlet kurmaya çalıştıklarında kendileri olmaktan çıkmış başka bir şeye benzemişler. İşte Kürtler?de devlete heveslenen egemenler ile demokratik uygarlık temsili olan halk Kürt?lüğü arasındaki derin farklılığın nedeni budur. Hiç bir toplumda egemenler Kürtler?deki kadar halkına yabancı ve halkını kötü kullanan olmamıştır. Bunu izahat ve ispat için çok detaya gerek yoktur. Türk ya da Arap egemenlerinin ?Kerkük bizimdir? iddiaları ile Mesut Barzani?nin suyun öbür tarafındaki akrabaları olan Rojava?lılara destek verip devrim yaptırıp Kürtleri birleştirmek yerine, hendeklerle kuşatıp boğmak istemesini birbiriyle mukayese etmek meramımızı anlamak isteyenler için yeterlidir. Kürtlerin tarihleri ile buluşması, kendilerinin neden bıkıp usanmadan direndiklerini ve direnişlerle ne kazandıklarını da öğretmiştir. Aynı biçimde Kürt ihanetinin de nedenlerini ve karakterini anlamaları bilincini derinleştirmiştir. Kürtler günümüzde beş bin yılık tarihleri içinde yaşadıklarına tatmin olacak kadar cevaplar bulmuştur. İbrahim ve Zerdüşt ile kıyasladığımız realite budur. Bu durum büyük sırrın aydınlanması, şifrelerin çözülmesi olayıdır. Bir halk kendisini meşgul eden tüm sorulara cevaplar bulmuşsa yapacaklarının yarısını yapmıştır. Artık neden ve niçin direndiğini, kendi içinden neden bu kadar çok hainin çıktığına verecek cevaplara sahiptir. Özcesi Kürtler kendileri kadar hainlerini de artık çok iyi tanımaktadır.

Kürtlerin kendi tarihleri ile buluşması hep merak edilmiş ama bir türlü yanıtlanmamış daha birçok soruyu da yanıtlamıştır. Örneğin çok direnmelerine rağmen şimdiye kadar neden istedikleri gibi kazanamadıklarının cevabı da verilmiştir. Dış bir egemenin Kürtleri tümüyle ele geçirmesi mümkün değildir. Aslında halk olarak Kürtlerin kültür ve kişilik anlamında sömürgecilerin saldırıları ile tümüyle yenilmesi ya da tasfiye edilmesi asla gerçekleşmeyecektir. Kürtlerin yok edilmesi ve tasfiyesi demokratik uygarlık değerlerinin tasfiyesi ve yok edilmesi anlamına gelecektir. Kürtlük denilen etnik olguda böyle bir özellik vardır. Bu başta beraber yaşadıkları halkların devrimci ve ilericileri olmak üzere genelde henüz yeterince anlaşılmamıştır. Fakat beş bin yılık tarihin tüm saldırganları ve istilacıları için kullanabileceğimiz sömürgeciler bu gerçekliği bilince çıkarmamış olsalar da hissetmişler. Gerçekten de Kürt halk tarihi okunduğunda sömürgecilerin bunu kısmen bildiklerini veya hissettiklerini anlıyoruz. Devletçi uygarlık tarihinde Kürtlerin diğer halklardan farklı yer aldığını hemen her dönemin saldırganlarınca tümüyle kötü gösterilmiş olmalarının bundan kaynaklandığını belirtebiliriz. En son faşist Erdoğan ?teröristler on, on beş çocuk yapıyorlar? diyerek egemenlerin gözünde tüm Kürtlerin nasıl göründüğünü çok açık ifade etti. Sümer yazıtlarında ?saldırgan vahşiler, tüm kötülüklerin kaynağı yerli dağlılar, tek tanrılı dinlerde cin soylular, tanrının kendilerine iyilik bahşetmedikleri, kapitalist uygarlık döneminde de kanun dışı teröristler? olarak saldırılara maruz kalmışlar. Bir halk bir bütün neden düşman görülürün cevabı yukarıda da belirttiğimiz gibi tarihin diğer tarafında yer almasından ötürüdür. Bu durum, sömürgecilerin Kürtlerle savaşında Kürtler içinden hain devşirerek sonuç almak istemlerine götürmüştür. Savaşta yenmek sadece teslim almak değildir. Zaten Kürtler hiç bir zaman böyle yenilmemişler. Savaş ve mücadelede asıl yenilgi yenilenin yenene benzemesidir. Bu nihai zaferdir. Şimdiye kadar hiç bir güç Kürtler karşısında nihai zafer kazanmadı. Bundan sonra da kazanamayacak. Egemenler egemenliklerini bu kadar köklü tehdit eden bir halkı ve kültürü tümüyle yenebilmek için ancak onun içinden, biçimde onlara benzeyen ancak özde kendileri gibi olan hainleri çıkarma yöntemine sıkça başvurmaya götürmüştür. Kürtlerle kapitalist uygarlık güçleri arasındaki mücadeleyi ve bu mücadeleyi sistem adına yürüten Türk egemenlerin Kürt düşmanlığını bir de bu açıdan ele almayı gerektirir. Zaten kültürel soykırım dediğimiz şey Kürtleri Kürt olmaktan çıkarmak değil midir? Ve bu saldırı kapitalist ulus devlet döneminin temel saldırı biçimi değil midir? İşte bunun nedeni Kürtlere karşı uygarlık güçlerinin verdiği savaşın karakterinden kaynaklanmaktadır. Dikkat edilirse fiziki olarak yok etmiyor ya da edemiyor ancak kültürel olarak dil yasağında da görüldüğü gibi hayvanlara reva görülmeyeni Kürtlere yapmaya çalışıyorlar. Kürtlerden hain devşirmenin egemenlerce çok önemsenmesinin temel nedeni anlatmaya çalıştığımız bu diyalektikten kaynaklıdır. İşte Kürtlerin tarihleri ile buluşmalarından öğrendikleri bu gerçeklik istedikleri gibi kazanabilmeleri için hainlerle yeni bir mücadele geliştirmeleri gerektiğini söyler. Çağımızın küreselleşme çağı olması, baş düşmanın kullandığı Türklük olgusunun yapay, zayıf ve bu topraklara yabancı olması gibi nedenler Kürt hainlerinin de karakter değiştirmesine neden olmuştur. Örneğin; siyasetten uluslararası çalışan Barzani gibi hainleri yanında, kültürel ve yaşamsal olarak hainlik yapanları da vardır. Kürt olduğunu söyleyen birçok sanatçı, aydın, yazar ve medya kurumunun Kürt kültürüne karşı saldırılarının yarattığı tehlike askeri ve siyasi hainlerin saldırılarından az tehlikeli değildir. Kürtlerin bilinç olarak buluştuğu bir diğer tarihsel gerçeklik budur.

Eskiden Kürtlerin neden ortak bir dili yok denilip bu Kürt halkının geri kalmışlığına, ulus olmamasına bağlanır ve tez elden standart bir dil yaratalım denilirdi. Artık bunun da tam tersi olduğunu biliyoruz. Kürt halkının yaşam ve kültürel zenginliği de tartışma götürmez bir açıklıkta oraya konulmuştur. Kürtçe lehçelerin her biri ayrı bir dil kadar zengindir. Bunun anlamı Kürt zihniyetinin derin tarihsel köklere sahip olması ve bunun getirdiği zenginliktir. Kürt çocuklarının sömürgeci okullara gitmeyinceye kadar ki zekiliği akıl dolu güzelliklerinin sırrı işte bu dil zenginliğinden ötürüdür. Bilim kelimesinin ?Zendık? adından, felsefenin Avesta dilindeki ?Zîznas? kavramının tercümesinden din kavramının yine Avesta dilindeki ?dean? kelimesinin kendisinden türetilmesi ve daha birçok kavramın orijinali Kürtçe kelimeler olması Kürtçenin ve Kürt kültürünün kökenliliğine canlı şahitlerdir. Yaşamın her nesnesine birden çok isim, her duygu ve ruh haline anlam veren kelimelere sahip bir halk en zengin ve gelişkin halktır. Bunu Kürt yaşamındaki davranış zenginliğinde basit bir gözlemle görmek zor değildir. Yaşam biraz da davranış sahibi olmaktır. Her alanın kendine has govendlerini de buna eklersek Kürt halkı halk içinde halk, ülkeleri Kürdistan da ülke içinde ülkedir. Tüm bunları şunun için bilmek ve anlamlandırmak gerekir; yüzlerce yıldır saldırı altında olduğu halde günümüzde başta Türkler olmak üzere bölgedeki kimi diğer halklardan neden kültürel olarak daha zengin ve kendine güvenen bir havası vardır? Kürtlerin ?Xwebun? yoluna girmiş olmalarından öğrendiğimiz ve moral aldığımız bir diğer buluşmasıysa bu alana giren değerleri tanıyarak yaşamak ve yaşatmak için verilen mücadelenin ortaya çıkardıkları sonuçlardır.

Geçmişte tam bir yara gibi Kürtlerde kanamalara yol açan aşiretsel bağlar, yöresel kültürler ve inançsal farklılıklar demokratik modernite bakış açsıyla ele alınmaya başladıktan sonra halkımızın kendi geçmişi ile doğru buluşmasına hizmet eden zenginlikler olarak geri dönmüş çok büyük kazanımlara dönüşmüştür. Kürtler aşiretlerine sosyolojik ve tarihsel yöntemle bakıldığında Kürtlerin nelerle karşılaştığı ve ne tür zorluklar yaşadığını ve aynı zamanda ne yaman direnişçiler olduğunu görüyoruz. İnanç farklılıklarına bakıldığında da geçmiş hafızası ve Ortadoğu'da neler yaşandığı ve kimlerle ne tür ilişkiler geliştirdiğini anlıyoruz. Ortadoğu kaynaklı tüm inançların bir biçimde temsili Kürdistan?lılar arasında vardır. Geçmiş inançlarını tümüyle terk etmemiş bu alanda da tarihini günümüze getirmiş Ortadoğu'nun tek halkıdır. Bu alandaki kültüre de günümüzün liberal veya kaba Marksist yaklaşımlarının dışında yaklaştığımızda bir bütün insanlığın şifrelerini okuruz. Başta Zerdüştiler, Raheq-Aleviler, Ehli heq-Yarsanlar ve Ezidîler olmak üzere semavi dinlerin Kürtler içindeki kültürü Ortadoğu tarihinin son dört bin yılını anlamamız için müthiş bir hazine sunmaktadır. İnançların anlattığı mucizeler, kerametler, sırlar, kıssalar, ibadet kelamları, dua ve yakarışlar, sevinç ve bayramlar neyi anlatır bize? Kürtler kendileri ile barıştıkça geçmişten günümüze getirdikleri bu hazinelerini daha iyi tanıyacak başta kendileri için olmak üzere tüm halklara hizmet olarak sunacak duruma da gelmiştir. Kürtlerde bu alanda da giderek büyümekte olan umutlar yeşermektedir. Yok olmanın eşiğine gelen Ezidîlik ve Aleviliğin yeniden canlanması, Müslümanların bile küfretmeye başladığı İslam dinine, demokratik İslam değerleri yeniden ahlaki ruh kazandırma çaba ve arayışlarının hepsi Kürt halkını çağdaş demokratik uygarlık direnişi ve yaratıcılığını konuşturmasıdır.

Kürtlerin demokratik modernite halkı olmasının, en çarpıcı değerleri kadın ve kadın etrafındaki kültüründe mevcuttur. Bilindiği gibi, bilimsel düşünce çağındaki hemen hemen her düşünce toplumların gelişmişlik ve modernlik düzeyini kadınların toplumsal yaşamdaki yerine bağlamıştır. Sosyalist ideoloji toplum özgürlüğünü kadına bağlamıştır. Kapitalist uygarlığın kendinden razı havalarına, ilericiliğine ve modernliğine halk tabiri ile laf söyletmeyen devletlerdeki ile Kürdistan toplumundaki kadın mukayese edilirse hemen herkesi hayretlere götüren sonuçlarla karşılaşılacağı kesindir. Adı ve kimliği olmayan varlığı ?terörist? kabul edilen bir halkın kadınları, dünyanın en canlı, en arayışçı ve mücadeleci kadınları olduğunu art niyetliler dışında herkes kabul etmiştir. Bu farklılığın birde yaşamın fiziki koşulları anlamında en zor alanı olan gerillada ortaya çıkan sonuçlardan doğuyor olması kimilerinin akıllarına durgunluk vermiştir. Kürtler halk olarak en çok kadınları ile dikkat çekmektedir. Kendi içinde sömürgecilerin baskılarından kaynaklı oldukça hırpalanmış bir halk olan Kürt toplumunda erkeklerinden daha çok kadınlarında köklü bir değişimin yaşanmış ve yaşanıyor olmasının da bir sırrı olmalıdır. İşte Kürtlerin Apocu mücadele ile kavradıkları bir diğer kültürel ve kimliksel değeri de budur. Kürt kadınının neden geçmişinde ısrar ettiği, kültürel olarak neden çok zengin bir tabiata ve estetiğe sahip olduğunu da artık biliyoruz. Sadece Kürt kadınlarının kıyafetlerine bakılarak ayrı bir halk ve toplum tanımlaması yapmak mümkündür. Bu zenginliğin sürekli saldırı altında olduğunu ve anadil yasakları ile zirve yaptığını da biliyoruz. Kürtçe yasağı en başta Kürt kadınana saldırıdır. Bu noktaya kadar vardırılmış saldırılara rağmen Zilan?laşan ve Delal?leşen kadının gücünün de Kürt halk gerçekliğindeki kodlarında saklı olduğu gerçeği açığa çıkmıştır. Kürt kültür ve toplum kodlarında, kendine has orijinal ve asil bir takım değerler olmamış olsaydı bu gelişmeler bu kadar çarpıcı olmazdı. Ancak şunu da hemen belirtmek isteriz ki, geçmişin yaşanmış büyük gücüne ve somutluğuna rağmen güncel dil yaratılmadan bu geçmiş anı olmaktan başka anlama gelmez. İşte Apocu?luk geçmişi anı olmaktan çıkarmış bugünü geçmişle buluşturarak yeniden yeşertmiştir. Geçmişi üzerinden yeniden yeşeren temel değerse, Kürt kadın gerçeğidir. Burada dar bir anlam yükleyerek Kürt kadınının sadece cins olarak kadın anlamında anlaşılmaması önem arz etmektedir. Kürt kadını Kürt toplumu ve Kürt halk değerlerinin orijinal olanların kendisidir. Tarihi ile PKK-PAJK çizgisinde buluşmuş Apocu kadın, geçmiş değerleri ve kimliği ile buluşmuş Kürtlüktür. Kürt halkı da bunu böyle bildiği ve hissettiği içindir ki, daha önce namus adı altında eve hapsettiği kadınlarının dağ başlarında savaşmalarından gurur duymaktadır. Onları kurtarıcıları olarak bilmekte ve adlarına yemin etmektedir. Kürtlerin kazandığı en büyük moral değerin bu olduğuna şüphe yoktur. Bu buluşma kesin zafer buluşmasıdır.

Geçmişte kabile kabile direnen Kürtler, mevcutta onlarca kurum ve kuruluş, örgüt ve parti biçiminde savaşmaktadır. Geçmişin kabile çokluğu örgüt çokluğuna dönüşmüş gibidir. Geçmiş direnişler varlıklarını sürdürmelerine yetmiş ama kurtuluşa yetmemiştir. Tarihten çıkarılması gereken temel ders bu defa ki direnişin kurtuluşu sağlamasının yol ve yöntemlerini bulmasını sağlamaktan geçer. Geçmişte onca direnişin istenen başarıları getirmemesinin temel nedenlerinden biri de direnen güçlerin odaklanmaması, güçlerini birleştirmemesi ve dağınık kalmasıydı. Bu defa bu yapılmayacaktır. Komplo ile bir de bu yaratılmak istemişti. Komplonun boşa çıkarılmış olması Kürtlerin artık her türlü koşul altında mücadele edeceklerini hem de birliklerini koruyarak bunu yapacaklarını göstermiştir. Her isyan ve direnişten sonra liderlerinin alı konulması ve tasfiye edilmesi düşmanlarının temel yöntemleri olmuştu. Çünkü bu yolla irade kırılıp Kürtler dağıtılır ve teslim alınırdı. Önderlik mucizesi bunun da önünü almıştır. Önderlik deyimi ile Kürtlere ters işleyen beş bin yılık devletçi uygarlık tarihi bundan böyle Kürtlerin çıkarlarına göre işleyecek bir rotaya girmiştir. Yeter ki Kürtler girdikleri Apocu yoldan çıkmasınlar.

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.