ÖZGÜR AHLÂK NİTELİĞİ EN GÜÇLÜ DİN; ZERDÜŞTLÜK

27 Haziran 2019 Perşembe

Zerdüşt peygamberin Semitik kültürden gelen peygamberlerden farkı, kendi toplumu içindeki eski tanrı ve tanrıçaların isimlerini ve varlıksal anlamlarını tümden reddetmek yerine onları koşullara göre yeniden ihya etmiş olmasıdır. Bu özellik Zerdüştlüğün demokratik eşitlikçi yanını temsil eder.




Tarım ve hayvancılık yerleşik yaşama paralel gelişmiş toplumsallığın temel üretim biçimi ve tek beslenme kaynağıdır. Tarım ve hayvancılık yapmamak kendini baştan açlığa mahkum etmektir. Önderlik Urfa Savunmasında ?Kutsallık kelimesi Sümerce ?kauta?dan gelmekte ve ?gıda? anlamına karşılık düşmektedir. Gıda da tarımdan ve hayvancılıktan elde edilen, yararlı olan her şeydir. Gıda, insanlığın başlangıcında hep büyüleyici gelmiştir. Çünkü insanlık onunla yaşamını devam ettirmektedir. Yaşamdan daha değerli bir nesne olmadığına göre, onu mümkün kılan gıdadan daha değerli bir nesne de olamaz. Tüm insanlık için en büyük değerlilik arz eden her şey yüceltilmekte, tabulaştırılmakta ve ilahlaştırılmakta, yani kutsallaştırılmaktadır. Kutsallık, insanlığı sürdüren en önemli şeylere ve nesnelere yakıştırılan kimlik olmaktadır. İnsanlığın sürdürülmesinde gıda en değerli nesne olduğuna göre, kutsallığın ta kendisi olarak algılanması son derece anlaşılır bir husustur.? Tespitinde bulunmaktadır. Toplumsal var oluşun  bu temel kanundandır ki tarım ve hayvancılığın geliştiği coğrafyalar, gıdanın en çok ve rahat elde edildiği, beslenmenin en iyi olduğu alanlar olmuş bu da kutsallığın hem en güçlü hem de en zengin kültür olarak başlayıp geliştiği yerler olmuştur. Tarih bu diyalektiğin en iyi işlediği alanın Kürdistan merkezli Mezopotamya olduğundan emindir. 


Aryenik inanç sistemi, üzerinde şekillendiği doğanın zenginlikleriyle doğrudan bağlantılı kimlik kazanmıştır. Bu inanç kolunun diğer çarpıcı özelliği ilk kutsallaştırılan varlıkların sembolünün kadın ağırlıklı olmasıdır. Eski kaynak ve kayıtlarda örnekleri bolca olan bu karakteri Aryen inancının özgün yanını oluşturmada en önemli yaratımıdır. Bu inanç sisteminin tanrıçalarla başlayan serüveni, tek bir varlık ve onu tamamlayan yada çepeçevre saran diğer kutsal varlıkların toplamından oluşan inanç aşamasıyla daha da özgünleşmiş görünmektedir. İnanç kültürüne damgasını vuran kutsal varlıkların çokluğu ilkesi, üzerinden binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen bugünde farklı biçimlerde yaşanmaktadır. Örneğin temel ve orijinal bir kültür kolu olan Semitik inanç sisteminin semavi geleneğinde bugün Allah dışında her hangi bir varlığa yemin etmek günah sayılıyorken, Aryen kültür içinde şekillenmiş etnisitelerde,  Müslüman da olsa ekmeğe, sofraya, güneşe, ocağa, dağa, taşa, mabede vb... yemin etmeye devam edilmektedir.

Kuşkusuz ki kabilenin temel toplumsal form olduğu dönemlerde çok tanrılı inanç evrensel bir kültür olarak hemen her yerde vardı. Ancak iyi araştırıldığında da görülecektir ki çok tanrılı dönemde kutsal varlıkları en çok olan ve en önemlisi de bu kültürü halende sürdüren olmak ağırlıkta Aryen kültür kodlarını taşıyan toplumlara hastır. Kadim inanç kültürünün esaslarını bozmadan binlerce yıl sonra dahi sürdürüyor olmak hem inancın yaşamla bağının doğruya çok yakın kurulmuş olduğunu hem de bu doğrunun ?en iyi düşünen, söyleyen ve yapan, en iyi akıl?ın ürünü olduğunu gösterir. 

Aryen inanç sistemi  hakkında yapılmış araştırmaların ortaklaştığı temel noktaların başında Zerdüşt dininin bu inanç sisteminin en stratejik aşamasını temsil ettiğidir. Bu stratejik rol hem öncesi inançlarla kurduğu ilişki biçiminden hem sonrasında gelen inançlar için oynadığı rolden ötürüdür. Öncesindeki inançları geleceğe taşıyarak kalıcılaştırmış, kendisinden sonra gelenler içinse çok sağlam bir yol ve yöntem bırakmıştır. Bu yanıyla Zerdüşti din, geçmiş ile geleceği birlikte yaşayan bir özellik gösterir. Aynı zamanda inancı ilk defa felsefik ve ahlaki bir mantıkla formüle etme ayrıcalığına da sahiptir. 

Her din ve inanç gibi Zerdüştlüğü de yaşadığı dönemin kültürel, sosyal, siyasal, askeri ve ekonomik koşullarını göz önünde bulundurarak yorumlamak doğru yöntem olacaktır. Sadece dinler değil tüm fikir hareketleri, içinde yaşadıkları ve doğup büyüdükleri koşullara bağlı gelişir kültürleşirler. Toplum ve coğrafya ilişkisini de buna eklediğimizde ele alacağımız tarihsel süreç daha gerçekçi anlaşılmış olacaktır. Zerdüşt?ün yaşadığı kabul edilen dönem MÖ 1000 veya az sonrasıdır. Bu dönem Mezopotamya'da Asur imparatorluğunun hakim olduğu ve komşularına peş peşe işgal ve talan seferlerini düzenlediği tarihtir. Araştırmalar başlayan demir çağının ihtiyaçlarını karşılamak için Asurluların Kafkasya?ya kadar işgal ve talan operasyonları düzenlediğini, Bakur Kürdistan hattında Urartulularca engellendikleri için yönlerini Zagros dağlarından  bugün ki İran'a doğru çevirdiklerini göstermektedir. Araştırmaların gösterdiği bir diğer çarpıcı nokta ise Asur imparatorluğunun askeri zoru ustaca kullanan ticarete dayalı bir imparatorluk olduğudur. O dönemin ticaret metaları ağırlıkta demir, gümüş, yiyecek, giyecek ve değerli madenlerdir. Bu malların da en yoğun bulunduğu yerin Aryen kabillerin yerleştiği yukarı Mezopotamya ve Zagroslar olduğu aşikardır. Dolayısıyla Asur?un kuzey ve doğusuna düşen toplulukları baş hedef seçmesi emperyal talan politikaları nedeniyledir. Saldırılarına karşı Aryenlerin direniş göstermesi işgal hareketlerinin sert çatışmalara dönüşmesine yol açmıştır. Med (Mada)ismi başta olmak üzere yukarı Mezopotamya ve daha sonra Greklerce güneşin doğduğu yer anlamında Anadolu denilecek bölgede, günümüze gelmiş çoğu yer adlandırmalarının Asur kaynaklı olması, Asurların hakimiyet kurma istemini ve bölgeye duyduğu ilgiyi çok iyi açıklamaktadır. Asur belgelerinde ilk defa MÖ 850?de adının geçtiği ve egemenliği altında olduğu anlaşılan Komagene krallığı hakkında bir Asur kralının tutanaklarında, halkın krala vergi olarak altın, gümüş ve sedir ağacından yapılmış tahta verdiği yazılıdır. Komagene krallığı M.Ö. 700 civarında Asurlara başkaldırır. Bu olayı Asur kralı Sargon?un dilinden veren bir yazıt ?Tanrılardan korkusu olmayan tanrısız bir adam bu. Sadece kötü planlar yapan bir hilekâr. Karısını, oğullarını ve kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve onları Mezopotamya?nın güneyine sürdüm.? Cümlelerini bugüne taşımıştır. Bu yazıt Asur imparatorluğunun askeri, siyasi ve ekonomik kimliğini tanımamızı sağlayan onlarca yazılı belgeden sadece biridir. 

Asur döneminde Aryen kabileler ve aşiret federasyonları Mitani, Hitit, Komagene, Nairi, Urartu ve Med olarak isimlendirilmiştir. İsimler farklı olsa da aynı etnisiteyi temsil ettikleri kesindir. Bu toplulukların her biri ayrı bir uygarlık ve krallık kurmuştur. İlk dönemlerde Asurluların saldırılarına maruz kalan uygarlık Mitaniler ve Urartulardır. Asurluların yönlerini Zagroslara çevirmesiyle bu direnişe daha sonra Med konfederasyonu adıyla tarih sahnesine çıkacak olan kabile ve aşiretlerde dahil olmuştur. Zerdüşt dinini esas alan Medler uygarlık alanı coğrafyaların tümüne yakınını ele geçirmeyi başarmış tarihin en etkili imparatorluklarından birini kurmuştur. Kendi başına ayrı ele alınması gereken bu tarihi olaylardan anlaşılması gereken husus Asur imparatorluğunun, kuzeyinde ve doğusunda bulunan Aryenlerle arasında MÖ 1500?den Asur?un Medlerce yıkıldığı MÖ 612 tarihine kadar yaklaşık 900 yıl boyunca çelişki ve  çatışmaların yaşandığıdır. Bu saldırganlık ve karşı direniş, Aryenlerin bulundukları verimli ovalardan adım adım dağlara çekilmesine neden olmuştur. Göçebe olanlarınsa sürekli dağlarda kalmasına yol açmıştır. Neolitik kültürü geliştirmiş ve tarım üretiminin rahat olduğu verimli ovalarda, geniş vadilerde yaşamaya alışmış kabilelerin yaşam için zorluklarla dolu dağlara çekilmek zorunda kalmaları yeni bir duruma yol açmıştır. Bu yeni bir üretim ve bunu meşrulaştıracak inanç düşüncesi yaratmaya mecbur kalmak demektir. Ya bu koşullara cevap verilecek ya yok olunacak ya da Asur tanrısına biat edilip teslim olunacaktır. Asur imparatorluğu Aryenlere tanrıları Asur?un emirleri gereği saldırmaktadır. Çünkü tanrı Asur, demir, gümüş, sedir ağacı getiren savaşçılardan ve tacirlerden memnun olurum demiştir. Dolayısıyla Aryenlerinde bu saldırganlığa karşı direnen, topraklarını savunan ve zorlu dağ koşullarına dayanmalarını isteyecek bir inanca dolayısıyla ahlak ve politikaya ihtiyaç duyacaklar kesindir. İşte Asura karşı Zerdüştün devrimciliği ve kendi toplumundaki eski inançları da reformdan geçirmesinin tarihsel arka planı budur.

Zerdüşt eski Aryen inançlarını bu toplumun direniş ihtiyacını karşılamak amacıyla reformdan geçirerek yeni bir sentez yaratırken filozofça bir iş yapmaktadır. Bu yönüyle döneminin diyalektik ustasıdır. Düşüncelerini ?kuruluş, kurma? anlamlarına gelen Avesta kitabına yazıp dini kurallar belirlerken de peygamberce çalışmaktadır. Tüm iyilikleri, yaratıcı ve hikmet sahibi bilge tanrı Ahura Mazda şeklinde sunmasıyla da ahlakçıdır. İyiliğin toplamı tanrıya karşı tüm kötülüklerin yaratıcısı ve  aynı zamanda temsilcisi Angra Mainyu?nun varlığına işaret ederek ?tüm insanlar iyinin tarafını tutmalı? davetiyle de bir devrimcidir. Zerdüştün birbirinden ayrı ama tamamlayıcı bu kişilik özellikleri peygamberi olduğu dinin zenginliğini ve toplumla birden çok yol ve yöntemle bağ kurduğunu göstermesi açısından önemlidir.  

Zerdüştün kutsal metinlerinde Arizahi denilen batı ülkesine (ki bu Asur?dur) ?saldırganların yaşadığı yer? denilerek buradan ?tehlike çatışma ve savaş gelen bölge? olarak bahsedilir. Zerdüştün Avestasında Ahura Mazda?nın yarattığı iyiliklere karşı Angra Mainyu da çok sayıda kötülük icat eder. Ve bu kötülüklerin birçoğu batı denilen Arizahi ülkesinden gelen saldırganlığın neden olduğu durumlara verilmiş adlar olduğu anlaşılmaktadır; Tarım topraklarını çoraklaştırmak, ekip biçmek yerine çalmak, ihtiyaçtan fazla hayvan öldürmek, ağaç kesmek, komşusuna zarar verecek tutumlara girmek saydıkları kötülüklerden birkaçıdır. Zerdüşte göre kötülüğe karşı iyinin direnişinin zaferini zora sokan nedenlerin başında her kabilenin sahip olduğu farklı inanç ve bu inançların toplumda yarattığı çelişki ve çatışmalar gelir. Birlik olamamanın dışarıdan gelen kötülüklere kapı araladığını, bunun için sevgi ve sorumlulukla örülmüş birliğin esas alınması gerektiğini emreder.  Her biri kendi başına bir bölgede konumlanmış ve kendilerine has inançları olan kabile ve aşiretlerden kutsal metinlerde en çok bahsedilenleri Mitracılar, Mazdacılar, Zerwaniler ve Daev tapıcılarıdır. Bu kutsal varlıklar birden çok topluluk ya da kabile-aşiretin varlığına işaret etmektedir. Bunlar arasında ciddi çelişkiler olduğunu da yine Avesta?dan öğreniyoruz. Örneğin Daev tapıcıların Mitra tapıcılarına çok sert karşı koydukları ve bir birinin düşmanları oldukları çok açık belirtilmiştir. Daev-Dew-Div bugün Kürtçede kullandığımız anlamdaki Dev-Dew demektir. Zerdüşt bunları ?çayırları bozan öküzleri öldüren, çalışmadan yaşayan yalanın tohumlarını eken Durg-Druj yani ?Derew? sahibi kesim olarak tanımlar ve sert karşı koyar. Eğer bu Daev tapıcıları Pers ve ya Sasani dönemindeki müdahalelerle Avestaya eklenmemiş ise Zerdüşt tarafından eleştirilmelerinin nedeni tarım karşıtı olmaları ve tarım ve hayvancılık yapan kabilelere saldırması olduğunu belirtmek mümkündür. 

Zerdüşt, Hz. İbrahim?in İbrani kabilelerini Yahudilikle, Hz. Muhammed?in Arap kabilelerini İslamla birleştirmeye çalışırlarken yaptıklarını yapmaya çalışmıştır. O Ahura Mazda?yı tek ve en büyük tanrı mertebesine yükselterek bu işe girişmiştir. Tüm eski tanrı ve tanrıçaları Ahura Mazda çatısı altında toplamak temel hedefidir. Yani yaşanan dış kaynaklı büyük tehlikenin bertaraf edilmesinin kabile ve aşiretlerin tanrılarının hepsinden büyük ve yaratıcı bir tanrı yaratarak tümünü onun çatısı altında birleştirmekten geçtiğini bilerek hareket etmiş, bunun için ?Behdin-Drist din? yaratmıştır. 

Zerdüşt, Ahura Mazda dilinden ilk yaratılan şeyin ?sakinlerinin sevdiği bir ülke? olduğunu bu ülkeler içinde en güzelininse ?Airyana? olduğunu belirtir. ?Bilge Efendi, Hikmet Sahibi? gibi anlamlara geldiği kabul edilen Ahura Mazda?nın hikmetini bilip ona inanma işine de ?Dean? demiştir. Avesta dilinde ?Dean? şeklinde geçen bu kavram bugün hepimizin bildiği ve kullandığı ?din? kavramının kendisidir. Avesta?ya göre din, Zerdüştün getirdiklerine inanmak demektir. Özcesi, Zerdüşti metinlerde geçen ?Dean? anlam genişlemesine uğrayarak bugün herkesin kullandığı din olmuştur. Zerdüştün ?Dean? dediği şey eski tanrıça ve tanrılara ait iyi özellikleri kendi tanrısında toplanmış olmasına inanmaktır. Eski tanrıça ve tanrıların özelliklerinin toplam ifadesi olan Ahura Mazda çatısı altında ?Airyana? ülkesinin korunmasını sağlayacak bir ?Dean-Din? yaratmıştır. 

Zerdüşt peygamberin Semitik kültürden gelen peygamberlerden farkı, kendi toplumu içindeki eski tanrı ve tanrıçaların isimlerini ve varlıksal anlamlarını tümden reddetmek yerine onları koşullara göre yeniden ihya etmiş olmasıdır. Bu özellik Zerdüştlüğün demokratik eşitlikçi yanını temsil eder. İktidarcı devletçi İslamın, kutsal kitabı, peygamberi, beş vakit ?namazı? ve orucu olmasına rağmen ?Mecusilik? diyerek Zerdüştlüğe diğer ehl-i kitap dinlerden daha sert saldırması onun bu demokratik karakterinden kaynağını almıştır. Ayrı bir değerlendirme konusu olan felsefik sorgulayıcılığı bir diğer farklı özelliğidir. O büyük bir birleştiricidir. Toplumsal direnişi güçlendiren eski ahlaki değerleri inkar değil yeni bir ahlak ve akılla birleştirme peygamberidir. Bunun temel sebebi üyesi olduğu toplumun aşağı Mezopotamya?daki köleci devletler kadar sert olmayan uygarlıklar kurmuş olması ve Asur saldırılarına karşı egemenleri değil halkı bilinçlendirip isyana çağırmasıdır. Birleştirdiği kabilelere bir birinize karşı değil kötülük tanrısı ?Angra Mainyuya? karşı savaşın demiştir. Birleşen kabilelerin gücünü sömürgeciye talan ve soykırımcıya yöneltme gayreti içinde olmuştur. Bugünün kavramını kullanırsak O bir ulusal kurtuluşcudur. İlk dönemlerde ?nereye gideyim hangi ülkeye gideyim, beni kabul etmiyorlar? serzenişleri ile her peygamberin başına gelmiş ?kavmi içinde kabul edilmeme? zorluğu onun da yaşamında vardır. Soğuk ve fırtınalı bir kış gecesi onu atlarıyla evine almayan Bendva adlı bir kralla olan hikayesi, egemenlerin kendisine daha sert karşı koydukları biçiminde yorumlayabiliriz. Halka karşı eleştirisi ?neden anlamıyorsunuz, neden basit şeylere tenezzül ediyorsunuz, neden maddiyatçılığa itibar edip kendinizi küçük düşürüyorsunuz? çerçevesindedir. Yeniden yapılanmaya karşı çıkan kabile ve aşiretlere karşı çok sert olduğu da görülmektedir. Örneğin ?kötülük tohumu ekenler? diyerek hedef aldığı Daev-Yasnacı Mazanalara karşı tavrı böyledir. 

Zerdüşt reformdan geçirmeye başladığı inançların direnişe, birliğe, dayanışmaya zarar veren yanlarını, sert iklim koşullarına dayanamadıkları için köle olma karşılığında Asur uygarlığına teslim olmayı seçenleri, üretimden kopanları, hayvan yetiştirip çoğaltmak yerine onları kesenleri, ihtiyaçtan fazlasını avlayarak öldürenleri, rahata kaçan tüketici günü birlik düşünenleri şiddetle reddetmiştir. ?Mutlu toprak, tarıma müsait değilken tarla yapılıp üretime açılmış yerdir? diyerek Asur imparatorluğunun baskılarından ötürü dağlara sığınmış kabileleri tarım arazileri açmaya davet eder gibidir. Bu aynı zamanda Zerdüşt?e göre kötülük olan zorlukları aşmak için önerilmiş bir yöntemdir. ?Mutlu insan tarım ürünlerini ve hayvanlarını çoğaltandır? diyerek insanlara anayurtlarına bağlama fikrini vermeye çalışır. Anayurt topraklarında çalışmayı dininin temel ahlaki ilkesi yapmıştır. ?Tahıl eken doğruluk eker? diye buyurmuştur. Amacına hizmet eden ve destek olan eski kültür ve inançların kutsallarını tereddütsüz kabul etmiş, dininin içine alarak yeniden tanımlamaktan imtina etmemiştir. Örneğin Mitra inancıyla ilişkisi ve Homa?ya karşı tutumu böyledir. Mitra?yı Ahura Mazda?nın yaşam veren ışığı olarak tanımlamıştır. 

Avesta dikkatli bir gözle okunduğunda Zerdüşt?ün kendi değerlerinden kaçmayı bir marifet sayanlardan ve teslimiyeti yenilik görenlerden adeta nefret ettiğini rahatlıkla görebiliyoruz. Adeta bugün Rêya Heq -Alevilerdeki ?aslını inkar eden haramzadedir? ilkesinin yaratıcısı ve uygulayıcısı gibidir. Mücadele için toplumu bir araya getirme özelliklerine sahip birleştirici eski tanrı ve tanrıçaların varlığını kabul etmesi belirtiğimiz bu özelliklerinin bir sonucudur. Mitra?yı birleştirici ve aynı zamanda birleşmeye gelmiş kabile ve aşiretler arasındaki anlaşmayı denetleyen tanrı olarak tanımlaması bu dini ilkesi gereğidir. O?nun birden çok tanrıçayı-tanrıyı Ahura Mazda?nın sıfatları şeklinde tanımlamasının sosyolojik anlamı birden çok kabileyi-aşireti birleştirmesi, aralarında ittifak kurup geliştirmesinden başka bir anlama gelmez. Kabileler arası birlik anlaşmalarını ve  bu anlaşmalara bağlı kalmalarını çok önemsediği için Mitra onun yanında baş kutsaldır. Mitra ?anlaşma tanrısıdır? yani mehrdir, mühürdür. Dolayısıyla Avesta?yı tarihsel, sosyolojik ve kültürel ele aldığımızda Ahura Mazda?nın, kabile ve aşiretler arası  birliğin dinsel sembolü olduğu rahatlıkla görülecektir. Ahura Mazda birden çok tanrının gücünü kendisinde toplamış tek ve baş tanrıdır ifadesi güçlerini birleştirmiş ortak ordu kurmuş kabile ve aşiretler demektir. Zaten Med devleti de tam olarak bunun ifadesidir.   

Eldeki kaynaklar Zerdüşt?ün üzerinde en çok durduğu ve güç aldığı kutsal varlık ve inancın yukarıda da değindiğimiz gibi Mitra olduğunu göstermektedir. Mitra, Hindistan?dan Medya?ya oradan da Anadolu ve Roma?ya kadar Aryen kültürünü taşımış tüm toplumların bildiği ve başköşeye yerleştirdikleri bir tanrı olmakla dikkat çekmektedir. Bu kısa bilgi Mitra inancının çok köklü  ve aynı zamanda Aryenlerin tümünde kabul görecek kadar yaşama cevap olmuş değerleri temsil ettiğini gösterir. Bundan olacak ki Avesta?da ?hakikatin muzaffer tanrıları Mitra ve Ahuraya taparız; Yıldızlara, aya ve güneşe taparız. Bütün memleketin tanrısı Mitra?ya taparız? inancıyla Zerdüştlük içine alınmıştır. Ateşin efendisi olarak da sıfatlandırılmıştır. Bütün kötülüklere karşı savaşan adalet tanrısı diğer ismidir.

Mitra, sembolü en büyük ısı ve ışık kaynağı güneştir. Aryen mitolojisine göre Mitra her akşam ?Hara Brzati?den dünyayı gözler.? ?Brzati? Avesta?da ?yükseklik? anlamında kullanılmıştır. Bu kavram günümüz Kürtçesinin tüm lehçelerinde ?berzati? olarak yer almakta ve yine ?yüksek yer? genel bir ifade ile ?tepe, dağ? anlamında hiç bozulmadan kullanılmaktadır. Demek ki Mitra her akşam dünyayı ve içindekileri Hara dağından gözlemektedir. Zerdüşt tarafından yeni koşullara göre uyarlanan Mitra her şeyi görür, her şeyi duyar ve her yerde hazır nazır olan bugünün Xizir?ı özelliklerinde tanıtılmış bir güneş tanrısıdır. İyi niyetli ve anlaşma tanrısıdır ama aynı zamanda savaşlarda kötülerin canını alacak kadarda şiddet yanlısıdır. 

Çin ve Türki kavimlerin yaşadığı bölgeler haricindeki hemen her yerde bilinen ve tapılan bir tanrı olan Mitra, Komagene krallarından Mitrades?in yapmaya başladığı Nemrut dağı tapınağında da önemli bir yer edinmiştir. Roma kralı Julian (356) bilinen son Mitra tapıcısı kraldır. Hristiyanların kutladığı 25 aralık Hz. İsa?nın doğum günü Roma Hıristiyanlaşmadan önce Mitra?nın doğum günü olarak kutlanıyordu.

...



(Bu yazının devamını sitemizde pdf dosyası olarak ?Kürdistan?da Yaşayan Halklar ve İnançlar? konulu Komünar dergisinden okuyabilirsiniz.)

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.